31 Ekim 2017 Salı

Kudak Be Yaa...

Erken kalkmak için bana sebep verin a dostlar! Öyle olunca görev bilinciyle uyanıyorum. Misal bugün de tiyatro festivalinin 10:00'da satışa çıkan biletlerini yine en tepelerde de olsa almayı başardım, gururluyum. Ha diyeceksin on çok mu erken? Sekizde satışa çıksa bence ona da uyanırım. Sonra tekrar uyurum, o ayrı... :) Diyor ki görev adamıyım!

Bugün için görevim bununla bitmedi. Anacığımla babacığımı biyometrik fotoğraf çekilmeye götürmem gerekiyordu. Sor "neden senin götürmen gerekiyor" diye. Bilmiyorum! Evde oluşumdan şımardılar mı ne, her şeyi bana sorup, benden yardım istiyorlar. Yarın da nüfus müdürlüğüne yeni kimlik kartları için ördek ailesi olarak hep beraber gideceğiz. Araba kullanamıyorum, yanlış olmasın, yoksa seve seve taşıyayım. Gayet toplu taşımayla ya da yürüyerek hallediyoruz işlerimizi. Son olarak "Biz o tiyatroya kendimiz gidebilecek miyiz?" diye sordular bugün (fuarda ulan!). İşte o sırada söylendim biraz "siz şaşırdınız herhalde, ben gece yarılarına kadar çalıştığım zamanlar ne yapıyordunuz" diye. Mantıklı bulup kıkırdadılar. :) Hayır bunlar çalışırken öğle molasında, bir saatte hem yemek yeyip hem de  Kemeraltı'nın altını üstüne getirebilen insanlar, siz kimi kandırıyorsunuz, peh!

Filmli makine zamanlarında fotoğraflarımı tabedip dijital olarak cd'ye kaydetmekte bana çok yardımcı olan fotoğrafçımıza gittik her zamanki gibi. Bir neslin çocukluk fotoğraflarını kendi çocuklarına gösteremeyecek olmasından dem vurduk bir süre. Hard disk yandı, harici bellek kayboldu'lara kurban gidecek kesin o fotoğraflar diye üzüldük. Sizi bilmiyorum da ben sana küçüklük fotoğrafımı göstereyim mi'cilerdenim. <3 

Canon EOS 40D makinemi almadan önce babamın filmli Praktica makinesi ile denemeler yaparak başlamıştım. Bir süredir dijital makine ablamda duruyor. Normal gezilerde artık asgari ağırlık tercih ediyorum ve fotoğraf gezilerine çıkmaya vaktim yoktu. Filmli makine kısmen daha hafif lakin ona da dönüş yapmaya henüz elim ermedi. 

Telefonun çektiği fotoğraflardan memnun olsam da bir gün değişiklik ararken Kudak PRO diye bir uygulama ile karşılaştım. (Ben indirdiğimde ücretsizdi :/ ) Son zamanlarda kullandığım en eğlenceli uygulama... 24 poz hakkınız var. Bunu bitirene kadar çektiğiniz fotoğrafları göremiyorsunuz. Bitirdikten 24 saat sonra yeni film yükleniyor, 3 gün sonra da fotoğraflarınız tabedildi diye bildirim geliyor.  İstediklerinizi galeriye kaydedebiliyor, fotoğrafların hem filmli makine efektli hem de normal hallerini görebiliyorsunuz. (Ücretsiz indirdiğim için ben artık sadece efektli görebiliyorum.)  



Henüz bir film bitirebildim. Fotoğraflar aşağı yukarı şöyle görünüyor;



Fermina Hanım'ın gazına gelip gezerken eksik kaldığım günler için de bilgiler bıraktım. Kendimi anlatmalara doyamadım bugün... Oraya uğramamış olup da bunu okuyan varsa, yazısının altına "biz de varız" diye söylensenize accık!

:)

30 Ekim 2017 Pazartesi

Cenk değil, Berk Bey!

Haftasonu diğerlerine göre biraz yoğun geçti. İstanbul'dan, daha doğrusu Dikili'den bir arkadaşım bende kaldı. (İş için İstanbul'dan Dikili'ye taşınması gerekti ve İzmir şehirdışı gibi kalıyor.) Genelde sabahtan çıkıp gecenin bir yarısı girdik eve. Bana da iyi geldi, bir süredir işleri zamana yayarak yaşadığım için konsantre zamanlar geçirmiyordum. Bir de en güzeli cumartesi akşamı onun arkadaşı, benim arkadaşım, arkadaşımın arkadaşı derken grubu büyütmemiz oldu. İş için başka şehirde yaşayanlar, evlenenler ve doğuranlar derken böyle şeyleri çok zamandır yakalayamaz olmuştum. -Günün bilgisi geliyor-  Halbuki seviyorum (can sıkıcı tipler çoğunlukta değilse) kalabalık gruplarla içmeyi.

