30 Kasım 2017 Perşembe

Kısa Kısa

Muz ve ayvayı yalın hallerinde yiyemiyorum, ağzımda kocaman oluyorlar. Muzlu süt ya da pişmiş ayva daha katlanılır oluyor.

Bildiğim kadarıyla hiçbir yiyeceğe alerjim yok. Hepsi benim bebeyim! :)

https://m.popkey.co/da4d87/47b7Z.gif

Dün ve bugün evde yumurta kapıya gelince aklıma gelen yapılacaklar, dışarıda arka arkaya gelen buluşmalar var/vardı. Dönüp dolaşıp geleceğim yer yine kürkçü dükkanı olacak elbette... Şimdi gidip "üff her şey bir araya sıkışır zaten" diyerek kendime artizlik yapayım.

:)






28 Kasım 2017 Salı

Vefa Bir Semt A..sdghgaha :)

Annemin günü vardı bugün! Üç haftadır aralıklarla çeşitli hazırlıklarımız oldu. =S Öğlen kimse kapıyı çalmadan ve gök delinmişçesine yağan yağmura aldırış etmeden evden kaçar gibi çıktım. Paçalarım dize kadar ıslanarak postaneye gittim. Evimizin 200 metre kadar yakınında bir postane var. Tabii ki ona değil, Adem Abi'nin çalıştığı 900 metre ötedekine gittim. Çünkü daha fazla ıslanmaya değer...

Adem Abi'yle 2011 yılında postcrossinge üye olmamdan sonra, pul sevdası peşinde postaneleri dolaşırken tanıştım. Pul soruyorum diye yüzüme garip garip bakmayan tek memurdu. Bir süre sonra iyice kaynaştık, her gittiğimde "bak yeni pullar geldi, sana ayırdım" diye karşıladı beni. Hemen ardından 2012'de İngiltere'ye gidince oralardan postanenin adresine sürpriz kartpostallar yolladım ben de O'na. ^_^ Döndüğümde ne kadar küçük ama değerli bir şey yaptığımı teşekkür edişinden anladım. Sonrasında ne zaman yurt dışı bir yerlere gezmeye gitsem kartpostal yollamaya devam ettim. 

Çalıştığım zamanlarda postanenin çalışma saatlerine yetişemediğimden babam aracılığıyla gönderim yapıyorum. O'na da "çok vefalı kızın var" deyip duruyormuş. <3 Küçücük bir kart belki ama hiç tanımadığınız biri değerini kat be kat fazla bilince garip bir mutluluk kaplıyor insanı. Şimdilerde yine sıkça gidebiliyorum yanına. İkimiz de müsaitsek çay ısmarlıyor, gişenin bankosunda içiyoruz. :)

Bana verilen değerin karşılığını  veremediğim ilişkiler de olmuştur muhakkak... Diğer pek çok şeyde işleyen kural "zamanlama"nın öneminin yüksek olduğunu düşünüyorum. Hayat biraz acımasız ve hepimiz enteresan dönemlerden sınanarak geçebiliyoruz. Bu yaptığım eşşşeklikleri saymazsak vefalı bir tipim. Bunu sadece Adem Abi sayesinde anlamadım kuşkusuz. Üniversite hariç çeşitli okul dönemlerindeki arkadaşlarımdan da duydum. Sonra inandım! :D

evet, iğrencim... ahhahaha :D

Bir de felsefe hocam var üniversiteye hazırlıktan... O zamanlarki ergenlik sorunlarımı, sokak ortasında tanımadığım insanlardan dayak yiyişimin travmasını, birey olma çabalarımın sancılarını hep onu psikolog gibi kullanarak atlattım. Sonra dershane bitti ama ben O'nun halini hatırını sormaya, öğretmenler gününü kutlamaya yıllarca devam ettim. Şanssızlık bu ya, bir ara telefonsal aksiliklerden numarası silindi gitti. Hiçbir sosyal medyayı kullanmıyordu, aynı dershanede de değildi, kaybettim. Birkaç yılın ardından internette baya bir aradım, özel bir okulda çalıştığını buldum. Tam "ulan oradan arasam çok mu sapıkça olur" diye düşündüğüm günlerde o beni aradı! (Karmalı günlerim... Hatırlatın da bir ara onu da anlatayım...) Bu kadar denk gelmesinin dışında da çok garipti, çünkü hep ben onu arardım. :)) Açar açmaz "senden daha vefalı birini tanımıyorum, beni yıllarca aramamanın bir nedeni olmalıydı, öldün mü diye kontrol etmek istedim" dedi. :D Konuşmanın üzerinden dört yıl geçti, telefonlaşmaya devam ettik (tabii ki yine ben aradım) bir türlü buluşamadık derken bugün perşembe günü için sözleştik. <3 

Telefonda sözleşmeye çalışırken bile başladı "oha evlenmedin mi", "işin de mi yok...", "e, naaptın sen onca sene" diye beni kırıp geçirmeye :)) İçimde çok eğleneceğiz gibi bir his var. Bence karmalı günler geri dönüyor!

