29 Aralık 2017 Cuma

Dıgnaz!

Sosyal medyada en çok kullandığım mecra instagram. Günde kaç kere bakıyorsun diye sorsanız sayı veremem. Boşluk yakalayıp telefonu elime aldıkça mutlaka iki fışfışlıyorum. Telefonda internet olmayınca daha kaliteli vakit geçireceğimize inananlar için devam ediyorum. Yoğunluk olarak hayvanlı hesaplar takip ediyorum. Açınca karşıma yaklaşık olarak neyin çıkacağını tahmin edebildiğim için Köfte'nin ardından yaklaşık bir hafta kadar günde belki bir defa ancak bakmışımdır. Onun yerine ne yaptım. Tabii ki kansere çare bulmadım, gittim beynim susana kadar dizi izledim. Hangisi daha yararlı bilmiyorum. Zaten her şeyde yarar ölçme taraftarı da değilim ya neyse...

Geri kalan için devam etmek gerekirse... :)) Paylaşım yapmamla ilgili de belirli bir düzenim yok. Bir ara sabah işe giderken 07:00 sularında her gün paylaşım yapıyordum. Bazen fışfışlamaya devam edip bir şey paylaşmıyorum. Tek süreklilik, paylaşımların çoğunlukla benim ne bok yediğimden bahsetmiyor oluşu. Sevgilim var mı yok mu, çalışıyor muyum işsiz mi, üzgün müyüm felekten geceler mi çalıyorum belli değil. :D Bunu amaç olarak yapmıyorum tabii ki. Öyle bir kullanım tarzım varmış demek. Geçen gün eski bir arkadaşımla yan yana geldiğimizde konusu açıldı. "Ya sosyal medyadan takipleşiyoruz ama ben anlamıyorum ki sen n'apıyosun, nerdesin, anlat azcık..." demişti de oradan aklıma geldi.

Bir ortak payda da fotoğraflarda kısa ve şişman çıkmam. :)) İlk önce fotoğrafımı görüp, sonra yüz yüze görüştüğüm yaklaşık %75'lik bir çoğunluğun birinci tepkisi "e sen uzunmuşsun... e sen şişman değilsin ki" oluyor. Bir ara boy cetveli önünde fotoğraf çekilip, onu paylaşmıştım. :)) Sanırsın zürafayım... Hepi topu 1.69'um ama yuvarlak kafam, poğaça yanaklarım ve Süleyman Demirel gıdığım sebebiyle oluyor sanırım bütün bu tıknaz sanılmalarım... :D

Bir yandan da iyi oluyor. Küçük sürprizlerle insanlarla olan ilişkimi diri tutmuş oluyorum. :P
(çok yanlış anlamış...)

:))





*** Bunları daha önce yazdım mıydı hiç hatırlayamadım. Bakmak da zor geldi. Eğer öyleyse çaktırmayın. :))

26 Aralık 2017 Salı

Sarılmadan Uyuyalım

Dün sabah 08:13 sularında İzmir'de 4.8 şiddetinde bir deprem oldu. Bu sefer tuvalette değildim! Vuhuuuuu... Yoksa 2018'de bir şeyler değişmeye mi başlayacaktı!!1!!1!1!! :))

boş hayallere kapılırken ben!
:))

Yukarıdakiler depremden sonra kendi kendime gülmeme sebep olan içsesimdi. Değişsin ya da değişmesin, bir şekilde yolunu bulup yaşayabildiğimizi bir ara öğrendim. Unuttuğum olursa, hatırlatıyorlar. Yine de daha önce bahsettiğim yeni yıl yayınını yazacağım. Totem gibi bir şey o... Bir bakmışız gol olmuş hem... :) Ayrıca depreme tuvalette yakalanmamam da çoğacayip BÜYÜK bi'şey! :P

Yazı yazmak, spora düzenli gitmek gibiymiş. Bir süre klavyeyi önüne almayınca uzun bakışmalar kaçınılmaz oluyormuş. Sevindim. Demek sular seller gibi yazmak için yapılabilecek şeyler var. [ yazamadı! :P ] Bu süre zarfında uykuyla itiş kakışım, spora gitmem, işsizliğim, boya-kes-yapıştırlarım, kahveler, çaylar... aynen devam etti. Belki boya kısmı biraz artmış olabilir. Postalar gitti... Postalar geldi... <3 Zaman zaman arkadaşlarla buluşuldu. Bol bol dizi seyredildi.

