Arkadaşlar ben bir yamuldum, pehii... Çalışma saatlerimiz 07:00-16:15 olarak değiştirildi. Neden, çünkü Saçaklı artık evden çıkarken hava aydınlık oluyor diye sevinçliydi! 05:30'da kalkıyorum. :/ Kendimi konuya alıştırmam bugünü buldu. Diğer günler ya eve gelip uyudum ya da 20:00 sularında yattım. Ya ne yapacağıdım!? Sabahları ortalıkta kimsecikler olmadığından biraz güvensiz hissediyorum. Bir zaman sonra virüsün ve karantinanın başka boyutlarıyla yüzleşmemiz gerekmez umarım... Yine de Nisan, Mart'a göre daha güzel başladı. Mayıs da Nisan'dan güzel olursa yırttık! :) Sonra ver elini Haziran'da bilemedin Temmuz'da memleket... Ay hadi inş... ♥
15. Film soundtrackinden bir şarkı
Şu blogu hayatımda bilen 3 bilemediniz 4 kişi var. Onlardan birine "tırt parçalar"ımdan fenalık geldiği için bugün Norveç yöresinden istek parça alıyorum. :))
Bu işi de sevdim. :)) Daha varsa peçeteye yazıp uçak yapın, gelsin! ♥
Ailem mi öyle yönlendirdi yoksa ben mi istedim bilmiyorum. Gitardan önce de ilkokulda hem basketbol takımındaydım hem de folklör ekibinde. Çok hareket edince hemen yorulan, çelimsiz bir çocuktum ama ikisini de seviyordum sanki, öyle hatırlıyorum. O zamanlar tüm özel günler ya okulda ya stadyumda kutlanıyor tabii.. Biz de hepsinde varız. Kaçıncı sınıftaydık hatırlamıyorum, bir 23 Nisan zamanı yurt dışından çocuklar gelmiş, kabul eden ailelerin evlerinde kalmışlardı. Bayram günü de okulda herkes kendi ülkesinden hünerlerini sergiledi, dolu dolu bir kutlama olmuştu.
11. Aşk hakkında bir şarkı
asdafsagdsafasgh :))
Birkaç yöreden oynadığımızı biliyorum ama senelerdir sadece bu türküyü ve buna ait ilk birkaç hareketi asla unutmuyorum. Tüm gösteriler bittikten sonra da İsveç'ten geldiğini hatırladığım sapsarışın bir ovlana yanaşıp hatıra bir şeyler vermiştim, fotoğraf da çekilmiştik. Tabii ki çok hoşlanmıştım ^_^ Ay belki de ilk aşkım mıydı acaba yaa! ♥
Sonra ben nasıl olduysa bir dönem sürekli esmer sevdiğimi, esmerleri beğendiğimi düşünüyordum. Dönem dediğim de baya yıllar yıllar. Kendime gelişim son 4-5 yıl yani o kadar... Ya ben Kıvanç'cı, Karius'çu insanım, benim ilkokulda ciklet verdiğim çocuk belli, esmer nedir! :)) En kötü kumral, yahu! :D Neyse, artık bu gerçek asla unutulmayacak... Flaş flaş!
Bugünkü yazı çekirdek aileme de eğlence oldu! Çünkü ilk önce bu çocukların nereden geldiğine emin olmak için ablamı aradım. Çocukların geldiğini hatırladı ama geri kalanlar yok. "O zaman annemlere sorucam" dedim, "heralde o zaman gidip de çocuğu beğendim dememişsindir" dedi. Büyük ihtimal dememişimdir ama kesin belli etmişimdir, eder(di)im çünkü! :)) Zaten O da "evet sen o zamanlar biraz saftiriktin" diyerek bitirdi. :D
Sonra karantinanın hakkını veren anam ve babamı aradım. Onlar da sadece öyle bir 23 Nisan etkinliği olduğunu hatırlıyor. Ailecek hafızasızız! :) Dedim ki "o zaman ortalıktaki albümleri dökün içinde ecnebi gardaşlarımla fotoğraflarım olması lazım". Ay bulamadılar... Olsun... Hep beraber böyle bir saçmalıkla az kafamızı oyalamış olduk. ♥
Aynı günden mi hiçbir fikrim yok ama şu yukarıdakini buldum başka bir sosyal medyamdam. İdare edersiniz demi?
Benim her gün yazamayacağım o kadar belliydi ki... :) Keyfimin peşindeydim, iyiyim yani. Çoktandır bağır çağır şarkı söylememiştim misal, uygun ortam yoktu. Çatı katı, yan boş, aşağısı boş neden söylemeyeyim? Allah affetsin, söyledim! Evrenden özür diliyorum. :) Gitar almamıştım elime çoktandır, onu da yaptım. Ben gitar çalabiliyorum gonşular. Yani çalabiliyor-dum. Her şey düzelsin, İzmir'e bir gidişimde koluma takıp getireceğim ve baştan başlayacağım. Bir süredir zaten aklımdaydı, dün iyice gaza geldim.
18. Sana birini hatırlatan bir şarkı
Ortaokulda belediyenin açtığı bir kursa gidiyordum. Size yemin ederim aylarca sadece şu aşağıdaki parçayı çalabildim ve bıkmadım da... Şarkı tabii ki ablamı hatırlatıyor! :) Düşünün, kendinizden sekiz yaş küçük bir kardeşiniz var ve durmadan gelip "bak çalabiliyorum" deyip çalıyor, ahhahaha :D İyi ben bu yaşa kadar geldim yine...
Sosyal mesafeyi birazcıcık ihlal etmiş olabileceğim bir hafta sonu geride kaldı. Şimdi nevresim değiştirmek -ki onun dünyada bi daha yüzü gülmesin-, işe kahvaltı hazırlamak, markete haftada bir gidebilmek için kapsamlı bir liste hazırlamak gibi gerçeklere dönme zamanı...