(Amin)

:)

27 Kasım 2017 Pazartesi

En Tatlı Sabahlar Uyanmayınca Başlar

Kitap fuarında aradığını bulamayanlar ve internetteki indirimlerde stoklara yetişemeyenler için bir alternatif olarak Biraz Şöyle Biraz Böyle'nin satılık kitap listesini buraya bırakıyorum. Belki aradıklarınız O'nda vardır. :) Belki gıcık olduğunuz kitabevlerine inat başka alternatifler arıyorsunuzdur... :)) İkinci el seven vardır. Ne bileyim, hiç bahaneniz yoktur, liste görünce alıyorsunuzdur... Sebebine karışmıyorum, gönül rahatlığıyla bakabilirsiniz. :D 

Bir ara günümüzü anlattığımız yazı dizileri vardı, ben ona ruhen yetişememiştim. :) Bugün Applesoda, tek seferlik güne nasıl başlıyorsun mimine beni dahil ederek hevesimi almamı sağladı. Teşekkürler! :) Kendisi, her güne kendimiz hakkında bir bilgi çelıncının bence en hakkını vereni... Şahidim, her gün yazdı! Ben, güne başlangıç için kimseyi mimlemiyorum çünkü kimi mimlesem genellikle 'o taraklarda bezim yok' çıkıyor. :)) 

Efenim biliyorsunuz bu aralar çalışmadığımdan belli bir güne başlama saatim yok. Bu kısmı atlıyorum, zaten keyfiniz kaçar! :P Su içme denemesi yapmadıysam gece deliksiz uyuyan bir tip olduğumdan gözlerimi açabildikten sonra yatağın içinde bir süre debelenip doooru çişe... :)) Orada biraz telefon fışfışlamaca ve yüz yıkamanın ardından beş karış suratla küçük bir ev turu... Üç haftadır spora gittiğimden bir avuç ballı ceviz ve bir bardak su içip, diş fırçalayıp, giyiniyor ve yan sokağa yürüyorum. Spor yaklaşık kırk beş dakika sürüyor. Sonrasında saçları dahil etmeden bir duş... Evde yumurtanın sarısına talip olan biri çıkarsa iki, çıkmazsa tek yumurta kaynatıyorum derken gün başlamış oluyor. :) (E heralde, başka şeyler de yiyorum!)

Tadımız kaçmasın diye saatten bahsetmedim ama 9 ile 11 arasında gidip geldiğini söyleyebilirim (çok dövmeyin!). Daha önceki işlerimde 5:30'da kalkmam gerekeni de oldu 7:30'un yettiği de... Şuanda uyanamayışıma bakmayın, kesinlikle geç kalan bir tip değilim. Sadece uyanmak için bir nedenim olması gerekiyor. Bu sebep sadece iş değil. Nice karga bokunu yemeden uçağıyla seyahat ettim ve bir tane bile kaçırmadım mesela... Dünkü gezi için de 06:50 sularında uyandım ve bunu tek alarmla sağladım. Çünkü, nedenim var... 

Siz önermeden söyleyeyim, belli bir saatte kalkmak için neden uydurmaya çalışırsam vücut kesinlikle yemiyor. :) (eşşooğğlu eşek ona kafası çalışıyor!) Gerçek bir neden olması şart. O yüzden, tekrar işe başladığımda uyanabileceğimi bildiğimden kendimi çok sıkıştırmıyorum. Siz de sıkıştırmayın, beni... :P

Dünkü günübirlik gezimizin detaylı anlatılabilecek bir yanı yoktu. :) 27 kişilik minibüsün en arka sıra koltuklarında oturduğumuzdan benim sırt-bel ikilisi nanayı yedi. Mesafeler gün saatinin azaldığı zamanlar için fazlaca olduğundan biraz koşturmacalı geçti. 

Kurşunlu Şelalesi'ni daha önce görmüştüm. Sarı yapraklar mevsimi olduğundan biraz daha zaman olsaydı güzel fotoğraflar çıkabilirdi, yazık oldu.



Kula'nın içinde hiçbir şey yok. Dükkanların bir çoğu kapalıydı. Kalaycılar, leblebi kavuranlardan falan bahsediyorum. Bir şey almaktan değil. Evleri falan da öyle gideyim de gezeyim denilecek tarzda değil. Duvar yazıları buldum yerine...



Peri Bacaları, Burgaz Mevkii'nde bulunuyor. Burada yeterli zaman olsaydı gez-dolaş-tırman yaparak güzel değerlendirilebilirdi. 



Ulubey Kanyon'u da sadece cam terastan ve tepeden bakarak geçiştirilmese iyi olurdu. Yine zaman nedeniyle kanyona inmeye fırsat yoktu. 