Speechless ruha iyi gelenler sıralamasında hala başı çekiyor. Şiddetle -evet, baya sopaynan- öneriyorum. Sibelynka'nın bir süre önce önerdiği Big Little Lies'a ve Fermina'nın bahsettiği Dark'a yenice başladım. Giderleri var. İkisi de gerilim olduğundan aralara kısa komediler serpiştirmeyi ihmal etmiyorum. Yoksa hep kulunç bu sırtlar...

Uykudan önce Full House izlemekse adeta bir rutin oldu. Türkiye'de yayınlandığı zamanı ve konuyu az çok hatırlıyorum. Detayları tekrar izlemek güzel. Michelle, gelmiş geçmiş en tatlı bebek dizi karakteri olabilir. Jesse o zamanın modasını bir kenara koyarsak çok yakışıklıydı, yaşlılığı da gençliğine yaraşır olmuş. Danny'nin herkese sarılmaya çalışmasında kendimi görüyorum. :) Zira sarılmak dünyanın en güzel şeyleri arasında ilk beşe kesinlikle girer. Ve benim de en iyi yaptığım şeylerden biri uyumaksa diğeri sarılmak olabilir. İkisi aynı anda olmamak kaydıyla..!

:)

http://www.smosh.com/smosh-pit/photos/20-epic-hugs


http://burdge.tumblr.com/post/93216947645/smallherosix-x


https://tr.pinterest.com/pin/545217098618852629/


25 Aralık 2017 Pazartesi

Yaza Kadar Unutursunuz Diye

Günlerden 1 Temmuz 2017, o zaman henüz çalışıyorum, haftasonu için Çeşmealtı'ndayım. Yüzer, takılırız diye bir arkadaşım geldi. Deniz kıyısı bir masaya konuşlandık, yüzüp çıkıp bira içiyoruz, sohbet ediyoruz. Sanırım üçüncü girişimizdi ki arkadaşımın koluna yakan bir şey değdi. Denizanası olması lazım ama bakınıyoruz suyun içinde sadece salınan otlar var. Hemen eve koştuk. Amonyaktı, antihistaminik kremdi uyguladık. Çocuğun kolu cayır cayır yanıyor. Eczaneye de gittik. Yaptıklarımızdan başka bir şeye gerek yokmuş. Günü sonlandırıp vedalaştık.

Biraz soruşturmadan sonra öğrendim ki bir süredir o şey neyse kendisinden herkes muzdarip.

Ertesi gün oldu. İki arkadaşım arayıp "yanına yüzmeye geliyoruz" dediler. Gerekli uyarılarda bulundum, kabul edip geldiler. Bu sefer aynı yerin yakınında özel bir plaja girdik. Yine yüzüp çıkıp güneşleniyoruz. O sırada ara ara "beni bi'şey ısırdı" diye danışmaya gidenler var. Sanırım yine üçüncü girişimizdi. :) Bizimkiler edeplice bellerine kadar suda çimiyorlar. Sen dün birebir yaşamışsın, neden etrafına dikkatlice bakıp onlara katılmıyorsun demi?! Dalıp çıkıyorum, serbest stil gidip geliyorum derken bana da bir şey temas etti. Üstelik dalıp yukarı doğru çıkarken. Suyun üstüne bir çıkışım var, görmeniz lazım. :)) Şimdi ben bu durumda günün bilgisine denizi çok seviyorum mu yazayım, yoksa su katılmamış salağım mı bilemedim. :)

O sırada bir yandan salaklığıma kahkahalar atıp bir yandan da en yakın duşa gidip kolumu tuzlu sudan arındırmaya çalıştım. Sonra doğru eve... Yine amonyaklar... Kremler... Tesadüf şu ki bir önceki gün çarpılan arkadaşın da hemen hemen aynı yerine denk gelmişti. İkimiz de yüzümüze denk gelmediği için şanslıyız. Tam olarak şöyle oldum;


Bir süre cayır cayır yandı. Bir süre de tam eklem yerimde olduğundan kolumu kıvırırken zorluk çektim. Ertesi gün pazartesi olduğundan rapor alıp işe gitmemeyi bile düşündüm. :)) Yapmadım tabii ki... Çünkü bok varmıştı... :P  Bir süre de aşağıdaki şekilde iz kaldı. Şimdi onun onda biri kadar ve zar zor görünen bir iz var. Geçmese de sıkıntı değil.