Özet olarak;


Dostlar fırında boyoz ve sübye tükettik çünkü şehirdışından misafir geldiyse boyoz yedirmek ve beğendirmek zorundayız!

Beyefendi grubunu dinlemeye gittik, mekanın tuvaletleri duvar yazılarıyla beni öldürdü;

Yoğunluğu unutmuş bünyem son gün bir miktar üşüdü :/


Özet geçemeyeceğim kısım ise fal baktırmamız oldu. :) Daha önce deneyimleyen bir arkadaşın tavsiyesi üzere Berk Bey'e geleceğimizi teslim ettik. Bu fal mevzularına kendimi kaptıran bir tip değilim ama bulursam hiç kaçırmam unutacağımı bilir yine de dinler dinler zevk alırım. O yüzden bu sefer unutmayayım diye olacakları buraya da bırakıyorum.
* yıl sonuna kadar yeni bir işe başlıyorum ve 4-5 ay inanılmaz yoğun geçiyor,
* iş izmir, istanbul ve yurtdışı ayaklarından oluşuyor (buldum da ba ba ba!),
* ismi M, E ya da S ile başlayn bir manita yapıyorum. bunlardan ikisi benden küçük (bu konuyu size bir ara yazmam lazım(!) ) ve hepsi bana hasta, ben seçiyorum (haspam!)
* 5 Ocak gibi ilişkimin adımları atılıyor, 2018 sonlarına doğru evlenip 2019'da çocuğu yapıştırıyorum (oha!) --- bu kısımda "oha çok hızlıyım" dedim. "tatlım bu yaştan sonra istersen bi de hızlı olma" dedi. :))) ---
* ailemin sağlığı yerinde, torunlarının mürvedini görüyor,
* bel problemim var dikkat!

Hatırladıklarım bu kadar... O sırada geçmişten birkaç bilgiyi tutturduğunu söylemem gerek. Müşteri çoğaltmak için eşcinsel taklidi yapmayan komik bir abimizdi kendisi... Girişte şaşırıp Berk yerine "Cenk Bey'e geldik biz" dememe rağmen geleceğimizle oynamadı üstelik... :P

Gidip, yıl sonuna kadar beni işe alacak bir yerlere başvuru yapayım da diğerlerine umutlanmak için bahanem olsun!

:)


27 Ekim 2017 Cuma

Te Te Te

Birinden vazgeçeceksin, ya çikolata ya çiköfte deseler, hiç düşünmem çikolatayı postalarım... Çi'köfte etlisinden olacak ama...



Dün akşam şu yukarıdakileri bırakıp gidecektim. Telefondan olmadı. Neden olmadı, kurcaladım mı? Hayır tabii ki, eşzamanlı yiyordum. <3

Bugün, bir arkadaşımı dışarı çıkarmam gerektiğinde İzmir'de nerede piyasa yapılır, nezih şekilde nerede yemek yenir ve hangi müzik nerede dinlenir konularında çok yetersiz olduğumu öğrendim. (Haftasonu için arkadaşım geliyor.)

Meyhane ve birahane bilgim fena değil. Gidip dinleyelim diyebileceğim tek grup Beyefendi... Ciğerci, söğüşçü, kahveci, boyozcu hatta gazozcu tamam da diğerleri zayıf işte... 

Bu sefer iki bilgiyi bir arada bıraktım. Gideyim de ellerime lacivert ojemi süreyim. Kotla iyi gidiyor.

25 Ekim 2017 Çarşamba

Herpes Simpleks

Başlığın antin kuntin göründüğüne bakma, uçuktan bahsedeceğim. 

Herpes ismi Yunancadan geliyormuş ve anlamı sürünmek ya da emeklemekmiş. Emekleyen bu virüsün sekiz tipi varmış. En çok rastlanan üç tipinden HSV1 olanının (aslında hepsinin) boyu posu devrilsin, evlerine ateşler düşsün! Kendimi bildim bileli cebelleşiyorum bu itle. Hani şu ağız, burun ve çevresinde oluşan içi su dolu keselerle... :/

Bilim bulaşıcı olarak tanımlıyor lakin daha önceki bir takım denemelerim bana aksini belirtti... :)) yine de siz kimseyi tehlikeye atmayın. 

Bebelere bulaşabileceğine ben de katılıyorum, o ayrı.