Burada suratsızca anlattığıma bakma, somurtarak gezmedim. Zaten mümkün değildi, gün güzel başlamıştı. O güzelliklerden ilki, sabah gezi ekibini beklerken yanımıza yanaşan Karabaş'ın beni dürtükleyişiydi. :)) Her elimi çekişimde yaptı bunu... Üşenmedim açık bakkala gidip salam alıp geldim. <3 



İkinci güzellik de kahvaltı molasında yanaşan bu pofuduktu... ^_^  Tabii ki peynirimden verdim ve tabii ki sevdirmedi! :))



Ortaokuldayken ailemle Kapadokya gezisine çıkmıştık, o zaman için iyi gelmişti. Bir de Sanırım 2014'te ablamla Bursa gezisine katılmıştık, orada da kendi arkadaşlarımızla buluşmuştuk, yine iyi gelmişti. Fotoğrafçılık kulüpleriyle çıktıklarımı saymıyorum çünkü orada bir amaç oluyor ve o sırada zaten sıkılamıyorsunuz. En azından benim bulunduklarım öyleydi. Bunlara rağmen gezi gruplarına katılmak bana göre değilmiş gibi geldi. Yine denerim ama... (Yurtiçinde). Neticede araba kullanamıyorum, her yere toplu taşımayla ulaşılmıyor ve allah sizi inandırsın şoförüm de yok! :) E gezmeyi - görmeyi seviyorum... Katılmayıp da napacuuk?

:)

26 Kasım 2017 Pazar

Kıyamiş!*

Siz bu satırları okurken ben geziye yalnız gitmek istemeyen babamı Uşak dolaylarında eyliyor olacağım. :)

Hayır diyemeyen bir insan değilim. Yeri geldiğinde çoğacayip güzel oturtuyorum HAYIRı. Doğru veya yanlış insanların kredileri olduğunu düşünüyorum. Aile torpilli hesaptan, kredisi yükseklerden biri... Genellikle kıyamıyoruz. Bunun dışında geri kalan her sosyal çevrede kredimizi kendimiz belirliyoruz.

Bendeki durum, iş, arkadaşlık, aşk-meşk fark etmez genelde şu şekildedir; kısa vadede pek ilgi çekmem, orta vadede sevilir, uzun vadede yüksek kredi elde eder, istisna bir durum olmadıkça ömür boyu kullanırım. :)

Konuyu nasıl detaylandırırım, kafamdakini tam anlatmak için nasıl bir örnek verebilirim bilemedim.

İşte öyle bir şey...

:)




* Enis Arıkan'ın instagramdaki hikayelerinde sıkça kullandığı bir kelime... Instagram hesabını eğlenceli bulduğum ünlülerden biri. Özellikle annesi Selma Teyze'yle snapchatte başlayıp instagrama uzanan videoları bomba! :)

25 Kasım 2017 Cumartesi

Oyun Ruhun Pampasıdır!

Ailemde demans, alzheimer gibi hastalıklara yatkınlık mevcut. Gerçi yaşlılıkta kafanın gitmesi mi gitmemesi mi daha makbul karar verebilmiş değilim. İki türlüsünün de bakan kişiye başka türlü eziyetleri var. Evimizin yaş ortalaması 67, oradan biliyorum! :)

İnsan ister istemez bunun önüne geçebilmek için çok önceden yapılabilecek bir şey varsa yapmak istiyor. Kendimce Kelime Oyunu izliyorum, Trivia Crack oynuyorum, bir yerlerde görürsem sudoku çözüyorum ve son olarak da Lumosity diye bir uygulama kullanıyorum. Atlamazsam her gün önerilen oyunları oynuyorum. Çocuklara yönelikmiş gibi duruyor ama ben ya eğlendiğimden ya da bir şekilde işe yaradığını düşündüğümden bir süredir devam ediyorum.

Sanırım bilgisayardan da oynanabiliyor.

https://www.lumosity.com/

Toplu taşımada kitap okunacak bir yerlere konuşlanamadıysam (ki çoğunlukla beceremiyorum) bir süre sonra sıkılıp etrafımdakileri kesiyorum. Bir kısmı telefondan oyun oynuyor, çok kıskanıyorum! :) Bende aşağıdakilere ek olarak bir de tablette Minion Rush var! Gülmeyin :)) Kafamı bir şeylere taktıysam dağıtma yöntemlerimden biri bu (ama evdeyken). Böyle barnaklaya barnaklaya düştüm mü çarptım mı derken konudan uzaklaşıyorum, valla bak...



Trivia Crack, uzun araba yolculuklarında ve kimi zaman da evde ahaliyi de oyalamak için keyifli olabiliyor, tavsiye!
Stick Hero ve Swing doğası gereği ilk anda çok güzel oyalayıp bir yerden sonra fenalık getiriyor.
Path to Luma, Interlocked ve TLA kafa çalıştırmak lazım geldiğinden misal iş çıkışında falan hiç çekilmiyor. Ama çok güzel oyunlar tavsiye ediyorum. 

Bunlar haricinde toplu taşımada kendimi "geçtiiiiim, geçtiiiiiim" diye rezil etmeyeceğim bir oyun istesem ne önerirsiniz? Offline olursa sevinirim. Bir de Candy Crush hiç oynamadım, benlik değil, o olmasın. 2048 türevleri oyunları da oynamadım ve ısınamadım. Onlar da olmasın... [evet, elimin körü! :))  ]

Yeni pampamla tanıştırın beni! 