Birkaç gün sonra başka bir arkadaşım çocuğunun oyun kovasıyla mahluklardan birini yakalamış. Meğer bizim suda salınan ot görünümlü mendeburlar baya denizanasıymış! Bu türü hiç görmemiştim. Aklınızın bir köşesinde bulunsun diye onları da bırakıyorum. Yaza kadar sadece görürseniz aklınıza gelecek kıvama ulaşamayacaksanız bakmayın derim!

:)







17 Aralık 2017 Pazar

Köfte ♥

Özet olarak;

Pazartesi spor çıkışı markete yönelmişken kedi ağlaması duydum. Salonun yanında birkaç kedi evi var. Önünde bir yavrucak arka ayakları az tutar bir vaziyette yatıyordu. Diğer kedilere de sahip çıkan bir ablayla dibimizdeki bir veterinere götürdük. İç kanaması var gibi görünüyor dedi. Ablanın dediğine göre evinde on bir tane varmış. Ben de ergenliğimde bile eve "buna bakalım n'olur" diye hayvan götürmüş insan değilim. Belediyenin veteriner işlerini aradık. Onlar gelene kadar eve aldım. Sonra nasıl olur derken Fermina'nın da desteğiyle bir hafta bizim evde kalmasına ve  her gün veterinere götürmem konusunda evde fikir birliğine varıldı. 


Götümü kaldırabildiğime göre bu ya köfte ya da künefe olması lazım'dan yola çıkarak çocuğa Köfte dedik, babam onu beğendi. Sadece iki gün veterinere götürebildim çocuğu... Çarşamba sabah uyandığımda ölmüştü. Tek tesellim yanında uyumak için salona taşındığım için ağlamadığını bilmem. Zaten uykusunda olmuş olan.


İlk günkü perişanlığımı nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Yeni uyanıp sokağa fırlamış bir halde, elimde bir kutu, içinde ölü olduğunu bildiğim Köfte, sokaklarda ağlayarak dolaşan bir kadın... Zaten bildiğim şeyi sonunda sabah o saatte açık bulduğum veterinere iki kere sordum. "Ölmüş demi? Yaşıyor olamaz..." Çünkü vedalaşmam lazımdı ve hayattaki en büyük korkularımdan biri bu, ya ölmediyse...


Para karşılığı bile böyle bir hizmet yokmuş artık. Sizin bir alan ve alet edevat bulup gömmeniz gerekiyor. Buralarda biraz iteleyerek de olsa karma işledi sanırım. Yine elimde kutu ağlayarak yürürken parka çiçek diken belediye işçilerine rastladım. "Olmaz" dediler tabii ki... Sonra "yetkili mühendis hanım gelsin" dediler... Sonra elimde kutu taşta oturup mühendis hanımı ağlayarak beklemem bir tanesinin içine oturmuş olacak ki beni, zaten dolu olan elime küçük bir kazma tutuşturup ilerideki kulübede çay demleyen bir abiye yolladı. Duran Abi! <3 

Arka taraflarda kağıt toplayıcıların ve tinercilerin kullandığı ağaçlı bir araziyi bulabildik. Orada yatıyor artık güzel suratlı çocuk... :(



Mantıklı olmadığını biliyorum ama sürekli kendimi suçluyorum. Sanki bir şeyleri eksik ya da yanlış yapmışım gibi geliyor. En son ne zaman bu kadar ağlamıştım bilmiyorum. Aşk acısından beter çıktı. Onda en azından bir süre sonra adama içimizden hakaretler, küfürler falan yağdırabiliyoruz. Bu sefer kendime yağdırdım onları... İlk defa bir evcil hayvan kaybetmiyorum ama bunun yıkımı biraz farklı oldu. Yine de iyi ki iki gün de olsa bizimle kaldı. <3

Kendimle ilgili bildiğim bir şeyi daha fark ettiğim bir süreç oldu aynı zamanda... Yaşamıyor olduğunu bildiğim, başkasından da duyduğum halde çocuğu kaç kere dürtüklediğimi bilmiyorum. :/ Aynı şeyi biten başka şeylerde de yapmamın bağlantılarıyla yüzleştim. Bittiği bariz olan ilişkiyi ya yapılabilecek daha fazla şey varsa diye devam ettirmeye çalışmak gibi... Beni iyi bir yere götürmediğini fark ettiğim işten ancak sağlığım bozulunca ayrılabilmem gibi... Enerjimi sömüren arkadaşlıktan ancak on beş - yirmi sene sonra sıyrılabilmem gibi...

