30 Eylül 2013 Pazartesi

Bak Hele Ne Direm ~ 2

     29/09/2013 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'ndeki Sadi Tekelioğlu'nun haberini olduğu gibi paylaşarak başlamak istiyorum:

"Karayipler'deki Batı Hint Adaları'ndan Saint Croix açıklarında 1978 yılında denize bırakılan bir şişe postası, bundan beş yıl önce Hırvatistan'ın Korcula Adası kıyılarında bulundu. Bu haberi ilginç kılan kısım ise gönderen ve alıcının Danimarkalı aynı kişi olması ve şişeyi bulanın da aynı ulustan olması. Kim Kragh Staerke, 1978 yılında 8 yaşında Danimarkalı bir çocuk. Yük gemisi kaptanı olan babasının daveti üzerine yaz tatilinde onunla sefere çıkar ve yolları Batı Hint adaları'na düşer. Kim Kragh Staerke, gemide canının sıkıldığı bir gün üzerinde kendi adresi yazılı olan bir mektup hazırlar ve bir şişeye koyar. Gemide görevli tayfaların da yardımıyla şişenin ağzını iyice kapattıktan sonra Saint Croix Adası açıklarında şişeyi denize fırlatır. 30 yıl içinde Atlas Okyanusu'nu aşan ve Cebelitarık Boğazı'ndan geçen şişe içindeki postayla birlikte bundan beş yıl önce Hırvatistan'ın Korcula Adası açıklarında yine Danimarkalı Martin Marcic adında bir çocuk tarafından bulunur. 5 yıl boyunca şişedeki mektubun alıcısını arayan Marcic'in ailesi sonuç alamayınca, Hırvatistan'ın Kopenhag'daki turizm enformasyon bürosu devreye girer. Danimarka gazetelerine ilan verilir ve geçen hafta sonunda şişe postasının alıcısı ve aynı zamanda göndericisi olan Kim ortaya çıkar."

     Bunun üzerine susayım, olduğu gibi kalsın istiyor göynümün bir yanı ve lakin diğer yanı... Parmaklarıma engel olamıyorum a dostlar! :) Benim posta yoluyla gönderdiğim kartların/mektupların kaybolduğuna mı yanayım... Canı sıkılan çocuk veya şişeyi bulan çocuk Türk olsaydı diye düşündükçe aklıma gelen türlü trajikomik duruma mı yanayım... Yoksa herhangi bir turizm enformasyon bürosuna böyle bir konuyla gidersem alacağım cevaba mı yanayım? Hadi söyleyin! :) 



     Biz ki, gelenek ve göreneklerine bağlılığımızla övünen milletiz... Acaba neyin kıymetini ne kadar biliyoruz? Bu bloga sahip oluşuma sevinme nedenlerimden biri tam da bu konu. İnsanlara dair umudumu yitirmeye yaklaştığım her seferinde; biri aniden bir kart/kitap yolluyor, diğeri benim bile ne yolla söylediğimi hatırlamamama rağmen doğum günümü kutluyor, öbürü beyazın üstüne çizdiğim kırmızı çizgili taşı bağrına basıp beni yüreklendiriyor, başka bir tanesi de "canım sıkkın" dediğim için tee uzak diyarlardan telefon açıp güldürmeye çalışıyor... Sonra gel de Karma'ya inanma! :) Küçük şeyler candır, paylaşın... Elbet sizin kadar kıymetini bilecek en az bir kişi çıkacaktır. ;)

* şişeli fotoğrafı şuradan şıfttırdım; http://wide-wallpapers.net/letter-in-a-bottle-on-the-beach-wide-wallpaper/
** cümle içinde "yanayım" geçiyorsa bu video mutlaka izlenmeli... :)
*** konu nereden nereye geldi... geç olduysa demek... :P

**** pek akıl verici bir son yapmışım. halbuki benim aklım bana yetiyo mu ki! peeh! o.O
***** bir de yazdıktan sonra şöylesine denk geldim; 
http://gundem.milliyet.com.tr/sisede-mektup-28-yil-sonra-adrese-teslim/gundem/gundemdetay/20.04.2013/1695906/default.htm ne Hırvatistan kıyısıymış arkadaş!