:)

https://tr.pinterest.com/pin/740208888726267813/


* yine nereden nereye geldim ben de anlamadım. :)
** sırtım - belim ikilisi bugün daha iyi.

24 Kasım 2017 Cuma

:) :( :/ }:( :D

Geçen sene, o zamanki challange'ı yapmaya çalışırken bir ara hatırlarsanız salonun zemininden bildiriyordum. Bugün de ondan biraz daha halliceyim. Neden böyle oldu bir fikrim yok. Akşam 8 sularında başladı.

O yüzden smiley kullanmayı seviyorum deyip gideceğim. Ama böyle, yazmaktansa meramımı onları yan yana getirerek anlatacak kadar sevmek. Yastıktı, teneke kutuydu gibi bir takım objelerde de kullanıyorlar ama cık! Ben yazışırken seviyorum. :)

En sevdiğim üçlü:

🤔🙋🏽‍♀️🤨

 



***Bilgisayardan bakılınca görünmüyor diye bunları da ekledim.

23 Kasım 2017 Perşembe

Başarısızlık Abidesiyim

Günün bilgisini direkt başlığa bıraktım.

2018 Temmuz'unda "yolun yarısı" demeye ramak kaldı ama ben hala bir baltaya sap olamadığım gibi sadece sap oldum. :)


  • İlkokulda basketbol ve folklör takımındaydım, ikisini de sürdürmedim.
  • Ortaokulda gitar kursuna gittim, bir şeyler öğrendim. O zaman da farklı değildi de şimdi çal deseniz Yeni Türkü - Mamak Türküsü'nden öteye gidemem.
  • Üniversitede ucundan köşesinden bir yerleri tutturup İşletme okudum beş senede bitebildi çok şükür. (Hazırlık vardı.)
  • Yüksek lisansa heveslendim, heveslendim diyorum çünkü hiçbir hazırlığım yokken bölümüm dışı bir yerlere girmeye çalıştım. Olmadı.
  • Ehliyet aldım bir ara... Kullanamıyorum.
  • 35'ime çok da bir şey kalmadı ama halen ailemle yaşıyorum. Bugüne kadar da sadece 6 ay kadar İngiltere'de kira ödemişliğim var. (Evet, çalışarak biriktirdiklerimle gitmiştim, orada da bulaşık falan yıkadım.) Bunun dışında üzerime kayıtlı hiç elektirk, su vs olmadı.
  • Fotoğrafçılık yapmaya çalıştım. Evet bir şeyler kazandım ama hala doğru düzgün olmayan bir sürü fotoğraf çekiyorum ve photoshop bilgim renk ve ışık ayarlamakla sınırlı.
  • Hazırlık okumama ve bir süre İngiltere'de bulunmama rağmen halen her okuduğumu ve dinlediğimi bir çırpıda anlayamıyorum. Kendimi anlatabildiğim kelime sayısı çok kıt.
  • Bir şekilde kurumsal ve büyük firmalarda ama birbirini takip etmeyen pozisyonlarda çalıştığım için "hala" bir uzmanlık alanım yok.
  • Birine bir şey öğret deseniz, ne öğretebilirim diye günlerce düşünürüm. Derinlemesine bilgi sahibi olduğum bir konu yok.
  • Uzun ilişkilerim oldu. Ama şuan evli olmadığım gibi bir süredir sevgilim de yok.
  • Devlet memuru olayım boş zamanlarımda mutluluğu kendim yakalarım dedim, KPSS kursuna gittim. Sınavdan 72 aldım. Kars'a bile atanamadım.
  • Başka kurslara da gittim, belgem var. Bir işime yaramadı. (Madden yaramadı.)
  • Bir takım hobilere bulaşıyorum ama başlangıç seviyesinden öteye geçebildiğim biri yok. Mesela; taş boyuyorum ama gölge mölge hak getire, takı yapmaya çalışıyorum tek sıraya boncuk dizmede kalıyorum, ip bileklik örüyorum tek desen...


Aralarda ümitsizliğe kapıldığım, halılarda yuvarlanarak ağladığım, utandığım, içime kapandığım oluyor muhakkak ama enteresan bir şekilde denemeye devam ediyorum. Polyanna gibi bir tip değilim. Her seferinde "belki bu sefer olur" demekten çok uzak, onun yerine "yine sıçıcaz ama olsun bi deneyeyim" diyerek başlayan biriyim. Yine de başlıyorum. 

Lise - üniversite zamanlarında intihar mintihar olaylarını düşünüp olmayacağına kanaat getirmiştim. Durup durup ısıtmaya gerek yok. Madem seve seve soluk alıp vermeye devam ediyorum, denemeyip de napıcam yani el mahkum! :)

Bir de garip bir şekilde çok eskilerden beri aynı düşüncedeyim; ya henüz denemediğim bir şeye acayip yeteneğim varsa?! :) Ne bileyim belki jokey olmalıydım da olmadım. Ya da belki tığ işinde hepinizi şaşkına uğratacak derecede yetenekliyim ama daha denemedim...