Bir sürü kötü ve kafamın içeride bıdı bıdı yapmasını durdurmam gerektiği zamanlarım oldu. Hepsinde farklı bir yol buldum kendime... Bu sefer de kafam konuşmaya çalıştıkça dizi izliyorum. Young Sheldon, Speechless, This Is Us ve baştan başladığım How I Met Your Mother hayat kurtardı, hala da kurtarıyor.

Aklımdan geçenlerin ne kadarını yazabildim ne kadarını anlatamadım bilmiyorum. Cümleler nasıl başlıyor nasıl bitiyor haberdar değilim. Sadece bu da bir ben olduğu için tüm bunlar burada dursun istedim. Belki saçmaladığımı düşündüğüm bir gün gelir ve silerim, bilmiyorum. Bu sefer yayın yoruma kapalı çünkü benim için yoruma açık bir konu değil.


12 Aralık 2017 Salı

Tamamlayıcı Takıntılar

Uç uca eklemenin bahanesini arayıp, bulduğum günlerdeyim...
***********************************************************************


Küçükken yumurtanın sarısını sevmediğimi hatırlıyorum. Annem ve babam çalıştığı için bana ananem bakıyordu. Emanet çocuk, her şeyden yemesi lazım ya, yumurtayı rafadan pişiriyordu. Bir yandan televizyon seyrederken diğer yandan bir lokma ekmeğin üzerine ilk önce yumurtanın sarısından sürüp üzerini şokellayla kapatıyordu. :)) İşin garibi ben de çaktırmadan bakıp görüyordum ama tadı hoşuma gittiği için ses etmiyordum. O zamandan kalma bir alışkanlıkla ne zaman rafadan yumurta yesem yanında krem çikolata arıyorum.

Bir nevi aile arasında çıkmış tamamlayıcı ürün alışkanlıklarım var diyebiliriz. Çünkü sadece yukarıdaki örnekle sınırı değil. Pişinin yanında pekmez, akıtmanın (krep) içinde peynir-bal ikilisini arıyorum misal... Bu üç birlikteliği de "iğrenç" ve "böyle yenemez" bulanlar var. Anacım al işte senelerdir yiyorum. Olabildiğince normalim. <3

http://funnyminions.com/today-32-funny-minion-gifs-2017/


*************************************************************************
Yazmak iyi geldi. En azından şuan için eklemelerimin önünü kesti.

11 Aralık 2017 Pazartesi

Yabışangiller

Pire ve biti ayırt edemiyorum. Ben de bugün öğrendim.


Bu arada bu çelınc ne zaman bitiyordu? Ben kendimce aldım başımı gidiyorum ama... :D


10 Aralık 2017 Pazar

Yağmurlu Pazar

Cevabını duymaya hazır olmadığım soruları sormuyorum. Benden aldığı cevabı beğenmeyenlere de aynısını o anda öneriveriyorum.

Girişten böyle bir şey yazınca sanki buralarda olan bir şeylere atar gider yapmışım gibi durdu. Valla değil. :)

Bir hayli geç kalktığım bir gün oldu. Biraz dizi izledim, çamaşırdı, bulaşıktı, saça hindistancevizi yağıydı [ :D ] derken akşam oldu bile... Şimdi de muhtemelen önüme İşler Güçler'den eski bir bölüm açıp bir takım boyama işlerine girişeceğim.

Yaklaşık olarak şöyle bir pazar;


9 Aralık 2017 Cumartesi

Uygulamalarla Yaşıyorum

Unutkanlığımın boyutları anlaşılsın diye daha önce şorda çeşitli örneklerle anlatmıştım. Bugün başka bir boyut olarak izlediğim filmleri de hatırlamıyorum demeye geldim. Geçen gün arkadaşım bir film önermişti. Ben tüm anlatımlarına cevap olarak "tanıdık gelmedi, izlememişimdir" demiştim. Sonradan fark ettim ki te 2013'te izlemişim. Onu da feysbuk hatırlattı sağolsun.


2009'da feysbuka biletli ve biletsiz adında iki tane albüm açmış, evde izlediklerimi ve sinemada izlediklerimi tarihleriyle kaydetmişim. Belli ki bir yerden sonra afişi bul, oraya ekle yapmak zor gelmiş, işin ucunu bırakmışım.