İki sene önce bugün son bavulumu da alıp, ertesi gün yeni işe başlamak üzere İstanbul'a göç etmişim. O zamandan beri şehrin yüzü gülmedi! :P
Elbette ki hayatımda hiçbir şey değişmedi diyemem. Sosyal hayatımı olduğu gibi korumaya çalıştım, belki daha iyi bile oldu. Yemem içmem değişmedi. Aşk hayatı hala nanay... Biraz yaz ayları fark etti haliyle. Nerde o her cuma yazlığa kaçmalar! :@
Tabii en önemlisi aile... Yapış yapış bir aile olmadık hiçbir zaman ama hele şu günlerde ne olur ne olmaz diye 'acil' durum planı yapmıyor değilim aklımın bir ucundan...
O bahar buraya gelecek! Biz yine yolları aşıp sevdiklerimize kavuşacağız. O zamana kadar ilk iş günümde ablamın aldığı şu aşağıdaki bahara baksak ya biraz... ♥
Sizin iş yerlerinde de var mı bilmem, hani şu birinci ayını doldurunca ya da sene-i devriyede tatlı alma gelenekleri... Arkadaşlar, ben tatlı yerine tuzluyu tercih edip, şerbetli tatlıdan hoşlanmayan bir insanım ama (Zihin Bey bu sefer beni kesin öldürecek) bir kısmınız zaten biliyordur, Gaziburma diye bir yer var... Resmen özel bir gün olsa da iş yerine burma kadayıf söylesek diye bekliyoruz. Bak o kadar diyorum! ♥ Yarın da malum benim ikinci senem olmuş oluyor... Kafam çok karışık dostlar! :)
Biliyorum o, bu değil ama anlayışlı olun biraz, aklımı alamıyorum, nereye baksam onu görüyorum! :))
3. İsminde yemek adı geçen bir şarkı
Bir diğer tisqinme muumınttan el sallayarak gittim.
Sizin de kol kemiğinizin hemen dirsek bitişiğindeki kısımda kapı kolu kadar bir oyuk oluşmadı mı? Oram çürüdü galiba benim, bir süre sonra düşecek. Corona dirseği diye hastalık türerse Saçaklı dediydi dersiniz! :)
Bugün serviste en azından uyur gibi oldum. Gözler yarına çevrildi, dadas dasda das! :P
Yeri gelmişken o yarına çevrilen minnoş gözlerim bir süredir yanıyor. Hem gündüz hem akşam bilgisayar ekranını kaldıramadılar. Göz yaşı şeysi kullandım, bakalım işe yararsa... Zaten hay ben bu bünyemi...
İş açısından hareketli, buraya malzeme çıkarmayacak kadar tırt bir gün olmasını da fırsat bilerek gözlerimi sizin bloglara saklıyciim. (Uyuyakaldı...)
13. Playlistinde karışık modda çalan ilk şarkı
Bugün aklıma bir hinlik gelmediği için şu maddeye geçeyim dedim. O kadar 9-8'lik şarkının arasından tek tük olan romantikli, melankolili olanı seçti iyi mi!
Daha önce de belirttiğim gibi, bence Bülent Ortaçgil'den daha güzel söylüyor, bana ne...
Yardım: benim bu yuutup fideoları neden tam görünmüyor? o.O
Sabah kalktım, yüzümü yıkadım, servise yetişebileceğim bir saatte çıktıktan sonra iş yerinde öncelikle kahvaltımı etasfdaghdjasdgh... Yemin ediyorum aynı böyle günlüklerim var benim, ortaokuldan :)
İki gündür sabahları serviste uyuyamıyorum. Bakın bu bi dramdır! :) Sabahları yataktan çıkmamı sağlayan şey bu, benim için. "Hadi Saçaklı şimdi kalk, nasılsa serviste yine uyuyacaksın!". Cuma'ya kadar beklerim. Baktım hala tık yok, kendime yeni bir sebep bulmam gerek, hoff...
İş yerinde, yarından itibaren birkaç departmanın daha bulunmayacağı bilgisini aldığımız, bizim ise gitmeye devam edeceğimiz gerçeğinin değişmediği bir gündü. Şuan gerçekten evde kalmamdan daha sağlıklı bir durum, dert etmiyorum.
Bir ara her nasılsa kimsenin birbirine ilişmediği bir boşlukta kitap okumam gerektiği sorunsalına odaklandım. Aslında şuan Aziz Nesin -Yol / Böyle Gelmiş Böyle Gitmez - I okuyorum. Lakin işe git, gel blog yaz, telefon fışfışla derken hep yalan oluyor. Araya bir polisiye sokarsam muvaffak olurum gibi geldi. Kısa bir süre bu konu peşinde liste yaptım.