Ciddi ciddi başarısız bir tip olduğumu düşünüyorum. Dediğim gibi oldukça canımın sıkıldığı zamanlar var, özellikle ailemi etkilediğini düşündüğüm kısımlarla ilgili... Tüm bunlara rağmen en çok da kendimi seviyorum. N'apayım anacım ben de başarısız bi tip oluvereyim! :) Akranlarım aldıkları evin kredi taksidini öderken ben de versiyon 1-2 dolanıvereyim... Onlar bebelerini büyütürken ben karpuz gibi kendimi büyüteyim... Kartvizitlerini uzattıklarında "benim de numaram hala aynı işte" deyivereyim... Nedir yani! :)

Resmen yirmi sekiz günlük bilgi bıraktım. O süre zarfında yazmayacağım sanma! Zaten blog işinde de başarılı olduğumu düşünmüyorum. Hazır ivme yakalamışken bırakmayayım diyorum. Ben de bi kenarda yazıvereyim, nedir yani!

:)


22 Kasım 2017 Çarşamba

Litre

Geçen gün su içmekten bahsederken defalarca ilgili sıvı birimini yazınca buraya iliştirmeyi hatırladım.

Litre derken zorlanıyorum.

R özürlü ya da ne bileyim tıslayarak konuşan biri değilim ama litre ve bazen de kızılderili derken zorlanıyorum. :))

Bugün evin oralarda güzel yeşil alanlar keşfettim. Şimdilik sadece sanalda sallandım.

:)





21 Kasım 2017 Salı

Versiyon Versiyon Anadolu

Tebdil-i mekanda ferahlık olduğuna inanıyorum. Yerimde duramıyorum olarak anlaşılmasın. Durabiliyorum. Bırakın evden çıkmayı üç gün yataktan çıkmadığım da oldu (çubuk kraker ve su ile), haftanın yedi günü sadece duş ve uyku için eve girdiğim de... Hepsi çocuğum gibi, ayırt edemiyorum. :)

İmkanlar doğrultusundaki yer değiştirmelerden bahsediyorum. Şöyle ki;

Versiyon 1: Hiç para yok - Çok odada durdum azcık salona gidip geleyim. Bütün gün salondaydım biraz da mutfakta oturayım gibi... :))

Versiyon 2: Çok az para var - Günlerdir evden çıkmadım, şöyle tek dolmuşla sayfiyeye gidip deniz kenarını koklayayım.

Versiyon 3: Biraz para var - Şehir dışına çıkayım. Mümkünse kalınacak bir arkadaş ikamet etsin! :)

Versiyon 4: Para var - Ülke dışına çıkayım! <3 ucuz uçak bileti ve kalınacak yer araştırayım...

Gelirin kaynağı akıyor, şu andaki gibi birikmişi sıyırmaya çalışmıyorsam bunu genellikle alışveriş ile değerlendirmiyorum. Ya biriktiriyorum (ki şuan kendime duacıyım) ya da geziyorum. Sırf gezmeye harcayacağım diye tabanı delik botu yağmurlu havada galoşla giydiğimi biliyorum. :) Adeta bir Küçük Emrah'ım, ahahaha! :D (Tamam, biraz da alışveriş özürlü olduğumdan dolaştım öyle...)

Buraya bıraktığım yeni yıl dileklerimin bir şekilde gerçekleştiğini fark ettim. Kayıtları yazdığım seneler işim varmış mesela... Aşık olabilmişim... Gezebilmişim... Bu yıl da kesin yazıyorum arkadaşlar, n'olur ben unutursam hatırlatın! Ölüm kalım meselesi bak!!1!!1!11!! :))

Versionların da hepsi benim bebeyyim olsa da 3 ve 4'ü biraz kayırıyorum. Gönül istiyor ki hepsinin ayrı bir yazısı olsun, 2018 yer değiştirmelerimi detaylıca anlatayım. Aynı gönül tembellikten de çok hoşlandığı için şimdiye kadar hiçbirini görmediniz. Aşağıya koklatmalık bir indeks bırakıp kendimi fotoğraflarla gaza getirmek için hatıralar çukuruna itiyorum.

Şubat - Angara


Nisan - İstanbul (Adalar)


Mayıs - Adana


Haziran - Kos


Temmuz - Marmaris


Ağustos - Barcelona + Marseille



20 Kasım 2017 Pazartesi

Anne Çeyizime Bunu da Alalım ~ 4

Pilavı ketçaplı seviyorum. Hatta pilav soğukken daha çok seviyorum. Yoğurt, karabiber ikilisiyle de seviyorum özellikle de tavuklu olunca ama ketçaplı daha baskın...

Twitter'da görünce koptum. Adam haklı beyler, benden fayda beklemeyin ülkeye... :))

Sonra bir de şunu gördüm benim çeyize alternatif olabilir, iyi ki hemen almamışız bak görüyo musun! Moda bir başka dostum! :D

Durduramadım aşağıdakine de uğradım :))

Mayonezi yanında ketçap olmadan yiyemediğimi fark ettim. Bugünden sonra soran olursa bir çırpıda cevap vermeye hazırım!