Aynı zamanda bebişim pintereste de izlemek istediklerim için bir pano oluşturmuşum. Sizden, oradan buradan duyduklarımı da gidip oraya eklemeye başlamışım. Orayı hala aktif olarak kullanıyordum. Ta ki bugün TodoMovies ile tanıştırılana kadar... Bugünden itibaren her şeyi aynı yerde topluyorum. Gerçi izlediklerime tarih iliştirme gibi bir seçenek bulamadım ama olsun. Onu da yapmayıvereyim. 

Artık film önerilerini yağdırın gelsin! :) Yalnız uygulamayı daha önceden biliyorduysanız ve hiç söylemediyseniz diye şuracığa küçük çemkirmeler bırakacağım!!1!111!!!11!1 o.O


Kitap için de sizlerden sürekli Goodreads'i duyup bir türlü kullanmaya başlamamıştım. Gaza gelip onu da indirdim. ("Bak söylesek de dinletemiyoruz"ları duymazdan geliyorum! :P ) Listeleyelim bakalım 2018 farklı olacak mı...

:)

***************************************************
Ezgissimo'nun yeni yıl çekilişi için buraya,
hiç tanımadığınız çocukları mutlu etmek için de buraya
tıklayabilirsiniz.
***************************************************


8 Aralık 2017 Cuma

Glutenin Çileleri

Size çaktırmadan, sinsi sinsi gluten diyeti yaptım. Planım 13 gün yapmaktı (çünkü o gün bir çiköfte buluşması vardı.) ama 10. günde başka bir plan ve reddedemeyeceğim yiyecekler olunca bozdum. Ayıptır söylemesi içli köfte için bozdum. :)) Halbuki ondan önce yanımda neler yenmişti de canım çekmemişti. Benim de bug'ım bunlarsa demek... :) 

Glutene alerjim yok. Sadece deneme yapmak istedim. Meraklıları 20-21 gün kadar detoks şeklinde uyguluyorlar. Bir ara onu da deneyeceğim. Yaptığım kadarı büyük farklar yaratmadı. Bakalım o zaman nasıl hissedeceğim. Yine sinsi sinsi yapar, size sonradan açıklarım. :P

Öncelikle çölyak hastalarına sabırlar diliyorum. Resmen zengin olmanız gerekiyor. Dışarıda yiyecekseniz daha da zengin olmanız gerekiyor çünkü ben sadece orta düzey üstü retoranların menüsünde glutensiz ürünlere rastladım. Ayaküstü, dürüm arası adana götüreyim olmuyor. İlle oturup ızgara tarzı bir şeyler yemeniz gerekiyor. Ya da bir yerlerde sebze yemeği bulursanız o da olur.

Marketlerin de hepsinde bulunan ürünler değil. Kısmen büyük marketlerde glutensiz ekmek, makarna, un, kuruyemiş barı bulunabiliyor. Onlar da normal ürünlere göre çok çok pahalı. Bu süreçte tanıştığım en faydalı şeyler Kurme Bar ve Züber oldu. Tatlıdan vazgeçemeyip kilo vermeye çalışanlar için de iyi bir alternatif. 

Elime aldığım tüm ambalajlı şeyleri kontrol eder olmuştum. Ne çok şeyde varmış meğer... İşin iyi yanı kolay görülebilmesi için kalın puntolarla yazıyorlar. 

Alkollerden şarapta yok. Rakıda kesin var. Bira özel glutensiz üretim değilse onda da var.

Aralarında en bozulduğum boza oldu. :/ Şu yazı için görsel bakınırken Vefa Bozacısı'nın sitesinde glutensiz yazısını okuyunca, bir koşu mutfağa gidip dolaptaki şişeyi almam bir olmuştu. Sonuç; hayal kırıklığı! Bizdeki çeşidin üzerinde eşşek kadar "gluten içerir" yazıyordu. Boynumu büküp şişeyi sakince yerine koymuştum. Bozayı seviyorum. Kendisiyle yeniden kavuşabiliriz. <3

https://tr.pinterest.com/pin/343892121538675101/

7 Aralık 2017 Perşembe

Saklamacılık

İnsanların bir nesneye senelerce sahip olma fikri sevimli geliyor. Bebeklik battaniyesini koltuk örtüsü olarak kullananlar, ilk ayakkabısını anahtarlık yapanlar, o an çok anlam ifade eden bir ip parçasını bileğine dolayıp senelerce çıkarmayanlar... Bir şekilde işe yaramaya devam edebilecek şeylerden bahsediyorum, diğer türlü senelerce atılamayan çöp olup ağırlık yaratıyorlar. 

