Fermina Türkçe'ye çevirdi,
Nur topu gibi, 52 haftalık bir challenge'mız oldu.
*************************************************************
UYARI! Bu aralar tespit sıçasım gelmiş gibi bir yazı...
*************************************************************
Hafta 2 Write about the place you call home / Evim/yuvam dediğiniz yer hakkında yazın.
Nereye yuvam dediğimi bir süre düşündüm. (sanki becerebiiyormuşum gibi sıkıyorum, çaktırmayın.) Kedi gibi olduğuma karar verdim. Herhangi bir yer benim yuvam ama aynı zamanda da hiçbir yer değil. (ouvvv tespitlere gel!) Genel rahat edici bir tipim. Yerimi yadırgamıyorum, evimden başka yerde de tuvalete girebiliyorum, gerekirse köşe yastığı gibi milim oynamayabiliyorum. Rahatlığımla ilgili çekinmelerim yok. Orta sehpanıza ayaklarımı uzatmıyorsam, öğretildiğindendir. Dolayısıyla yaşamam gereken herhangi bir yer yuvam. Öte yandan "yuva", kurulmasında emek harcanan bir yermiş gibi geldiği için de henüz o yere sahip değilmişim gibi geliyor. (He deyin, geçin.)
Nereye evim dediğimi hiç düşünmedim (şükürler olsun). Bütün yayıntımı içinde barındıran, anahtarlığımda anahtarları bulunan yer... Çok derli toplu ve temiz değil. Minimalist değil. Duvarları standart renkte. İçinde yemekler pişen, sehpaya ayak uzatılabilen, kah gülünen kah insanların birbirine çemkirdiği, ısınılabilen, arada misafirleri olan bir apartman dairesi. Şurada bir yerlerde taşınma zamanına ait bir oda fotoğrafı da paylaşmışım.
Kendisini seviyorum. Nüfusu 3 ila 5 arasında değişen ailemiz için uygun büyüklükte. Benim gecenin bir köründe güvenle döneceğim kadar merkezi. Bir şeye ihtiyaç duyduğumda yürüyerek ulaşabileceğim tüm mahalle esnaflarına sahip.
Bundan önce hatırladığım iki evimiz daha olmuştu. (Bir de Muğla var ama onu net hatırlamıyorum.) Onları da seviyordum. Çeşmealtı kışın unutulduğunu zannetse de onu da seviyorum. Aralarda bir takım hastalıklar nedeniyle anneannemde ve ablamda yaşamamız gereken zamanlar olmuştu. O evlerde de aynı şimdikinde olduğu gibi mutlu ve mutsuz zamanlar vardı ve "hadi ben artık eve kaçayım"daki varış noktasıydı. Yani diyorum ki, geçişlerdeki ilk bocalamayı saymazsak, uyuyup uyandığım her yer bir süre sonra evim ve seviliyor. İçinde mutlu olup olmadığım mekanın kendisinde değil içinde bulunduğum değişkenlerde bitiyor. "İçine girince mutlaka rahatlıyorum, kendimi güvende ve huzurlu hissediyorum" dediğim bir yer olmadı. Bir gün olur mu bilmiyorum. Şimdilik olmasın istiyorum. O yer hep kafamın içi kalsın istiyorum...
Eylül'17 - Çeşmealtı