Günün bir kısmında kendimi böyle güsseeeelce eyledim.


19 Kasım 2017 Pazar

Su İçilecek, İç!

- Cildim kuru...
- Su iç!
- Dudağım çatlıyor...
- Su iç!
- Dizimde ağrı var...
- Su iç!
- O son "beş" kiloyu veremiyorum...
- Su iç!

https://tr.pinterest.com/pin/481674122628951802/

Akşam olup da "bugün ne kadar su içtim" diye düşündüğümde kendime sıfır cevabını verdiğim günler var. :/ Halbuki adım ve soyadım da pek sulak ama su içmiyorum a dostlar!

Bugün bir deneme yapayım dedim 22:41 itibariyle sadece 1,5 litre su içebilmişim. Hadi az daha itekleyeyim iki yapayım, ama dahası olmuyor, cık! Ya, bu vücut ihtiyacı olduğu şey için zaten sinyal vermiyor mu? Susamıyorum. Belki ihtiyacı yok..?

Evet, içine limon, salatalık efenime söyliim nane gibi envai çeşit şeyler koyarak da denedim. Hiçbirinde "oha kana kana içeyim" dediğimi hatırlamıyorum. Tüm sağlıklı olma koşullarının ilk maddesi "su iç" olmasa bu kadar üstünde durmayacağım. Kıçıkırık diz ağrısının bile ucunun suya dokunuyor olması bana çok dokunuyor. Ama ya doğruysa, ya çözüm o kadar basitse diye de es geçmek istemiyorum.

Alternatifi yok diyorsanız, ya saatli ilaç gibi alarm kurup günde iki litreyle şansımı deneyeceğim ya da beni şöyle sulayacak bir arkadaş bulacağım;

https://tr.pinterest.com/pin/340021840595196585/

18 Kasım 2017 Cumartesi

Ritüelli

Dün akşam iki-üç YOK'a rağmen bir süre sonra kakara kikiriler de havada uçuştuğundan bence fenalıklar geçirmediğime ikna oldular. Aslında salı akşam bir ara ümitsizliğe düşmüştüm, sonra ilginç bir şekilde unutmuşum. :)) Arada fenalık geçiriyorum yani... Eve döndükten sonra birkaç şey araştırayım, oradan oraya tıklayayım derken gece 3 olmuş. Günü gebertmeden bugün 10:30 gibi kalkabildim çok şükür!

Sipor salonu cumartesi 11:00, pazar 12:00'de açılıyor. :)) Bence çok mantıklı, mahalle arası bir yer zaten, bir-iki kişi bakıyor. Onlar da uyusun, cumartesi gece coşup pazar sabah kalkamasın rahatça. Benim işim kırk beş dakika falan sürüyor. Öyle kollar et kesecek düzeyde de yapmıyorum ama "antrenman koçu" her gün 3 yumurtadan ikisinin sarılarını ayırarak yememi öneriyor. Protein lazımmış. Bizimkiler o kalan iki sarı ne olacak diye bunalıma girer, haberi yok! :)) 

İşler Güçler

Pınar, proteinli ve benim için en önemlisi laktozsuz süt çıkartmış. Vanilyalı ve kakaolusu var. İçine muz, granola ve biraz da meyve kurusu atıp vınlatınca mis gibi içecek oluyor. Bir de Sek'in Quark denen bir nanesi var. Meyveli yoğurt bir türlü yiyemiyorum. Bu arkadaş peynirden yapılıyormuş. O yüzden aramız iyi. Üstünde yazdığına göre o da yüksek protein içeriyormuş. Elmalı-tarçınlı olan favorim. Sizin de aranız meyveli yoğurtlarla iyi değilse buna bir şans verilebilir. İkisi sayesinde kimseyi bunalıma sokmadan gerekli proteini alıyorum (gibime geliyor). :)

Günün devamında kendimi dizilere verdim. Big Bang, Suits, 2 bölüm de ömür törpüsü, gönüllerin piremsesi, lanet olasıca Stranger Things izledim. Mis gibi oldu. Kendime dertleneceğime Eleven'a dertleniyorum. :D Bir, Winona Ryder sarıldı şu çocuğa hakkıyla, ayıptır ya! (Spoiler olmadı iişallaa...)

Salata, akşam yemeği, mutfağı topla, kelime oyunu... ritüellerimin ardından diziydi, filmdi devam edeyim diyorum. Mis gibi cumartesi! <3



***İşsizliğin iyi yanları no2: çarşamba akşam gece 2'ye kadar tepinmek suretiyle enerjiyi boşaltıp, hafta sonu vicdanı sızlatmadan kıl kıpırdatmamak. (çalışırken kaçırılan hafta içi tepinmelerinin ve hafta sonu "ulan dinlensek mi, sosyalleşsek mi" sorunsalının kulakları çınlasın!)