Neden ve ne zaman çıktığı belirsiz. Bir matematiği yok vicdansızın ama ertesi gün düzgün görünmeniz gerekiyorsa kesin çıkar mesela! :( Korktuğu zaman çıkaranlar oluyormuş, bende böyle bir durum yok. Sanırım daha çok direncim düşüp de hasta olma arifesine geldiğimde çıkıyor. Hasta olmuyorum onun yerine ağzımda sırasıyla minnak baloncuklar, kanayan bir yara ve sonunda da kahverengi bir kabukla dolaşıyorum.

Efsanelere göre çıkacağını hissettiğiniz an tahta kaşığı ısıtıp hafif hafif değdirmek işe yarıyormuş. Peeh, nerdeee... Zovirax diye bir ilaç var. Onunla onbeş günde onsuz iki haftada geçiyor, doğrudur! Anlayacağınız konu hakkında bir kısım şeyler denemiş zinhar mutluluğu yakalayamamışTIM...

Şimdiii lütfen bu kısmı sizde yoksa bile dertten muzdarip kişilere iletin. Şu aşağıdaki ilacımsı arkadaş bana bugüne kadar iyi gelen tek şey oldu. İçeriğine şimdi buraya yazabilmek için baktım. Lizin ve sodyum varmış. Zaten bu saatten sonra içinde bok var deseler de içerim. Zira geçen ay başlayan ve geçmeyen bir uçuk döngüsünden beni kurtardı. Gün içinde "aha yarın şorda çıkacak kesin" demelerimin hepsi havada kaldı, çıkartmadı. Artık dünya ahiret en yakın arkadaşım, biricik dostumdur. Umuyorum ki işe yaramaya devam eder. Amin!



Son olarak, velev ki çıktı, Vectavir Krem'i ten rengi yapmışlar. Artık dudağımızda yoğurt kalmış gibi dolaşmak zorunda değiliz. Gün içerisinde sıkça uyguladığınızda Zovirax'a göre daha iyi sonuç veriyor. Bunların hepsi benim bünyedeki etkileri içeriyor. Aynı virüs başkasında neye göre değişik tepki verir inanın kör cahilim. Aşağıya da internette daha önce işe yaradığını okuduğum ama hiç denemediğim maddeleri bırakıp kaçıyorum.

Ekinezya
Sarı Kantaron
Vazelin
Çinkolu kremler
Melisa Kremi
Vanilya Ekstresi
Meyan Kökü
Nane Yağı (çıkmak üzereyken)
Güvercin Ağacı Suyu (bunu Harry Potter'dan isteyeceğiz sanırım)
E Vitamini (izi yok etmede)
Dokosanol içeren dudak kremleri

Klavye Delikanlıları

Ne kadar erken kalkmak istersem vücudum inadına daha yoğun bir gündüz uykusunun içine gömülüyor. Sabah 8'e kurulu alarmla nasıl 12'de kalktım kesinlikle anlamıyorum. Çalışmıyorken fazla uyku vicdan azabı yaratıyormuş, onu anladım.

Kaç gündür meteorolojinin böğürdü yağmurlar uyandığımda sanatını icra ediyordu. Dışarı çıkmak gibi bir planım yoktu, adım dahi atmadım... :/

Yulaflı bir sabah maması yaptım. Geç kalkmanın mutsuzluğunu bir süre suratıma yansıtarak dolaştım. Biraz kendime gelince de elim kahve yapmaya erişti. Onun eşliğinde azcuk buralar ve sosyal medyayı kurcaladım. Daha da kendime gelince baktım babamın da keyifler ne yapacağına karar veremez halde, hadi dedim film izleyelim.

Teknoloji ile imtihan başladı. Babamın bilgisayarda hdmi yok, televizyonda internet bağlantısı yok... Mecbur benim bilgisayarı bağladık. Huyunu biliyorum ama dedim belki utandırır. Açtık Uluslararası Bir Suikastçının Gerçek Anılarını eğlenerek izleriz gibi gelmeye başlamıştı ki benim pc çat diye kapandı. Biraz bekleyip yeniden açtım, cık, yine kapandı. Utandırmadı, bildiğini okudu. Var bir karın ağrısı, ne yapsın! (yaa anla ne arada derede yazıyorum! :P )

Neyse sonra hazır elde bulunanlardan şansımızı denedik. Ne zamandır Kaptan Fantastik izlemek istiyordum, onu seçtik. Çok da iyi güzel oldu... :) Fermina Hanım'ın yazısından etkilenip mısır bile patlattım. Normal mısırı internet tarifi üzerine mikrodalgada patlatmayı denedim, lezzette aradığımı bulamadım. Bir dahakine tembellik yapmamaya karar verdim. "Filmi de hele" derseniz, izlemeyenler varsa diye hiç spoiler verme tehlikesine girmeyeyim. Sadece baştan son sahneye kadar "acaba yapabilir miydim" diye düşündürse de sonuyla beni tatmin ettiğini, "he yaa işte bu iyi" dediğimi söyleyeyim. Kesin izleyin diyebileceğim bir film... [ben kim köpeğim acaba! :) ]




Bugün televizyondan kopamama günüymüş anlaşılan. Her günkü Kelime Oyunu izleme faslımızın ardından bulaşıkları topla, çamaşırları as derken sıra geldi bugünün kendinden bahsetme faslını izlemeye...