*** Fermina, bize polisiyeye giriş 101 yaz! ***
İş yerinde öküz gibi yediğim için akşam yemeği yiyesim gelmedi. Onun yerine cin koyayım dedim. - Yine o kadar mantıklıyım ki!- asıl amaç bu aralar aşk yaşadığım bir krakeri tüketebilmekmiş meğer. Normalde haftada bir balığını mutlaka yiyen, kahvaltısnı akşamdan yeşilliklerle hazırlayıp iş yerine götüren bir tipim. Sigaram da yok ama bu gerçekten başka bişi, bu resmen dalga köpürtmesi! :))
Musikili çelıncı da asla pas geçmek istemiyorum lakin allaşkına 23'e şu aşağıdaki aklının bir köşesinden geçmeyen var mı? Bak ona göre felsefe hocamı değil de eşini arıcam artık! :P
Yok ben ilk önce kahvemi koyar o esnada telefon fışfışlarım, kahvaltımı ise ancak spordan sonra yerim'ler falan hafta içi hep "hadiiii anca gidersin!"... Ve gerçekten öyle, anca giderim! Üçüncü ertelemeden sonra yorganı üstümden kaldırabiliyorsam servise koşmama gerek kalmıyor. Bugün de kalmadı, şükür! :)) Şimdi size beyaz yakalılık anlatacak halim yok. Öğlen arasında felsefe hocamı aradığımı anlatsam belki biraz kurtarır. Buraya daha önce yazdım mı bilmiyorum, lise sonda tanımadığım insanlardan dayak yemiştim. Baya yanından geçtiğimiz bir lise grubu saçımı başımı yoldu. Ve yemin ediyorum 10'da 0 kusurluydum. 0,1 falan bile değil. Kafamdaki saçların yarısı döküldü, bir takım röntgenler, tomografiler, boynu bir süre kıpırdatamamak derken geriye sadece içimden nasıl taşıracağımı bilmediğim siniri kaldı. Onu da bir gün kumandayı duvara fırlatarak kırmamla sanırım bir miktar attım. (başka da duvara eşya fırlatmışlığım yoktur.) Neyse... Lise son olduğu için dershaneye de gidiyorum, klasik... Bir felsefe hocamız vardı her şeyi aşkla anlatabilen. :) Daha çok da arkadaş gibiydi. Bugün hesapladık zaten aramızda on yaş varmış. :)) O dönem bozulan psikolojimi yine kendi çıkış yolumu kendim bularak, benimle haftada bir yarım saat de olsa muhabbet etmesini sağlayarak buldum. Sonra dershane bitti ama Cable Guy Saçaklı bırakır mı! Arada ziyarete gittim, gidemiyorsam aradım derken bir yerden sonra telefonunu kaybettim. Yıllaaaaar geçti şükür ki yaşıyor muyum diye kontrol etmek için o aradı. :) O zamandan beri yine kopmadan görüşüyoruz. Yani ben öyle sanıyordum. Yine bugün fark ettik, bir sene olmuş görüşmeyeli :/ O sırada bir takım felaketler yaşamış... Şimdi iyi, zira klasik sorularını "ya sen hala evlenmedin mi" , "kaç yaşındaydın sen ... bak 40'a az kaldı!" sıraladı... ♥ Sonrası malum biraz korona geyiği... Ama kahkaha atabilecek çeşidinden! :) Ve konuşmanın sonunda pazartesiye nanik yapan bir iç huzur! Vurdu gol olduuuu...
Siz ola ki topu bugün taca attıysanız diye şuraya içinizdekileri kusmak için başka bir yol bırakıyorum. - Yalnız adamın nasıl içine oturduysa artık! o.O -
19. Öfkeli olmak
hakkında bir şarkı
Yeterice tisqindiyseniz elimde mendil, dizlerden hafif salınarak gittim ben... :)
Dünkü tamirat işleri beklediğim kadar iyi gitmedi. Fena idare etmiyordum aslında ama insanlardan kaçmak için eve kapanmak dahi yetmiyor bazen... İki kemer ve bir bornoz kuşağını birbirine bağlayarak penceren bir poşet çekmem gerekti diyeceğim sadece! Dahasını da demek istemiyorum sevgili komşiler...
Onun yerine tamirata kaldığım yerden devam ederek daha önce izlemediğime sevindiğim şu filmi izledim diyeceğim. Aşık oldum itoğluğide! ♥
Günlük tutma çelıncımıza ek olarak bir de şöyle şarkılı türkülü bir seçeneğimiz varmış. Aslında ben asalak gibi milletin listesine salça olacaktım, kararım bu yöndeydi. Sonra dedim acaba pavyon şarkılarından bir liste hazırlayabilir miyim? Meğer sandığım kadar bilgili olduğum bir konu değilmiş. :)) Benden nasıl tisqinirsiniz diye düşünüyorum, yapıcaz bişiler! :D Karışık çala tıkladım varsayın;
2. Seni tarif eden bir
şarkı
Her şey, bir yaz Bozcaada'da tatil yapmaya çalışırken hiç güneş yüzü göremememizle başladı. ♫♪"Adalarda Yanıksızım"♪♫ diye diye dolaştım ortalıklarda. :)) Sonra bu, her duruma evrilmeye başladı. Şimdi de ♫♪"Karantinada Salonsuzum"♪♫ işte...
Bugün düne göre daha geç kalktım, çünkü neden, gece geç yattım, o da asap bozukluğundan sebep... Neyse ki yeni tur yeni şans diyerek bastım kahve suyunun düğmesine. Sizlerden edindiğim faydalı siteleri, bilgileri falan hep sevdiklerime pasladım kahveyi yudumlarken. Millet korona paylaşımları dışında bir şey görmeye aç aç! (bknz: Yiğit Özgür karikatürü)
Devamını da dünkü gibi getirdim, 7-8 dakikalık spor, yihha! Yemeği hakedince de yine geç bir kahvaltı hazırladım. Evde olduğum her gün mahallemiz kumrularına pencere önü ikramlarında bulunuyorum. Aslında dün de yapmıştım ama yazmayı unutmuşum. Bugün de değişmedi.
Ilık bir duş, dur türk kahvesi de yapayım öyle otururum derken ta taaa... Birazdan gider siz ne yapmışsınız kontrol ederim. Akşam olunca da belki yine dünkü gibi eski ama güzel bir film bulurum.
Hafta sonu 2'de 2 yaptık lakin hafta içi aynı performansı gösterebilir miyim şüpheli. Malum işe gidip-gelmeye devam... Du bakalım ya, masa var neticede!
Nisan sonuna kadar devam eden bir çelınc var imiş. Blog, bitirilemeyen çelınc çöplüğü olmasına rağmen elbette ki katılıyorum. :)) Nisan sonuna kadar bir nevi her gün günlük tutacağız. Yine dene, yine yenil bizden sorulur diyerek sağ ayakla giriyorum... Dün gece erken uyuduğumu sanıyorum. Uyumadan önce de son bir hamle ile saatimi 9 sularına kurmuşum. Good boy! :) İşte o sıralarda bir gayretle kalkıp evi de boş görünce sevindirik oldum, yalan yok. Hemen gidip kendime bir bardak kahve koydum. Evin bir süredir kullanamadığım bölümü salona gidip, elimde kahve ile tv'de ne kadar saçma şey varsa izledim ve sosyal medya fışfışladım. Bir klasik olarak sesli güldüğüm gönderileri sevdiğim kişilere paslayarak bir kez daha güldüm.