***no1: hafta içi İkea'yı boşken rahatça gezmek idi...(resmen seri ayol!)

:)

17 Kasım 2017 Cuma

Kaz Olmasan Bari

Salı günü aksaklık olacağını düşünüp iki bilgi bırakmıştım ama üçüncüyü akıl edememişim. Neyse bence bu sefer çok çabuk yetişiyorum çelınca. (Bknz: meydan okuyom ben ya, bir senede bitmişti!) 

Arada bir yazının en başında aslında bir çelıncın içinde olduğumuzu hatırlatma gereği duyuyorum. İlk defa okuyanlar "ne diyo la bu değişik" demesin ama daha çok da haberi olmayanlardan katılmak isteyen olursa diye... Her gün kendimiz hakkında abuk subuk bilgiler veriyoruz efenim! Siz de katılın, oradan buradan laf da atın ki tıklaya tıklaya bilinmezlere doğru gidebilelim. 

Çarşamba günü yoğun olacaktı ama evden 10:00'da çıkıp gece 02:30'da geleceğimi de tahmin etmemiştim. Zaten kural gibi bir şeydir, o kadar boş gününüz varken her şey aynı güne sıkışır. Öyle kabul ettim artık... Tembellik yapmadım o yorgunlukla perşembe sabah yine de spora gittim. Devamında önce Urla sonra da Çeşmealtı'nda yapılacak işler vardı. Dolmuş kovalayarak hepsine yetiştik. 

Beni dövmeyin ama hava son birkaç gündür İzmir'de çok güzeldi. İşleri halledince eve dönmeden deniz kenarına koşturdum. Ördekler yine oradaydı... Ben yine kalp şeklinde taş buldum... Bağzı rutinler çoğoş! <3 

Sevgili perde ayakların her sene bir sürü fotoğrafını çekiyorum, ördek olduklarına ancak bu sene karar verebildim. Ördek ve kazı ayırt etmekte zorlanıyorum. Türlü anlatımlar dinledim ama en kolay çözüm Selin'den geldi. "Üstüne yürüdüğünde kaçarlarsa ördek, onlar senin üstüne yürümeye başlarsa kazdır" dedi. Her denemede ilk adımı "allaaam iişallah ördektir" diyerek atıyorum. :)


Isıtıp ısıtıp koyuyormuş gibi olacak ama bu çelincta kalp şeklinde taşlar buluyorum da demesem olmazdı. Daha önce şorda da koleksiyondan bir kuple bırakmıştım. Hala devam... Hayatta en istikrarlı olduğum konulardan biri bence bu! :) En başarılı olduğum sahil tabii ki Çeşmealtı. Bu yaz yüzdüğüm ecnebi sahillerde bulamadım misal... Örneklemi çoğaltmam gerek, bence o yüzden olmuyor (evrene laf sokmalı mesaj gönderdim)! :P

Büyüklü küçüklü biriktiriyorum. Bir seferinde minnaklarından çerçeve yapmıştım, irice olan bir tanesini de kağıt tutacağı olarak kullanıyorum ama diğerleri şimdilik sadece birikiyor. (İnsanın taşları için ayrı rafı olur mu! Var işte... :/ ) Onların da uygun boyutta olanlarından en basit haliyle aşağıdaki şekilde kolyeler yapmaya karar verdim. Şimdilik teli şekilli dolayabilme konusunda çok başarısızım. Dünya yeteneksizi değilsem herhalde bir yerden sonra olur diye düşünüyorum. 


Akşam birkaç lise arkadaşım buluşuyor, onlara katılmayı planlıyorum. Gidip biraz "yok" deme çalışması yapayım.
"İşten bir ses çıktı mı?" YOK
"Sevgili, mevgili..." YOK
Herhangi bir değişiklik..?" YOK
Öyle bir ses tonu ki, "YOKlarla da mutsuz değilim" o kafalara güsseeelce girsin...

:)

14 Kasım 2017 Salı

Tibet Misk Geyiği

Soğuk havaların gelmesiyle dudaklarımız kurur ve çatlasdfagsdags :))

Tam, adeta bir dudak koruyucu reklamı almış blogger gibi giriş yapıcam bi gülme geliyo töbe!


Kuru ciltli bir insan evladıyım. Özellikle kış gelince ellerimin üzeri kanayacak derecede kurur, kolum bacağım değişmek üzere olan yılan derisine döner. Dudaklar deseniz yüz yirmi sekizinci asfalt çalışmasını görmüş yol gibi girintili çıkıntılı, pul pul kalkmaya meyilli... 

Eller için geçen kış bir arkadaşımın önerisiyle Excipial LİPO kullanmaya başlamıştım. Koluma bacağıma da sürüyorum, gerçekten başarılıymış, ben de tavsiye ediyorum. Dudaklara çeşit çeşit dudak balmı denedim ama o girinti çıkıntıyı bir türlü önleyemedim. Lip scrub lazımmış anacım! Dudak pütürü... (Türkçesine bunu uygun gördüm.)