Küçükken biriktirdiğim peçeteleri senelerce saklamıştım mesela... Okul öncesi, ananeyle gidilen günler sağolsun. :)) Tam bir çöp! Sonradan fon olarak ve paketlemede kullanmaya başladım. Çok da iyi güzel oldu, tamam mı! :)

https://tr.pinterest.com/pin/321022279662465090/

Bu aralar TLC'yi bir hayli izliyorum. Oradaki bir programda da bu saklama durumunun hastalık haline gelmiş versiyonları işleniyor. Bir ara kendi saklama eğilimimin o durumlara gelmesinden korkuyordum. İzledikçe anladım ki gelmezmiş! O kadar da değilmişim. Şükür! :)



***Demir Somyanın Altı ve Zihin Bey görsel yüzünden yazıyı okuyamayacak diye korkuyorum. :D

6 Aralık 2017 Çarşamba

Evlerden Irak

Yiyemediğim tek sebze taze fasulye ve türevleri. Bamya, kereviz bile sevdiğim şeyler. Küçükken fasulyenin kılçığı boğazıma kaçınca birazcık morarmışım da üzerinize afiyet... o.O Ben olayı hatırlamıyorum ama bilinçaltı boş durmuyor sağolsun. Ağzıma attığım an püskürtmem için elinden geleni yapıyor.

:/

Bir ara insanların bana takılma konusu olmuştu. Yemeğe gittiğim bir yerse "ama sadece taze fasulye var" diyorlardı. Yumurta kırarım ki! Hiç çekinmem...






***Yazıya izbanda başladım. eve geldim baktım orası burası kayık olmuş. Düzelttim, ekledim...

5 Aralık 2017 Salı

Saygı Duyuyorum

Ortalıkta hayvan haklarıyla ilgili ciddi ihlaller var. Görüyorum. Bugüne kadar sadece bir kedinin sokaktan kurtulmasına yardımcı olmuşken, evde ancak onlara göre yiyecek bir şeyler olduğunda sokağa çıkarmışken, okuduğumda üzülüyor ve hatta sinirleniyor ama uykularımı kaçırmıyorken kalkıp bir şeyler paylaşmak tutarsız geliyor. İnsanlar paylaşıyor. İçlerindekini döküyorlar. Tepkilerini gösteriyorlar. Hepsine saygı duyuyorum.

Bayram seyran oluyor, önemli gün ve haftalar... Herhangi bir sosyal medyada çoğunlukla o günün ne olduğundan bağımsız paylaşım yapmaya devam ediyorum. Tanınmış bir kişi değilim. Kutlanacak bir şey varsa genellikle çeşitli değişkenlere istinaden ya özel mesaj atıyorum ya da arıyorum. İnsanlar paylaşıyor. Bütün zaman tüneli zırt vırt hemen hemen aynı şeylerle doluyor. Saygı duyuyorum. Çünkü takip edip etmemek, o gün bakıp bakmamak, göz ucuyla görüp geçmek benim elimde.

Genellikle bulunulan ruh halleri çarşaf gibi sosyal medyaya, masalara seriliyor. Eminim zaman zaman ben de düşmüşümdür aynı duruma... O zamanların haricinde çoğunlukla ağlıyor olsam bile komikli şeyler paylaşmaya çalışıyorum. Hem beni toparlıyor hem de kendi tecrübelerime dayanarak üzüntü o an paylaşılınca azalmıyor. Komikli şeyler paylaşılınca neşe seviyesi yükselip diğerinin miktarının üzerine çıkarak söndürüyor. Bende bu şekilde... Ama bir başkası böyle olmak zorunda değil. Saygı duyuyorumNe ayrılık acıları, aşkın göz bebeklerini kalpçik haline dönüştürmesi, sinirden kudurma, üzüntüden halı kemirme, sevinçten yer gök inletme şekilleri gördü bu gözler! :)

Tutunmak insanı diri tutuyor. Kimileri dine tutunuyor, kimileri meleklere (eminim bir adı vardır ve ben bilmiyorumdur.), bir kısım sevdiği adama/kadına, beriki reikiye, öteki ölen sevdiğinin ruhunun hala onunla oluşuna... Daha bir sürü şey bulunabilir. Aralarından bazıları çok saçma geliyor. Ama herhangi bir şey insanların her gün o yataktan kalkmasına sebep olabiliyorsa saygı duyuyorum. Ben yatağa, yastığa ve yorgana tutunuyorum. Sabah sökerek çıkartıyorlar! :)) Ya da aşağıdaki saatle... <3 (sesi açınız)



Yani özetle; kişilerin yaptığı herhangi bir şey, genellikle bana veya bir başkasına ve belki de kendilerine, çoğunlukla fiziksel ama aynı zamanda ruhsal bir zarar vermiyorsa saygı duyuyorum ve rahatsız olmuyorum. 