20 Eylül 2013 Cuma

Vidi ~ 1

# Biliyorum birçoğunuz uzun kolluları pantolonları çekti üstüne... Son bir haftadır ben de deniz sezonunu bu sene için kapattığımı sanıyordum. Ta ki bu sabah uyanana kadar! :) Bir de baktım ki ne göreyim; deniz dümdüz, güneş tepede... Tamam tatlı bi esinti vardı ama üşütmüyordu... Affınıza sığınarak yüzdüm ben biraz! :) Sonra da Tuğba'ya söz verdiğim için fotoğraf çektim... Normalde hiç sevmem! :P Aralarında en çok bu kareyi beğendim. İnsanın telefonu eski, halihazırda sağı solu dökük vaziyette olunca böyle suya daldırmaya ramak kalaya kadar yaklaştırabiliyor denize. Bunu yakalayıncaya dek birkaç dalga yemedi değil. Yine de beni yarı yolda bırakmadı canım E75'im, kuruladım düzeldi. :) Pek seviyorum her özelliğini... ^.^





# Postaneden dönerken yürüyüş yolumda bu arkadaşlarla karşılaştım. "Bakın lan bakın! Dengede duruyorum" der gibi geldi şu ortadaki... :) Hayvan konuşturmak gibi bir adetim var. Sırf bunun için ayrı bir blog bile açabilirim! "Aç aç aç..." diyenler varsa yorumla belirtir mi? Gaza gelebilirim zira... Blog açmak için! ;)





# Son günler yağmur ve fırtınayla geçtiği için akşamüstü havanın hala değişmemiş olmasını fırsat bilerek, bu sefer kitabımı da yanıma katıp gittim deniz kıyısına.
BAŞKALDIRAN KURŞUnKALEM bir otobiyografinin ikinci kitabı. Ferhan Şensoy her zaman sevdiğim bir tiyatrocuydu lakin hiç bir kitabını okumamıştım. İlki bu otobiyografinin birinci kitabı, KALEMİMİN SAPINI GÜLLE DONATTIM oldu. Beni, bir çok roman ve öyküden daha çok etkilediğini rahatlıkla söyleyebilirim. İlki, ustanın o bildiğimiz kendine has üslubuyla hemencik bitmişti. İkincisi de aynı o şekilde devam ediyor. Okurken, kimi zaman kıhkıh gülüp, kimi zaman da höfpöf diye cahilliğime yanıyorum. Daha önce hiç Ferhan Şensoy okumamış olan veya bu kitaplarını okumayan varsa şiddetle tavsiye ediyorum! Seri bu kitapla sona ermiyor, bildiğim kadarıyla usta şuan devamını kaleme almakta. Çıktığını benden önce duyan olursa bi haber etsin! ;)



* sürekli bir seriye başlıyorum ya, du bakalım...
** fotoğrafların üstüne bu eşşek fontlarla imza attığım için üzgünüm lakin bu aralar kimin eli kimin cebinde belli değil! (uzun hikaye...)

17 Eylül 2013 Salı

Birinci Tekil Şahıs ~ 6

"Ay yine uzun zamandır yazamadım şekerim" tırıvırılarına gireyim mi? Bence artık beni bu şekilde kabullenmişsinizdir... :)

Ben yine bu süreçte feysbukumu bir blog edasında tutup foto-günlük bile oluşturdum kendime... Ama ne kedi fotoğrafları... :)) Demek ki alışmadık götte don durmuyor efenim! Bu blogla sarmaş dolaş olamadık bir türlü, ne halt ediyorsam hepsi feysbukta; okuduklarım, izlediklerim, istediklerim, sevdiklerim... Bir türlü elit olamadım, olamıyorum! :) Her seferinde "tamam, artık dolu bir içerikle blog tutucam" diyorum ki bakıyorum hayatım zaten dolu içerikten nasibini alamıyor, blogu nasıl öyle tutuyorsun! :)

Şimdilik yine kendimle ilgili bir görsel bırakıp kaçayım... Kendimi ısındırmak için bir değiş-tokuş etkinliği planı daha var kafamda. Onu da yapamıyorum zira pano etkinliğinin fotolarını paylaşmamış olmanın utancı içersindeyim :/ Bir de göçebeyim ki bu aralar sormayın... Yeterince yakındıysam kaçıyorum? 


:)