Sezon dizilerinin çoğu hakkında aşağı yukarı fikrim var. Annem izlerken denk gelmesem youtube, instagram bir yerlerde tanıtımlarını görüyorum. Aralarından en ilgimi çeken Klavye Delikanlıları oldu. Entrika ve gerilim istihkakımı yabancı dizilere harcadığımdan türk dizisinde absürdlüğe, küfüre allah ne verdiyse amaçsızca gülme arıyorum. Hepsi bu dizide var. O yüzden tv'den değil puhutv üzerinden internetten takip edip biplere takılmıyorum. :) Ama bugün o konuda da bir değişiklik oldu. Babam "senin dizinin günüymüş gel beraber izleyelim ben de merak ettim" deyince tv önü mesaisi devam etti. Dizi şimdilik ihtiyacı karşılıyor, bakalım... 

Bu sefer gün bitmeden yetişemedim. Siz bunu salı günü olarak sayın olur mu?

:)

23 Ekim 2017 Pazartesi

Dikine Pançoz!

Çelınctan habersiz olup son kayıtları okusam, tepkim "ne diyo la bu değişik!" olurdu! Kendimizden bahsediyoruz efenim... Her gün iki kelam edip gidiyoruz. Bir şeylerin bizi buraya sürüklemesini seviyoruz. O yani...

Bak mesela ben bugün duvar yazısı seviyorum diyeceğim.

Daha önce neden örneklerle gelmedim ki size? Halbuki kendimce küçük bir arşivim var. Şimdilik üç tanesini bırakayım. Bakalım sanatçılarımız bize neler demek istemiş...


Eylül 2017 - Çeşmealtı


 Mayıs 2017 - Adana


 Nisan 2017 - İzmir


Ruhu yakalayabilen olursa n'olur seslensin...

:)

22 Ekim 2017 Pazar

Midem Kanamıştı Benim

Öğlene doğru başımda ağrı, hafif de bir kırıklık ile uyandım. Bir süre direndim. Başımı bir yerlere yaslamadan duramayacak hale gelince yapıştırdım ağrı kesiciyi... Zamanında ilaçlarla aramın iyi olmamasının avantajlarını şimdilerde hemen etki etmeleri şeklinde yaşıyorum. 

İlkokulda yanlış bir ağrı kesici yüzünden mide kanaması geçirmiştim. Tam da bayrama geldiği sırada olması bence şansımdı çünkü hastaneye yatmamıştım. Onun yerine annemle salonun yerine yatakları taşıdığımızı, sabahlara kadar ağrıdan kıvrandığımı, bolca kustuğumu ve (hastalık bu) çılgınca ishal olduğumu hatırlıyorum.

Hangi ilaçtan olmuştu deseniz inan hatırlamıyorum ama sevgili bilinçaltım sanırım bunu bana "ilaç içmeeee, du bakalııım..." şeklinde yansıtmayı başardı. Bir de hayatımın o dönemini (çocukluk-ergenlik) asitli içecekler, yağlı yiyecekler, acı ve ekşi olmadan sağlıklı bir şekilde yaşamak zorunda kalmıştım. Şimdi bakıyorum da ne şahane hastalıkmış be! :P 


21 Ekim 2017 Cumartesi

O, Ben. Ben, Mal!

Ayaklarımdan birinin üzerinde ben var. Hangisinde olduğunu söylemek için her seferinde bakmam gerekiyor. SOLda geribeyin... SOLda eksikakıl... (yine baktım!) Anlayacağınız üzere teşhis edilmem gerekse kendime faydam yok. 



Bugün sabahtan akşam yemeğine kadar eşya ayıklamak, ayrıştırmak ve yerleştirmekle uğraştım. Bunu yaparken de Zihin Bey'in en son listesini fon müziği olarak seçtim. Yazlık-kışlık yapmak ve buna benzer bir işiniz varsa tavsiye ederim.

Akşam yemeğinden sonra da Trilok Gurtu & Hamdi-Memduh Akatay & Tepecik Filarmoni konserine gittim. Çok başarılı buldum. Eve yenice girip görev bilinciyle derhal bilgisayara koştum. İşler bitmiş değil. Konserden bahsederdim ama son kalan enerjimle kendime yatacak kadar yer açmam gerek. o.O

20 Ekim 2017 Cuma

Kemiriyorum

Bugün de farklı mail hesaplarımda temizliğe gittim. O sırada buralardaki eski yorumları karıştırmaya başladım, derken çoktan ortada görünmeyen komşulardan ikisini dürttüm. Çok da iyi yapmışım, Nikkentobi dürtüklemeye cevap verdi. :) Çok saçma ama bugün en azından bir işe yarayabilmişim gibi hissediyorum.