Sonra inanmazsınız yine bir gayretle matımı alıp 7-8 dakika da olsa spor yaptım. Karantina sebebiyle normalde ücretli olan uygulamaların bazıları bir süreliğine beleş! :) Bildiğim bir tanesi 7 Minute Workout | Down Dog. Nike Training Club ise sanırım sürekli ücretsiz. En azından ben uzun zamandır ücretiz kadarıyla ihya oluyorum. :)
Eh sadece kahveyle nereye kadar diyymi efenim! Soğanlı bir menemen ve bol limonlu bir takım yeşilliklerle geç bir kahvaltı edip 12:30'daki Cambly randevuma geçtim. Şirketimiz sağolsun, isteyenlere 6 aylık ya da 1 yıllık paket alabileceğini iletince ben varım dedim. Çünkü neden yararlanmayayım? :) İlk başlarda düzen oturtana kadar saçma sapan gelse de kafama göre birkaç hoca bulduktan sonra eğlenceli bir hal aldı. Karantina meselesiyle de iyice arkadaş gibi olduk. Dedikodu da yapabilir hale gelmemize ramak kaldı gibi hissediyorum. :D O zaman deymen qeyfime be! :P Henüz Cambly hocalarımla dedikodu yapamadığım için dersin ardından ilk önce ablamı arayıp bir takım iş dedikodusu yaptım, uppsss! :) 2 seneye yakındır başka şehirlerde yaşamamıza rağmen annem ve babamla görüntülü konuştuğumuzu hiç hatırlamıyorum. Dün gece gelen şehirler arası seyahat yasağının da etkisiyle onları da görüntülü aradım. Mutlu oldular ^_^ Ben de oldum. ♥ (Şükürler olsun sadece kendime) Türk kahvesi yapıp odamda pc karşısına kuruldum. Önce bir baktım siz neler yapıyorsunuz diye. Sonrası işte malum... Normalde kendini eyleyebilen biri olmama rağmen, bir süredir farklı cephelerde yaşadığım gerginlikler nedeniyle dün beni hayli zorlayan bir gün oldu. Bugün onu tamir etme zamanı ve bence bu saate kadar da fena gitmedim. ♥ (15:15) Günün devamında biraz daha sizin bloglara salça olur sonra da beni iyi eden şeylerle sosyal mesafeli sarılmaya devam ederim. Dirsekleyerek gittim... :)
Vücudum bu sıkıcı hayata tepkisini benden daha iyi gösteriyor. "Kendine gel" diyor bana, "bu renksiz hayattan sıkıldım, beni azıcık eyle"! Geçen hafta bu isteğini şu aşağıdaki şekilde belli etti. o.O
Çarşamba sabahı (09/01) servise yetişmek üzere kendime gelmeye çalışırken (06:00 suları) birden ellerimi fark ettim. Normalde uyanamayan ben, olayın şokuyla saniyenin onda birinde kendime geldim. Hemen ovarak yıkamaya başladım, çıkmadı. Kolonya boca ettim, fayda etmedi. Koşarak yastığımın altına baktım, kapı kollarını kontrol ettim, telefon kılıfıma (turuncu kendisi) elimin diğer yerlerini sürttüm. Hiç biri değil. :@ El mahkum hazırlanmaya devam edip servisi yakaladım. Sonra ilk iş olarak guggılladım tabii ki. Abavv!! Melekler-şeytanlar gece gelip kına yakıyormuş, bu bilgiye ulaştım! :)) "Lucifer gelmiştir işallah" diyerek diğer linklere de tıkladım. Karaciğer, dalak, bulaşıcı, hayır değil... şeklinde bilgileri de geçip telefonu cebe attım. Servis yolculuğumun geri kalanında uyumak daha tedavi edici olur gibime geldi. Uzatmayayım... Bir kere kesin bulaşıcı değil. Gözlerinizin beyazı sararmadıysa ve ateşiniz yoksa böbrek, dalak, karaciğer derdine de düşmenize gerek yok. Yediklerimizden oluyormuş. Aslında bir gün önce turuncu hiçbir şey de yememiştim. Şart değilmiş. Pizzanın içindeki farklı yerden alınmış herhangi bir baharattan bile olabilirmiş. Azalarak gitti.
İlk şokun ardından benim için tek kötü yanı saçlarımı boyamışım da, boyalar ellerimden çıkmamış gibi görünmesi, efenime söyliim yağlı bir şey yemişim de parmaklarıma bulaşmış gibi durması oldu. Bunun dışında ağrı, sızı, yanma veya kaşıntı hiç olmadı.
Yazdım çünkü yarın öbür gün siz veya yanınızdaki biri böyle uyanırsa "Saçaklı'ya da olmuş, geçiyormuş, panik yok dostum" dediğinizde gelecek rahatlama... Bu sefer de Feriştah Yenge olamadım... Bu sefer de turuncu bir Hulk'a dönüşemedim arkadaşlar! Fücudum bir süre kendini renklendirerek eğlendi gibime geliyor. Bir dahaki eğlencesinde yeniden buluşmak üzere! Renkli günler... :)
Yaşıyorum! :)) Nisan'ın başında İstanbul'a göçümü gerçekleştirdikten yaklaşık bir ay sonra ev değiştirmem gerekti. O sırada İzmir'dekilerin sağlıkları yine gel-git yaptı. Ben totomu gezdirdim, derken böyük şehir beni yenmiş gibi göründü ama yok öyle bir şey! :D Yenişmeye çalışmadan usul usul yaşıyoruz. Oscar öncesi yetiştiremediğim filmlerden The Shape Water'ı izledim mesela, çok güzeldi... The Alienist diye bir diziye rastlayıp, bayılarak bitirdim (Kesin izleyin... Mutlak... Valla bak!). Şimdi de Guilt ile gerginliğe devam..! Geçen hafta sonu İzmir'e gidip-gelesiye Emine'nin Yanında Konuşulmayacak Şeyleri'i okudum. Yazarı Deniz Poyraz'ı tesadüf eseri instagramdan takip ediyordum. Merak ederek aldım, pişman olmadım. <3 Metroyla bir yerlere giderken de e-kitap okuyorum İzmir'deki gibi... O daha bitmedi, yeterince fink atamamışım demek! :))
Şimdi bir gayret, alıp başınızı gittiğiniz challenge'a da yetişebilirsem kendimi baya geri dönmüş sayacağım.