Herkesin bir yumuşak karnı var. Bazen saygı duyamadığım da oluyor. O zaman da kendime saygı duyuyorum! :D

Ve evet, çok da önemli ve kimsede olmayan bir özellikmiş gibi kalın puntolarla da buraya yazıyorum. En çok bana saygı duyacaksınız, saksı değilim ben! (manyakmış meğer, belli etmemiş :P )

:))

4 Aralık 2017 Pazartesi

Blogun Salçalısı

Kendimi yılbaşı heyecanına vermiş durumdayım. Benim için bu; kartlar, mektuplar, minnacık hediyeler demek. Geçen sene Almanya'ya yolladığım zarfların altı ay sonra ulaşmalarına bakacak olursam aslında bir hayli geç kaldım. :)) Yine de Christmas tatili başlamadan yetiştirmek için bir umudum var. Çok zamandır Postcrossing'de de bu kadar gönderimi aynı anda yapmamıştım. Sanırsın başkaları bana yolladı, bir saçma sevinç... Sağ salim ulaşsınlar, amin!

http://www.imdb.com/title/tt0978762/
(en sevdiğim animasyonlardan biri <3 )

Tüm yazma, çizme, yapıştırma, boyama... işlerini yine atkıyı sardım, öyle yapıyorum. Bu boyun ağrısı sanırım klavye mağdurluğundan. İş yerinde çalışırken ne biçim sövüyordum halbuki "yükseltici şart, klavye şart, iş sağlığı önemli" diye. Evdeki halime bak! Kollar yukarıda masa üstünde duran dizüstünün klavyesine yetişmeye çalışıyor. Bir işteki kadar olmasa da bu aralar pc başında iyi mesai yaptım. Klavye almayı hak ettim bence... Yoksa yine salonun zemininden bildirmek zorunda kalacağım! :)

Pc başı mesaisi bloga yeni yayın girmekten ibaret değil tabii ki... Biraz işsel didinmeler de var. Bir de milletin blog yazılarına/ yorumlarına salça olmayı seviyor olduğumdan harcadığım mesai var. :)) Laf atmazsa ölecek hastalığıyla doğmuşum. Okuduğum bir şeye genellikle yorum yazıyorum. Sonrasında gelen cevapları da mail yoluyla takip edip yine atılacak bir laf varsa hiç kaçırmıyorum. Zaten bir kısmınız fark etmiştir. :D Neyse ki bu salça olmaların bir kısmını telefondan halledebiliyorum da biraz yırtıyorum.

https://tr.pinterest.com/pin/17521886019849327/

Halbuki klavyenin doğru kullanımı kesin yukarıdaki gibidir, kedilerden daha iyi bilecek değiliz! <3 
Bir bardak zencefil+zerdeçal çayı yapıp boncuk dizmeye devam edeyim. Belki yarın uyandığımda hasta olmamış olurum. 


3 Aralık 2017 Pazar

Çok Beyaz Geldim Bana*

Takılarla ilişkim onları takıp bir daha çıkartmamak üzerine kurulu. Neredeyse hiç küpe takamıyorum çünkü yatarken illa ki rahatsız ediyor. Yüzüklerle aram bu kadar kötü olmasa da bir yerden sonra yok parmak şişti yok oraya buraya takıldı derken çıkarıveriyorum. Çok nadir kullanıyorum. 

Fakat bileklik deyince Saçaklı! :) Kolumda en son ne zaman bileklik yoktu hatırlamıyorum. Metal ya da büyük boncuklu şeyleri pek kullanamıyorum. İpten olanlar datlum gıymetlim. :) Genellikle taktım mı aylarca hatta yıllarca çıkarmıyorum. Bir de ayak bileğimde yine ipten, nazar boncuklu bir halhal var. O da senelerdir duruyor. Sadece bu sene kopan ipini değiştirdim. Bilekler için durum bildirimi aşağıdaki gibi;