Yeni çelınca iştirak edebilmek için aklıma bir şeyler geldikçe not aldığımı söylemiştim. Söylemiştim de listenin en başında neden enginar sıyırma yazıyor bilmiyorum. Kendimden bahsetmek için iyi bir başlangıç mı, emin değilim. Umarım bunu sadece buralarda yapıyorumdur. Yoksa kendimi, yeni tanıştığım bir adama "biliyor musun ben enginar sıyırıyorum" derken bulmak istemiyorum. O yüzden lütfen beni uyarın, gerekirse "yapma çocuum, yapma evladım bak öküz kadar oldun" deyin. Evet, yapın bunu... Sonra gelir size ağlarım bak 'çokh yannızım be atam' diye. 

Madem konuya girdik bir kere... Olay aslında tam olarak şu aşağıdaki şekilde;


Enginar ayıklandığı sırada yemeğin içine dahil edilmeyen yaprakların tepelerini kemiriyorum. Tadına da bayılıyorum. Bu olay nasıl başladı bilmiyorum. Hatırladığım kadarıyla kalan aile bireyleri böyle bir şey yapmıyor. Tahminen enginar haricinde birkaç sebzeyi daha çiğ yediğimden bunu da denemişimdir. Patates, taze fasulye falan hep çiğken güzel bence... :)

En az bir kişi daha çıkar gibi geliyor kemirgengillerden... Var demi?

19 Ekim 2017 Perşembe

Otağ

Eski çelıncımı bitirmekle cebelleştiğim için takip ettiğim cağnım blogların sürdürdüğü yeni çelınca katılamadım lakin zevkle okudum. Oradan oraya tıkladım, biraz hayatlarınızı stalkladım derken mis gibi oldu. :) Bir kısım insanın dönüşü özellikle de boş olduğum şu günlere denk gelince kurcalamaya fırsat yaratabildim, açık söyleyeyim faydalandım sizden, kullandım sizi! :D

Hazır ortam hareketlenmişken bunu bozmamak adına yeni bir çelınca daha girişilecek. Fikir yine Mari Antrikot'tan gelmiş. Hiç özetlemeye çalışmadan direkt onun açıklamasını şuracığa kopyalıyorum. "Yeni çelınçımız 20.Ekim.2017'de başlıyor ve 31.Aralık.2017'ye kadar devam edecek. Yine hergün yazacağız koşulumuz bu (ama görüyorsunuz esneğiz) çelınç konumuz da şu, her yazınızda kendinizle ilgili bir bilgi paylaşacaksınız. Bu bilgi yazınızın tümünü de oluşturabilir, bir cümle ile de geçebilirsiniz. İlla aşırı gizemli bir bilgi vs de olmayacak. Mandalina sevmem gibi bir şey de olabilir, safari yaptım da olabilir...Hiçbir sınır yok.."

Becerebildiğim kadarıyla ben de katılmaya karar verdim. Zaten bu diyarlara kaçışımı daha yerleşik yapmak gibi bir niyetim varken bunu nasıl yapacağımı düşünmeme gerek kalmadı. Su kenarına kuruyorum çadırı...

Blogun başında kabbak gibi "saçaklı bloggerın pasaklı blogu" yazıyor tamam ama kardeşim ben de iyice dağıtmışım ortalığı... Biraz önce etiket  # temizliği yapmak için biraz not aldıktan sonra bir de hangi serilere niyet etmişim diye baktım.  Abavvv!.. :) Başlamışım ve şaşılacak bir şey yok, tabii ki unutmuşum! En istikrarlı olduğum seri Birinci Tekil Şahıs başlığıyla yazdıklarım olmuş. Ortalama Bir Boyum Var Türlü Türlü Huyum Var ve Anne Çeyizime Bunu da Alalım da fena gitmemiş ama diğerlerine başlama amacımı zinhar hatırlamıyorum. 

Yeni çelıncı kendi serilerimden #ben ve #huyumvar etiketlerime gayet uygun buldum. Hileyle o serilere de devam etmiş olacağım. (Yine kullanıcam sizi!) :) Beylik laf etmeyeyim sonra çok pis patates oluyorum. Yine de bu sefer "her gün ne yazarım lan" sıkıntısı çekmeyeyim diye defterime notlar alıyorum. Bak beni sinsiyeeee! :P  Daha mı hevesliyim ne?