Boredom is Fun paylaşmıştı, Fermina Türkçe'ye çevirdi, Nur topu gibi, 52 haftalık bir challenge'mız oldu. Hafta 12 (19 - 25 Mart) Write about some of your favorite places. / En sevdiğiniz yerler, mekanlar hakkında yazın. Yatağım! :)) Sevdiğim mekanların en başında geliyor. Vücut şeklim oturmaya hiç elverişli değil. Ayakta nereye kadar duracaksın... Ama yataylık öyle mi... :)) Çok uyku değil. İstediğim zaman, yettiği kadar uykudan yanayım. Bunu bana sağlayan her yer benim bebeyim! <3 Başta şu aşağıdaki olmak üzere bir takım çatı katları...
İzmir'e yolu düşenlere Alsancak - La Puerta... Lütfen ısrarla margaritasını deneyiniz! Kime tavsiye ettiysem öylesini içmediğini belirtti. Bozcaada, Gökçeada ve bir takım adalar... Ada seviyorum cicim, engel olamıyorum... :) Popülerliği yüzünden ön yargı ile gidip, bağrıma basasımın geldiği Venedik... Sokak aralarında kaybolup kaybolup suya rastlamak... <3
Hayaller size challenge'da yetişmek... Gerçekler arada bir gelip "yaşıyorum" demek olabilir. :)
Bir süredir, olması gereken hareketlilikten ziyade ev halkının hastalıklarıyla kıpırdanan hayatıma, 17 Şubat'tan beri ufak ufak canlanmalar geldi. Ya da şöyle söyleyeyim; ne zamandır çabaladığım itelemeler sonuç verdi! :) İlk olarak "ben artık bi sosyalleşeyim"den yola çıkarak FujiFilm sokak Fotoğrafçılığı Workshop'una katıldım. Detaylarına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Amacım ne bir şeyler öğrenmek ne de mükemmel pozlar yakalamaktı. Sadece, bir değişiklik ve yeni iletişimler gerekiyordu, çokça sağladı. Çeşitli illerde aynı uygulamayı belirli aralıklarla yapıyorlar. Sizin de bu tarz bir şeye ihtiyacınız varsa tavsiye ediyorum. Lütfen "tek başıma ne yapayım" diye düşünmeyin. Gidin bir deneyin. ;) İkinci olarak, aslında ilkinden çok çok önce adımlarını attığım kurslarımdan bahsedeceğim... Bir arkadaşım sayesinde belediyelerin halk eğitimlerinde çeşitli ücretsiz kurslar açıldığından haberim oldu. 2017 Kasım'da yakınımdaki halk eğitimlere uğrayıp ilgimi çeken kurslarla ilgili istek formu bıraktım (bu şekilde işliyor). Üzerinden yaklaşık olarak üç ay geçtikten sonra Şubat ortasında aynı anda iki kurs birden başladı. Kurslardan bir tanesi web tasarım... 20 Şubat'tan beri, hafta içi her gün 08:30-14:45 oradayım! 23 Mart'a kadar da devam ediyor. Kendisi ücretsiz olduğu gibi, işkur destekli olduğundan üzerine bir de bana para yatırıyorlar. Ben bunu bilmeden, oyalanayım diye başvurmuştum, bonus oldu. :) Kodlar ile site oluşturmak, adobe flash ile animasyonlar yaratmak, arka planda neler olup bittiğini az da olsa anlamak bir hayli ilgimi çekti. Çok doğru bir tercih yapmışım. <3 Diğeri kurs ise grafik tasarım... 19 Şubat'tan beri, pazartesi ve çarşamba akşamları 18:00-21:00 saatleri arasında da oradaydım. :) Adobe Illustrator, Photoshop ve InDesign öğretiliyor. Bunda işkur desteği yok ama siz de para vermiyorsunuz. Haziran'a kadar 4 ay sürüyor. Aşağıda okuyacağınız sebepten dolayı bunu ne yazık ki bırakıyorum. Ama diğerinin sertifikası için gitmeye devam edeceğim, kararlıyım. <3 Lütfen siz de aynı durumdaysanız, ya da etrafınızda işsizlikten veya bir takım başka sebeplerden darlanan arkadaşlarınız varsa deneyin/haberdar edin. Kaybedecek hiçbir şeyiniz olmadığı gibi para harcamanıza gerek kalmadan yeni bir şeyler öğreniyorsunuz. Aniden düştüğüm bu yoğun tempo bana gerçekten çok iyi geldi. ^_^
Şimdi gelelim esas meseleye... :D Challenge'ın yedinci haftasında şurada, işle ilgili bir takım isyanlarım olmuştu. O konuda da Mart başından beri bir hareketlilik var. (Son söyleyeceğimi direkt yapıştıracağım ama...) İstanbul'a taşınıyorum! o.O :@ :D Söyleyebileceğiniz çoğu şeyin farkındayım! O yüzden lütfen bana orada yaşamanın zorluklarından, trafikten, falandan filandan.. bahsetmeyin, lütfen..! :)) Bir ben eksiktim, onu da biliyorum... Yapacak bir şey yok anacım! İzmir'de aylarca aradım, olmadı... O hayat bi yerlerde kurulacak!! :D Yarın akşam yine İstanbul yolcusuyum. Biraz eşya götüreceğim, biraz da işim var. Vakit bulunca tünelin ucunun nereye çıktığından sizi de haberdar ederim. Umarım aydınlığa doğrudur... :)) Değilse de bir daha deneyeceğim! Mecbuuuur... ;)
52 haftalık challengemızda 4. hafta, pencerimizden görünen manzarayı soruyordu. Ben de böyle cevaplamıştım. Zımba gibi (baya, böyle deriye saplanmalı...) başlayan 2018, hız kesmeden beni şaşırtmaya devam ettiği için sorunun cevabına ve hatta hayata güncelleme geldi. Öğlen 2 sularında çekilen, penceremden görünmeyen manzaram artık şu şekilde;