Sağda; çok az belli olan pembe ipi 2007'de Babadağ'dan yamaç paraşütü yaptığımda istemiştim, o zamandan beri kolumda... Diğer ikisi arkadaşlarımın el yapımı <3 Soldakiler yukarıdan aşağı; Bastet'in dün akşam icra ettiği taze çizik :), nazar boncuğu gibi olduğunu düşünerek bu yaz minik boncuklardan dizdim, geçen sene Floransa'dan aldım, bu sene Marsilya'dan aldım. Evet, mutlaka gittiğim yerlerden böyle ucuz bileklikler alıyorum. ^_^ Genellikle ekleme usulü gidiyorum ama bir yerden sonra çığrından çıktığı için arada sadeleşmeye gidiyorum, en fazla bu kadar sadeleşebiliyorum. :)) Bir tek iş görüşmesine gideceksem (o da kuruma bağlı olarak) üçünü çıkartıyorum. Onun haricinde düğünmüş, denizmiş hep kolumdalar... <3

Yaklaşık bi on senedir kolye işi de aynı şekildeydi... İki tane, tek sıra, birbirine uyduğunu düşündüğüm düz renkte boncuk takıyordum ve çıkartmıyordum. Şimdi yine aynı özelliklerde farklı kolyeler yaptım, değiştirip uydurarak onları takıyorum. Ek olarak bir de zincir ucuna bir şeyler... Şöyle ki;



Zaman zaman sezonun dizi karakterlerinde benzer kolye görüp "öhehehöe ordan mı özendin" diyen olursa bir adım geri gidip paçozluğuma [TDK üçüncü anlam :) ] uzaktan bakıp bir daha düşünmesini söylüyorum. Ve hakları sonuna kadar topluyorum! :))

*https://www.youtube.com/watch?v=K4WhOURTQf4

:D

1 Aralık 2017 Cuma

Havadan ve Sudan

Havalar özellikle sabah erken ve güneş gittikten sonra iyice "ben kışım" demeye başladı. Benim için yine sancılı zamanlar... Evet, üşüyünce de sırtımın omurgaya yakın kısımlarında bir düğümlenme oluyor ama sıcaklarsam ruhum kararıyor! Toplu taşımada kışın bile sıcak üfleyen bir şey çalışmamalı taraftarıyım. (Fırlatın taşları.) Zaten dışarıda üşümeyelim diye yeter miktarda kalın giyinmişiz, bir de içerisi nefesle ısınıyor ya, kafamı köpekler gibi camlardan sallandırasım geliyor, olmuyor! :/

Tüm bu kendimce büyük handikapa ve İzmir sıcağına rağmen, şort giymek ve denize girmenin hatırına sanırım ben yaz insanıyım.  Şort ve tshirt dünyanın en rahat ikilisiymiş gibi geliyor. Denize kendini salmak zaten apayrı bir rahatlama... <3

aşağı yukarı hep yüzdüğüm yer...

Durum hakkında şanslı olduğumu kabul ediyorum. Hayatımın ilk 3 yılı Muğla, geri kalanı da tamamen İzmir'de geçti. Standartlarınız öyle çok yüksek değilse en kötü ihtimal bir saat yol giderek denize ulaşmak mümkün. Anneannem ve dedem sayesinde Çeşmealtı ile birlikte sayfiye kavramı da hayatımızda hep oldu. Bu şartlarda büyüdüğüm için mi böyleyim yoksa böyle olduğum için mi bu şartları bir türlü terk edemedim o kısım muamma...

Hadi denizi bu şartlardan ötürü seviyorum diyelim, tamam. Ama denizden sonra tuzlu kalmaya sevdalı olmam ne olacak? <3<3<3 İyice tanıyın diye yazacağım, saklayamam... Rekorum 3 GÜN!! Mihiii :)) (o zamanki herif beni bu yüzden mi terk ettiydi acaba! :P ) Belli aralıklarla üç gün boyunca denize girmek suretiyle tuzu taze tutarsanız bildiğin kokmuyorsun, ahahhah :D Bir de pazar günü denize girdikten sonra ertesi gün ofise tuzlu kafayla gitmişliklerim var. Saçımı koklayıp koklayıp pazartesinin sendromunu atıyordum. :) Hey gidi günler hey! :P

2017 sezon özeti

Bugün de iki bilgi bıraktım. Zira yarın ablamda kuzenler buluşması var ve tabii ki Saçaklı spordan sonra koşarak yardıma gidecek çünkü Ferminaanımın yazdığının tıpkısının aynısı! :) Üç gündür Kemeraltı'nda ROZET peşinde koşturuyorum haberiniz yok... Ve daha bir sürü şey!

:)