Gitmeden ben de yarımşar günden dün ve bugün ne yaptığımdan bahsedeyim de ısınma turu olsun. (Bak şimdi gör nasıl bir yılanım! Resmen dün çektiğim fotoları sıkıştırmak için yapıyorum bunu.)

Eylül ayı bayramdan sonra yaklaşık olarak iki hafta cillop gibi giderken aniden soğudu. Haliyle denizle adam gibi vedalaşamadan sezonu kapattık. Sanıyordum. Dün bir baktım hava durgun, deniz düz olmaya yakın ve az da olsa gökyüzünde güneş var. Derhal giyinip soluğu deniz kenarında aldım. Beklediğimin aksine dışarısı suyun içinden daha sıcaktı, olsundu, girince alışmıştım. Bir süre koca denizde tek başıma yüzerek keyif yaptıktan sonra ıslak ıslak deniz kenarı keyfi yapmayı götüm yemediği için koşarak eve gittim ve giyindim. Sonra tekrar döndüm. Çakıltaşlarını karıştırırken şansıma iki tane kedi yanaştı. Bir süre oynaştık. Evde kedi yokmuşçasına attım elektriği. Baktım hafiften bir ürperti geliyor, kendileriyle vedalaşıp topladığım taşları cebime katarak eve döndüm.




Gelelim bugüne... Hep ben gülecek değilim tabii... Sezonu bugün resmen kapattık. Döndük artık... Bastet'le de vedalaştık (zira ablamın kedisi aslında). Şehre döndüğümüze göre işsizlik artık dank edecek sanırım. Pencereden bakınca deniz görünmüyor, ulaşım aracı olarak da bisiklet yok. :/


Sanırsın sürgüne geldim, sanırsın gurbete geldim... :)) Deniz fotoğraflarından sonra çok fazla sövmeyin diye fakir edebiyatı yaptım, gördük ki alışmayınca o da durmuyor!

:)


14 Ekim 2017 Cumartesi

Alnımın Akıyla(!) ~ Çelınc Gün 30

Blog dünyasına 2012 Şubat'ta dahil olmuşum. Neden blog yazmaya başladınız? Blog isminiz bir hikayesi var mı? sorularının ikincisini ilk yazıda cevaplamışım meğer.

Neden sorusunun cevabı da en yalın haliyle işsizlikti (yine). O yalın hali biraz daha açmak gerekirse; istifa etmiştim, biriktirdiğim parayı yurtdışında dil eğitimi almak için kullanmak istiyordum, para harcamadan kendimi oyalayacak şeyler bulmalıydım. Blog o yollardan sadece biri oldu. Kendimi oyalayabilmek konusunda uzman olduğumu da yine o yıl öğrendim. 




2012-2013 hayatımın en bunalımlı ama bir o kadar da şükrettiğim dönemi oldu. Zaten farkında olmadan bir süre önce başlamış olan değişim sürecimin farkına vardığım zamandı sanırım. Uzun bir ilişkinin bitimi, parasızlık, arkadaşlıklarda değişim... Hepsi aynı zamanda... O zaman bir hayli yorucu gelmişti ama şimdi bakınca iyi ki..!

Burası bana düşündüklerimin bir çoğunu sağladı. Dokunmazsam olmazdı, dokundum. Kaçacak yer lazımdı, kaçtım. 

Bir şekilde bloga ulaşanlar kim olduğumu bilmesin diye değil, kim olduğumu bilenler buraya ulaşamasın diye Saçaklı olarak yazıyorum. Zaten bunu çok da katı şekilde yürütmüyorum zira zaman zaman adım geçti buralarda... ;)

Te geçen sene başlattığım çelıncı alnımın akıyla(!) tamamlamış bulunuyorum. Artık yenilerine hazırım. Şimmmdi onlar düşünsüüüün!* :))

*İşler Güçler

12 Ekim 2017 Perşembe

Ye Beni Kurt ~ Çelınc Gün 29

Siz şaka yaptım sandınız ama geçen sene(!) kendi ellerimle başlattığım çelıncı  çaktırmadan tamamlıyorum. Hülülülülülü... :)

Bitmeye iki kala Korkularınızdan bahseder misiniz? diyor kendisi. Nereden başlayayım bilmiyorum. Şöyle bir düşündüm de ben genel olarak korkuyorum! o.O 