İlk fotoğrafta, kitabın üzerinde duran şey kablosuz bir kapı zili. Diğer odadan sizi çağırması gereken bir hastanız varsa ve seslenemiyorsa ya da gece kimseyi uyandırmamak için bağırmadan, odalar arası haberleşmek istiyorsanız bir hayli kullanışlı. Gördüğünüz parçayı evin içinde yanınızda gezdirebiliyorsunuz. Zili çalmaya yarayan düğme kısmı da hastanın yanında duruyor. Bangır bangır çalmıyor, çeşitli melodileri de mevcut. 2008'de doğan bir gereklilikle almıştık. Lazım oldukça kullanıyoruz, hala sağlam. Belki aynı durumda olanlar vardır veya başka bir durum için fikir olur diye bu bilgi de burada dursun. Zira insana nefes aldıracak çözümlerin nereden çıkacağı belli olmuyor. Gugıla 'kablosuz kapı zili' yazarsanız çeşit çeşit bulabilirsiniz. Ürün yerleştirme burada sona erdi... :P Adsız'ın önerisiyle, korfleks tabağıma ineğimin altından neskuik sağıp geleyim de zil çalmazsa diğer haftaların cevabını da yazmaya çalışayım. :)
Sabah uyandığımda konuşmakta zorluk çektiğimi fark edince inadımdan vazgeçip doktora gitmeye karar verdim. İyileşmek için gösterdiğim çaba aile hekimimiz tarafından takdir edildi. Ama antibiyotik şart olmuş. Geçmişimde az kullanımı olduğundan hemen işe yarıyor, zaten O da üç tane verdi. Kullanılabilecek adette... Aslan aile hekimi! :) Neyse efenim bu, bir haftanın ardından sokağa ilk çıkışım oldu. Yaklaşık bir aydır kendimi ruhen ve bedenen çok salmış durumdayım. Bir takım aksilikler arka arkaya geldi, işsizlik zaten malum... Derken bende kendini bir kilitleme süreci gelişti. Spora falan gitmiyorum 18 gündür... Bir ara evde devam ettiriyordum ki sümüklerim akmaya başladı. :)) Bu iş böyle olmaz diyerek halk eğitime gidip bir adım atmaya çalıştım. Doktor ve bu ikisine gidip eve dönmem 2 saat sürdü, ben kafamda 5 tane cinayet işledim! :D Hayat duruyor ama zaman durmuyor. Bir yerden düzenin içine sızmak lazım... Akşama doğru internetten sohbeti fena olmayan biriyle buluştum. Arkadaşlar bu işlerde esas tehlike böbreğinizi kaybetmeniz değilmiş. Sıkıntıdan bileklerinizi kesmek istemenizmiş!!1!1!11! :)) Böbreği, kalabalık yerde buluşur, en olmadı arka masaya bacını, dostunu oturtur kurtarırsın. Bileklerini kesme isteği geçmiyor. :D Bir ara sıkıntıdan kendimi "ulan ben acaba kadınlardan mı hoşlanıyordum" diye düşünürken buldum. Sonra çapraz masadaki sempatik ovlanı görüp kendime geldim! :P Şuradan birkaç kişiyle yüzyüze görüşmüşlüğümüz var. Hadi ben abartıyor olayım ama gerçekten anlaşması çok kolay ve çoğu konuyu gerekli hallerde geyikle bağlayabilecek bir insanım. Adam yersiz tespitleriyle yeminle içimdeki mizahı öldürdü. Duruma göre herkes ufak tefek tespitlerde bulunur. Bununkilerden sadece bir tanesini yazayım da görün..! Müzikle uğraşıyormuş kendisi... Yalan söyleyerek insanların vaktini çalmak istemem. "Ben pek müzikten anlayan bir tip değilim" dedim. *klasik avm sever beyaz yaka* tespiti yedim. :@ Ya beni, Zihin Beyciğim, Fermina'anımım ve Sibelynkacığım blogundan sopayla kovalamamış sen kim köpeksin! :))) Benzer şekildeki tespitlerin ardından buluşmayı kısa kesip, "şunları şunları bana uygun bulmadım, şöyle insanlardan hoşlanmıyorum, ikinci buluşma olmayacak ama yolda görürsem selam veririm" dedim, gülümseyerek. Biraz itiraz yedim tabii... Normalde bir süre sonra zamandan tasarruf ettirdiğim için bana içinden teşekkür etmesi gerekir. Ama benim haricimde herkes o kadar zeki ve o kadar entelektüel ki kesin ben yanılıyorum ve çok cahilim keşke ölsem..! :)))
Sosyal deneylerim sürecek... Bizi izlemeye devam edin!
Madem yeni yıla girdik. Neden hemen minnoş bir mim ile günümüzü şenlendirmiyoruz? :)) Sonik Hanımcığımla yazışırken "17 fotoğrafla 2017'yi mi anlatsak" minvalinde bir cümle kurmuştu. Fikir onun, zinciri ben başlatıyorum zira fikri kendisinden de çok beğendim! :P
* Angara
* Ablamla termal havuzlu tatil yapmıştıktı
* İzmir'e KAR yağmıştı
* İstanbul'u Adalar'dan gördüm
* Adana'da ete doydum
* Bahçe mahsulleri <3
* Kos (the dandik ada)
* Uçuğa son!
* Elveda sağlık bozucu iş
* Selam Barcelona!
* Olmaz olası ana, deniz anası!
* Kalp taş <3
* Avrupa'ya benzemeyen Marseille
* Hesap mı? O da ne! o.O
* Büyük puntolarla sağlık...
* Edeleli olma yollarında
* Köfte ^_^
Blog komşularımın çoğu başına buyruk (asiii!) ya da belirli bir içerik sahibi olduğundan yine kimseyi mimlemiyorum. Onun yerine gidip yorumlarla milleti darlama planlarım var. :) Ben kolaj halinde paylaştım. İsteyen tek tek ya da göremeyeceğimiz mikro boyutlarla paylaşarak bizi kör etmeye çalışabilir. Her şey selbez! Karar vermek çok zor. Hadi deneyin! :)
Özet olarak; Pazartesi spor çıkışı markete yönelmişken kedi ağlaması duydum. Salonun yanında birkaç kedi evi var. Önünde bir yavrucak arka ayakları az tutar bir vaziyette yatıyordu. Diğer kedilere de sahip çıkan bir ablayla dibimizdeki bir veterinere götürdük. İç kanaması var gibi görünüyor dedi. Ablanın dediğine göre evinde on bir tane varmış. Ben de ergenliğimde bile eve "buna bakalım n'olur" diye hayvan götürmüş insan değilim. Belediyenin veteriner işlerini aradık. Onlar gelene kadar eve aldım. Sonra nasıl olur derken Fermina'nın da desteğiyle bir hafta bizim evde kalmasına ve her gün veterinere götürmem konusunda evde fikir birliğine varıldı.
