Özet olarak;
Pazartesi spor çıkışı markete yönelmişken kedi ağlaması duydum. Salonun yanında birkaç kedi evi var. Önünde bir yavrucak arka ayakları az tutar bir vaziyette yatıyordu. Diğer kedilere de sahip çıkan bir ablayla dibimizdeki bir veterinere götürdük. İç kanaması var gibi görünüyor dedi. Ablanın dediğine göre evinde on bir tane varmış. Ben de ergenliğimde bile eve "buna bakalım n'olur" diye hayvan götürmüş insan değilim. Belediyenin veteriner işlerini aradık. Onlar gelene kadar eve aldım. Sonra nasıl olur derken Fermina'nın da desteğiyle bir hafta bizim evde kalmasına ve her gün veterinere götürmem konusunda evde fikir birliğine varıldı.
Götümü kaldırabildiğime göre bu ya köfte ya da künefe olması lazım'dan yola çıkarak çocuğa Köfte dedik, babam onu beğendi. Sadece iki gün veterinere götürebildim çocuğu... Çarşamba sabah uyandığımda ölmüştü. Tek tesellim yanında uyumak için salona taşındığım için ağlamadığını bilmem. Zaten uykusunda olmuş olan.
İlk günkü perişanlığımı nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Yeni uyanıp sokağa fırlamış bir halde, elimde bir kutu, içinde ölü olduğunu bildiğim Köfte, sokaklarda ağlayarak dolaşan bir kadın... Zaten bildiğim şeyi sonunda sabah o saatte açık bulduğum veterinere iki kere sordum. "Ölmüş demi? Yaşıyor olamaz..." Çünkü vedalaşmam lazımdı ve hayattaki en büyük korkularımdan biri bu, ya ölmediyse...
Para karşılığı bile böyle bir hizmet yokmuş artık. Sizin bir alan ve alet edevat bulup gömmeniz gerekiyor. Buralarda biraz iteleyerek de olsa karma işledi sanırım. Yine elimde kutu ağlayarak yürürken parka çiçek diken belediye işçilerine rastladım. "Olmaz" dediler tabii ki... Sonra "yetkili mühendis hanım gelsin" dediler... Sonra elimde kutu taşta oturup mühendis hanımı ağlayarak beklemem bir tanesinin içine oturmuş olacak ki beni, zaten dolu olan elime küçük bir kazma tutuşturup ilerideki kulübede çay demleyen bir abiye yolladı. Duran Abi! <3
Arka taraflarda kağıt toplayıcıların ve tinercilerin kullandığı ağaçlı bir araziyi bulabildik. Orada yatıyor artık güzel suratlı çocuk... :(
Mantıklı olmadığını biliyorum ama sürekli kendimi suçluyorum. Sanki bir şeyleri eksik ya da yanlış yapmışım gibi geliyor. En son ne zaman bu kadar ağlamıştım bilmiyorum. Aşk acısından beter çıktı. Onda en azından bir süre sonra adama içimizden hakaretler, küfürler falan yağdırabiliyoruz. Bu sefer kendime yağdırdım onları... İlk defa bir evcil hayvan kaybetmiyorum ama bunun yıkımı biraz farklı oldu. Yine de iyi ki iki gün de olsa bizimle kaldı. <3
Kendimle ilgili bildiğim bir şeyi daha fark ettiğim bir süreç oldu aynı zamanda... Yaşamıyor olduğunu bildiğim, başkasından da duyduğum halde çocuğu kaç kere dürtüklediğimi bilmiyorum. :/ Aynı şeyi biten başka şeylerde de yapmamın bağlantılarıyla yüzleştim. Bittiği bariz olan ilişkiyi ya yapılabilecek daha fazla şey varsa diye devam ettirmeye çalışmak gibi... Beni iyi bir yere götürmediğini fark ettiğim işten ancak sağlığım bozulunca ayrılabilmem gibi... Enerjimi sömüren arkadaşlıktan ancak on beş - yirmi sene sonra sıyrılabilmem gibi...
Bir sürü kötü ve kafamın içeride bıdı bıdı yapmasını durdurmam gerektiği zamanlarım oldu. Hepsinde farklı bir yol buldum kendime... Bu sefer de kafam konuşmaya çalıştıkça dizi izliyorum. Young Sheldon, Speechless, This Is Us ve baştan başladığım How I Met Your Mother hayat kurtardı, hala da kurtarıyor.
Aklımdan geçenlerin ne kadarını yazabildim ne kadarını anlatamadım bilmiyorum. Cümleler nasıl başlıyor nasıl bitiyor haberdar değilim. Sadece bu da bir ben olduğu için tüm bunlar burada dursun istedim. Belki saçmaladığımı düşündüğüm bir gün gelir ve silerim, bilmiyorum. Bu sefer yayın yoruma kapalı çünkü benim için yoruma açık bir konu değil.