Depremden bir hayli korkuyorum. Birkaç ay önce İzmir'de olan 6küsurluk depreme şimdilerde istifa etmiş olduğum işimin tuvaletinde yakalandım misal ve hala nasıl taşikardi geçirmediğimi bilmiyorum. [Gülmeyin! :)) ] Üstelik bu, depreme ilk kez tuvalette yakalanışım değil! :/ [bak hala gülüyolar!] Tuvalette yakalanma mevzusunu saymazsak bu korku için yattığım yerin başucunda su bulundurduğumu belirtmeliyim. Bir de zararlı mararlı ama cep telefonumu da yakınlarda bulunduruyorum. [son mevzulardan sonra elimdeki teknoloji el verse duşa dahi telefonla gireceğim! :) ] Bir ara başucumda düdük de bulunduruyordum. Bunların yanında olay esnasında korkmayıp etrafımdakileri sakinleştirdiğimi belirtmek isterim. Etki, mevzu kapandıktan sonra başlıyor. Demek beyne geç gidiyorsa..! :)

Geceleri dışarda olmaktansa evde olmaktan daha çok korkuyorum. Gecenin üçünde elimi kolumu sallayarak eve kadar gelip içeri girdikten sonra korkuyorum bi... Ha korkuyorum da yalnız yaşayamıyor muyum? Yoo yılın altı ayı yalnız yaşıyorum. Kapalı alan korkum mu var? Bildiğim kadarıyla yok çünkü mr'a falan sakin sakin giriyor ve hatta uyukluyorum. :) Sanıyorum cadde üstü bir yerde yaşıyor olmamdan. Dışarısı hep hareketli olunca tedirgin olmuyorum diye düşünüyorum. 

Görüntülerdense seslerden korkuyorum. Korku filmi izlerken bir organımı kapatmam gerekirse o, kulaklarım oluyor misal. :)) Tabii tam sessizlik de bana göre değil. O zaman da sürekli dinliyorum. 

Tüm bu bilgiler ışığında benim hiç bir zaman rahat uyku çekemiyor olmam lazım değil mi? 
Değil işte! Hep yastığa beş kala çok şükür! (Dilimi ısırayım zira bu aralar resmen kendi sonumu getiriyorum.)
:)


Aklıma gelenler şimdilik bu kadar. Yorumlarda "şundan da korkuyor musun" diye sorsanız kesin ondan da korkuyorumdur da yazmayı unutmuşumdur. :))

*** "Ula bu başlık ne" diyen varsa şorada yazıyor.

8 Ekim 2017 Pazar

Yere Batsın Lahmacun! ~ Çelınc Gün 28

Bugünün geleceği ta en başından belliydi!
Bir sene önce çelıncın En sevdiğiniz 3 müzik grubu hangisi? sorusuna ne yanıt vermeyi düşündüğümü hatırlamaya çalışıyorum. Büyük ihtimal bugün yapacağım gibi kaytaracaktım, nihoha... :)




Dönüp dolaşıp aynı yere gelmiş olmak istemiyorum (müzik cahilliği). O yüzden bu soruyu "en sevdiğim" değil de orada burada rastladığım ve bir şekilde beğendiğim 3 müzik gurubu olarak cevaplayacağım.

İlki Necati Ve Saykolar olacak. Dar müzik dimağıma dayanarak daha önce canlı performanslarını dinlediğim kimselere benzemiyorlar. Yer yer "noluyo lan o sahnede" dediğimi hatırlıyorum. Cıvık bacım afedersin!.. :) Bir bakın bakalım size de ilginç gelecek mi, belki de zaten biliyorsunuz;




İkinci sırada Trio Mandili geliyor. Eski blog komşularımızdan Mr. E sayesinde haberdar olmuştum kendilerinden. Naif ve dinlendirici buldum. Kliplerin tatlışlığı da ayrı bir beğeni unsuru, baksanıza; ^_^




Üçüncü ve son olarak da Yüzyüzeyken Konuşuruz diyeceğim. Ne eksik ne fazla, yeter miktarda bunalım var şarkılarda. Bana mı öyle geliyor;




Senseilerim (takip ettiğim bağzı biloklar) müzik ve kitap konusunda çıtayı arşa taşıdıkları için yazmaya başlamadan önce "ulan ben ne desem boş" triplerine giriyorum ama sonlara doğru "he sanki diğer konularda yazınca çok dolu" diyerek rahatlıyorum, ahahah :D

(Bir sonraki soru olan korkulara giriş yaptım, kıps!) :P

Adeta Bir Kasırga ~ Çelınc Gün 27

Çelınc insanı rezil de eder vezir de!
Dağınık mısınızdır yoksa düzenli mi? sorusuyla bugün benim için rezillik günüymüş demek!

Yazı boyunca müsaadenizle yer yer klişeye düşeceğim.
Bunlardan ilki "dağınığım ama aradığım şeyin nerede olduğunu bilirim (yani çoğu zaman...) şekerim" olacak. Oraya buraya atılmış eşyalardan hangisinin altında don, hangisinin altında okumakta olduğum kitap var bilirim misal! Ya da 128 tane kalemin arasından hangisi eksik hemen fark ederim!