Götümü kaldırabildiğime göre bu ya köfte ya da künefe olması lazım'dan yola çıkarak çocuğa Köfte dedik, babam onu beğendi. Sadece iki gün veterinere götürebildim çocuğu... Çarşamba sabah uyandığımda ölmüştü. Tek tesellim yanında uyumak için salona taşındığım için ağlamadığını bilmem. Zaten uykusunda olmuş olan.
İlk günkü perişanlığımı nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Yeni uyanıp sokağa fırlamış bir halde, elimde bir kutu, içinde ölü olduğunu bildiğim Köfte, sokaklarda ağlayarak dolaşan bir kadın... Zaten bildiğim şeyi sonunda sabah o saatte açık bulduğum veterinere iki kere sordum. "Ölmüş demi? Yaşıyor olamaz..." Çünkü vedalaşmam lazımdı ve hayattaki en büyük korkularımdan biri bu, ya ölmediyse...
Para karşılığı bile böyle bir hizmet yokmuş artık. Sizin bir alan ve alet edevat bulup gömmeniz gerekiyor. Buralarda biraz iteleyerek de olsa karma işledi sanırım. Yine elimde kutu ağlayarak yürürken parka çiçek diken belediye işçilerine rastladım. "Olmaz" dediler tabii ki... Sonra "yetkili mühendis hanım gelsin" dediler... Sonra elimde kutu taşta oturup mühendis hanımı ağlayarak beklemem bir tanesinin içine oturmuş olacak ki beni, zaten dolu olan elime küçük bir kazma tutuşturup ilerideki kulübede çay demleyen bir abiye yolladı. Duran Abi! <3 Arka taraflarda kağıt toplayıcıların ve tinercilerin kullandığı ağaçlı bir araziyi bulabildik. Orada yatıyor artık güzel suratlı çocuk... :(
Mantıklı olmadığını biliyorum ama sürekli kendimi suçluyorum. Sanki bir şeyleri eksik ya da yanlış yapmışım gibi geliyor. En son ne zaman bu kadar ağlamıştım bilmiyorum. Aşk acısından beter çıktı. Onda en azından bir süre sonra adama içimizden hakaretler, küfürler falan yağdırabiliyoruz. Bu sefer kendime yağdırdım onları... İlk defa bir evcil hayvan kaybetmiyorum ama bunun yıkımı biraz farklı oldu. Yine de iyi ki iki gün de olsa bizimle kaldı. <3 Kendimle ilgili bildiğim bir şeyi daha fark ettiğim bir süreç oldu aynı zamanda... Yaşamıyor olduğunu bildiğim, başkasından da duyduğum halde çocuğu kaç kere dürtüklediğimi bilmiyorum. :/ Aynı şeyi biten başka şeylerde de yapmamın bağlantılarıyla yüzleştim. Bittiği bariz olan ilişkiyi ya yapılabilecek daha fazla şey varsa diye devam ettirmeye çalışmak gibi... Beni iyi bir yere götürmediğini fark ettiğim işten ancak sağlığım bozulunca ayrılabilmem gibi... Enerjimi sömüren arkadaşlıktan ancak on beş - yirmi sene sonra sıyrılabilmem gibi... Bir sürü kötü ve kafamın içeride bıdı bıdı yapmasını durdurmam gerektiği zamanlarım oldu. Hepsinde farklı bir yol buldum kendime... Bu sefer de kafam konuşmaya çalıştıkça dizi izliyorum. Young Sheldon, Speechless, This Is Us ve baştan başladığım How I Met Your Mother hayat kurtardı, hala da kurtarıyor. Aklımdan geçenlerin ne kadarını yazabildim ne kadarını anlatamadım bilmiyorum. Cümleler nasıl başlıyor nasıl bitiyor haberdar değilim. Sadece bu da bir ben olduğu için tüm bunlar burada dursun istedim. Belki saçmaladığımı düşündüğüm bir gün gelir ve silerim, bilmiyorum. Bu sefer yayın yoruma kapalı çünkü benim için yoruma açık bir konu değil.
Dün akşam iki-üç YOK'a rağmen bir süre sonra kakara kikiriler de havada uçuştuğundan bence fenalıklar geçirmediğime ikna oldular. Aslında salı akşam bir ara ümitsizliğe düşmüştüm, sonra ilginç bir şekilde unutmuşum. :)) Arada fenalık geçiriyorum yani... Eve döndükten sonra birkaç şey araştırayım, oradan oraya tıklayayım derken gece 3 olmuş. Günü gebertmeden bugün 10:30 gibi kalkabildim çok şükür! Sipor salonu cumartesi 11:00, pazar 12:00'de açılıyor. :)) Bence çok mantıklı, mahalle arası bir yer zaten, bir-iki kişi bakıyor. Onlar da uyusun, cumartesi gece coşup pazar sabah kalkamasın rahatça. Benim işim kırk beş dakika falan sürüyor. Öyle kollar et kesecek düzeyde de yapmıyorum ama "antrenman koçu" her gün 3 yumurtadan ikisinin sarılarını ayırarak yememi öneriyor. Protein lazımmış. Bizimkiler o kalan iki sarı ne olacak diye bunalıma girer, haberi yok! :))
İşler Güçler
Pınar, proteinli ve benim için en önemlisi laktozsuz süt çıkartmış. Vanilyalı ve kakaolusu var. İçine muz, granola ve biraz da meyve kurusu atıp vınlatınca mis gibi içecek oluyor. Bir de Sek'in Quark denen bir nanesi var. Meyveli yoğurt bir türlü yiyemiyorum. Bu arkadaş peynirden yapılıyormuş. O yüzden aramız iyi. Üstünde yazdığına göre o da yüksek protein içeriyormuş. Elmalı-tarçınlı olan favorim. Sizin de aranız meyveli yoğurtlarla iyi değilse buna bir şans verilebilir. İkisi sayesinde kimseyi bunalıma sokmadan gerekli proteini alıyorum (gibime geliyor). :)
Günün devamında kendimi dizilere verdim. Big Bang, Suits, 2 bölüm de ömür törpüsü, gönüllerin piremsesi, lanet olasıca Stranger Things izledim. Mis gibi oldu. Kendime dertleneceğime Eleven'a dertleniyorum. :D Bir, Winona Ryder sarıldı şu çocuğa hakkıyla, ayıptır ya! (Spoiler olmadı iişallaa...)