İkinci sırada "gündelik hayatımda ne kadar dağınıksam işte de o kadar düzenliyim (valla bak!)" yer alıyor. Ve bu konuda da ciddiyim. Tamam, kişisel eşyalarım yine dağınık durur ama işle ilgili şeyler etiketlenmiş yerlerinde bulunur ve başka biri telefonda dahi bir şeyin yerini tarif etmemi isterse nokta atışla yardımcı olurum.

"Bir başkasının alanını zinhar dağıtmam" klişesi üçüncü sırada yer alıyor. Daha geçtiğimiz hafta iki günüm yeni doğum yapmış arkadaşımın evinde kullandığım bardağı bile hemen yıkayarak geçti. (titizler şuan "e bunun nesi olağandışı" diye ağızlarının kenarlarını kıvırıyor, görüyorum!) Ha diyelim ev arkadaşım var ve bir süre evde bulunmayacak, o zaman her yeri o gelene kadar dağıtırım, yalan yok! :) Gelmeden toplarım ama, üstüme gelmeyin. :P

Yok biz yazıyla olayın ciddiyetini anlayamadık diyen varsa bir de görsellerle özet geçeyim, ikisi de ablam tarafından "bak sen ehehe" diye gönderildi;





Bir de aşağıdakinin sandalye ve yatak arasında gidip-gelen yığın versiyonu var! :))


Tüm bunların yanında konuyla ilgili içinden çıkamadığım bir ikilem de yok değil. Dağınıklık bir yerden sonra çığrından çıktığı için mi kafamı da toplayamıyorum yoksa kafamı toplayamadığım zamanlarda mı dağınıklık çığrından çıkıyor bir türlü çözemedim. Böyle zamanlarda odayı toplamak sanki bir süreliğine beni hayata dair ümitlendiriyor. Sırf bu hissi yaşamak için bile etrafı dağıtmama değer! (Akıllanmıyor!) 

:)

3 Ekim 2017 Salı

Zamana Yayma Başganı ~ Çelınc Gün 26

Nasıl bir "zamana yaymak"sa artık... 
Neyse durun hiç ürkütmeyelim! Şu aşağıdakini tamamlayacağım, zamanla... o.O

https://sacaklininnotdefteri.blogspot.com/2016/04/havar.html

Ziyaret etmek istediğiniz on yeri sıralayabilir misiniz? diye sormuş çelınc zamanında... Sıralayamam! Yani bir süredir düşünüyorum, lakin nasıl sıralasam bilemedim. Ülke isimleri vererek geçsem çok genel olacak. Mekana kadar indirgesem, e on diyor... Isınma turu olarak kabul edip ortaya karışık bırakıp gideceğim.

Cuba; ki şurada dolmuş tutup blog komşularımızla gitmeyi planlamıştık! :)



Yeni Zelanda; nedeninden tam olarak emin değilim. Yüzüklerin Efendisi okumuş, izlemişliğim bile yok üstelik... o.O (abavvv! itirafa gel...) çağırıyor bir şekilde.


Amsterdam; her giden arkadaşımın "senin kesin gitmen lazım" demesinin biraz etkisi var sanırım. Sırf neden böyle söylediklerini anlamak için bile ziyaret etmek istiyorum.


Oktober Fest; Almanya'da bulunmak istediğimi biliyorum. Neresinde ve neden sorularına bir cevabım olmadığından cevap bu... Özet olarak cahillik diyebiliriz bence...


Mostar; ölmeden önce görülecekler listesinden ziyade Gündüz Vassaf'tan Mostari'yi okuduktan sonra oluştu sanırım bu istek...


İskoçya; Aslında 2012 yılında Edinburgh'da 3 gün de olsa geçirebildim fekat yetmedi a dostlar! Dağdan bir kız inemedi döne döne... :)


Kuzey Işıkları; her nereden görebileceksem farketmez. Tabii gönül ister ki karanlık, cam tavanlı, sıcak bir ortamda dönenerek izleyelim ama şimdilik her türlüsüne kabul! (Varım diyoooor!)


Mardin; yurtiçinde gitmeyip de merak ettiğim yerlerin başında geliyor. Yine bir kara cahillik, yine bir yeme-içme, ağız açık gezme isteği...


Maldivler; Tek ve yancıya ihtiyaç duymayan sebep; deniz!


Deniz Feneri; Tam adres veremiyorum ancak aşağıdaki gibi tam denizin ortasında bulunuyor olmalı. Bir tam günü geçirmek nasıl bir his olurdu merak ediyorum.


Böyle böyle şu aralar blogları canlandıran çelıncları yapmaya benim de yüzüm olacak. Hayır, geç kalmadım!

:)