Salata, akşam yemeği, mutfağı topla, kelime oyunu... ritüellerimin ardından diziydi, filmdi devam edeyim diyorum. Mis gibi cumartesi! <3
***İşsizliğin iyi yanları no2: çarşamba akşam gece 2'ye kadar tepinmek suretiyle enerjiyi boşaltıp, hafta sonu vicdanı sızlatmadan kıl kıpırdatmamak. (çalışırken kaçırılan hafta içi tepinmelerinin ve hafta sonu "ulan dinlensek mi, sosyalleşsek mi" sorunsalının kulakları çınlasın!)
***no1: hafta içi İkea'yı boşken rahatça gezmek idi...(resmen seri ayol!)
Aslında gayet de planladığım gibi bir gün oldu ama benim yine keyfim yok. Belamı falan istiyorum sanırım... Spora gittim. Bisiklet on dakikaydı, iyi hissettim on beş çevirdim. Eve dönüp kendime avakadolu 'elit' kahvaltısı bile hazırladım. Üşenmedim postaneye aylardan sonra gittim. Hem Fransa postasını gönderdim hem de postcrossinge dönüş yaptım nice sonra, Adem Abi'yle sohbet ettim. Yetinmedim anneanne ziyaretinde bulundum. Eve yeni gelen çomar kişisiyle tanışıp tartakladım. E ben daha vat ar yu yani! :) Geçen gün 2017'nin kitap bilançosunu çıkartmıştım. Sekiz demiştim, sonradan dokuz çıktı. (Ve kim bilir daha ne yalanlar! :P) Yıl sonuna kadar sayının biraz belini doğrultmak için kitaplıktan aşağıdakileri seçtim. İncelikleri konusunda şaka yaptığımı düşünen olduysa, genelde ciddiyimdir! :)
Neyse efenim, bu kitapları seçerken bildiğim bir şeyi hatırladım ki, kitapların fiyat etiketlerini sökmüyorum. Düzgünce çıkabiliyorsa arka kapağın içine yapıştırıyorum, değilse olduğu yerde bırakıyorum. Yıllar sonra dönüp bakınca şu şekilde minnoşluklarla karşılaşmak kendimce mutluluk yaratıyor. ^^
The Big Bang Theory'de günceli yakaladım. Biraz önce de yeni bölümü indirdim. Gidip onu izleyim bakalım keyifler nanaylıktan çıkacak mı. Olmadı gidip çay demliyciim...
Dün uyandığımda kollarımın ağrıyor olmasını bekliyordum, baktım iyi hissediyorum, yine spora gittim. Ölçen biçen abi de beklemiyordu sanırım ki hareketlerin sayısında beşer artışa gitti. Bundan sonra her gittiğimde "her yanlarım tutuldu" diyerek dolaşacağım. (Yine aşırı kurnazım!) Bir bakıma yalan değil, ayağım günün devamında arıza yaptı ki neredeyse sadece belden yukarısını çalıştırıyorum. "Ayak sana ne oluyor" diyemedim. Neyse, du bakalım... Sonrasında buralarda yeniden aktif olarak görmeyi beklediğimiz Tuğba ile buluştuk. Aslında dönse anlatacak çok şeyi var lakin bu aralar biraz vakitsiz. Oradan da yazının konusuna geçtim, MANGALa! Arkadaşımızın terası var, lanet olsun! :) Ve ben söz konusu mangal olunca doyma hissimi kaybediyorum! Masadakiler bitince durmam gerektiğini anlıyorum. Her seferinde, bir dahakine bu denli öküzleşmemek üzere kendime söz veriyorum, cık, olmuyor. O yüzden mangal yiyeceksem etrafımda tanıdığım insanların olmasını tercih ediyorum. :) Dışarlarda hunharca kanat falan kemiren insanlar görürseniz çok küfür etmeyin olur mu? ^^
Akşamın kalanı öngörüldüğü üzere dram! Zavallım mide öğüteceğim diye bin takla atarken bana da tabii uyku haram oldu. İşsiz olmanın birkaç güzel yanından biri bu, ertesi gün yatağı terk etmen gereken belli bir saat yok. Yanımda da Bastet... Kırkırkır takıldık. Makul bir saatte doğrulup ayağımın bana müsaade ettiği bir takım toplu taşımalarla Ikea'ya gittim. Güya babama laptop desteği alacaktım. Meğersem kırismıs ruhu ortamı sarmamış mı! Mecburen bir miktar beni de sardı.
Aslında suç christmasın değil. Ben ruhuna bakmadan genel çerçöp seviciyim! :) Her aldığımla ilgili bir planım var, ne hikmetse hayata geçirmek için hiç enerjim yok. Sanırsın Zihni Sinir! Bu akşamın kalanında 29 Ekim'de doğum günü olan Fransa'daki arkadaşıma artık zarfını hazırlayabilmek istiyorum. Zamanında ulaşması için bu konuyla da ilgili çılgın(!) projelerim vardı. Ne kadar önceden göndermem gerektiği falan hesap edilmişti hep... Olmadı. Zararın bir yerlerinden dönmenin, kafada asılı kalmasından daha iyi olduğunu öğrendiğim için haydi yallah hophophop..! :)