Birkaç kurcalamadan sonra evde de yapılabileceğini okudum. Boştayım ya, çok mantıklı göründü. Yarım yemek kaşığı bal, yarım yemek kaşığı hindistancevizi yağı ve bir yemek kaşığı şeker (ben esmer şeker kullandım) ile yapılanı tercih ettim. Aşağıdaki şekilde bir şey oldu. Hemen dediği gibi uyguladım. Umuyorum birden fazla kere kullanılınca bir işe yarıyordur. Çünkü tek kullanımda etkisini göremedim. :) Bir ay, haftada iki kereden deneyip unutmazsam size dönerim.


Kozmetik dünyası bataklık gibi bir şeymiş, abavv! Resmen, Arif'in Mancherster'a attığı golü ararken Songül Karlı videosuna kadar gittim. :)) Oradan oraya tıklarken kendimle ilgili yeni bir şey öğrendim. Meğer ben, içinde bergamot ve tibet misk geyiği (musk) olan kokuları seviyormuşum. Bir hipnoz haliyle beğendiğim birkaç kokunun içinde ne var diye bakınırken kesişim kümelerini yakaladım çok şükür! :) Sor, ayrı ayrı o kokular neye benziyor diye, hiç bilmiyorum. Sadece musk içeren kokular içimi açıyor böle gımıl gımıl ediyor, onu biliyorum. <3

Dehlizlerde kaybolurken şöyle bir site buldum. Esmer amberin ne menem bir şey olduğuna şaşırdım, miskin artık sentetik olduğuna sevindim... Canınız sıkılır da kendinizi kara deliğe bırakmak isterseniz bir bakın.

:)



* zeytinlerim olmak üzere.
** yarın yazamama ihtimalim var diye bugün iki bilgi bıraktım. sonra vay efenim ben görmedim ben bilmedim olmasın! :)

Dabanlarım Çöktü

Hafta sonu daha doğrusu günler nasıl geçiyor ben anlamıyorum. İşsizlik yan gelip yatma yeri değil miydi arkadaşlar, yanlış bilgi mi verildi?

Resmen 3 gündür kaytarmışım buralardan. Gelip çemkiren de olmamış zira onlarda da bir kaytarma hali var bu aralar. Yağmurların yavaştan üstümüze çökmesiyle bence hepimize genel bir kal çöreklendi. 

Kış geldi. Bir türlü kabullenmek istemiyorum. Birkaç hafta öncesine kadar sanki bu sene erken üşümeye başlamışım ve bütün kış donacakmışım, sürekli hasta dolaşacakmışım gibi geliyordu. Normalde çok üşüyen bir tip değilim. Genellikle insanların mutlu mesut oturduğu sıcaklıklarda darlanıp "şurdan azcık pencere mi açsak yea" diyen uyuzum. :) Hani şu yazın da bir türlü klimayı kapattırmayan manyak var ya, hah işte o, benim! 

Sonra o üşüme halini atlattım. Bazı günler Kasım'da değilmişiz gibi üstüme mont almadan çıkmayı uygun buldum. Her mevsim geçişinde aynı teraneden bıkmıyorum. İflah olmaz bir "biz bu havada ne giyiyorduk"çuyum! Her ayın belli günleri, hava derecesini de barındıran fotoğraflar çekip bir kenarda tutayım diyorum. Mesela yarın 21 derece... Tshirt üstüne gömlek giyip, montu sırt çantasının bir kolundan sarkıtarak bütün gün giymediğim halde yanımda taşıma havası olduğunu tahmin ediyorum. Neyse ki şuan sabahın erken saatinde çıkıp akşam döndüğüm bir hayat diliminde değilim. O çok çok daha acıklı. Boyun ve sırt ağrısının taşımacılıktan zirve yaptığı lanet bir dilim. 

Yazın güneşin alnında yürümek de pek kolay değil ama kışın getirdiği bu hamallık haline tercih ediyorum. Benim gibi araç kullanamayan ve çoğu yeri yürünür mesafede bulan biriyseniz tam bir işkence... Özellikle tatillerde tam olarak aşağıdaki o bahsi geçen arkadaş olduğumdan yaz ve bahar gezmeleri bana daha uygun.


Zaten görseli de bu yaz Barcelona-Marseille tatiline beraber çıktığımız arkadaşım gönderdi. Onun da benden kalır yanı olmadığı için üç kilo vererek dönmemizi sağlayan adım sayılarımız şu şekilde olmuş;


Yürüyerek kilo verebilirsiniz dedikleri bu adımlarmış meğer... Onca kişiyle "yürüyerek kilo mu verilir pfff" diye boşuna dalga geçmişim. 

Yaklaşık 8-9 gün süren tatilden yeme içmeden ödün vermediğimiz halde kilo vererek dönmemiz ve işsizliğin başlangıcının birleşimi beni sabah 07:30'da kalkıp yürüyüşe çıkmak için yüreklendirdi. Gerçekten de bir aydan fazlaca süre aksatmadan uyandım ve yürüdüm, hatta bazı günler yüzdüm de. (Eylül'dü, Çeşmealtı'ydı ve iyi ki o zaman bu challange yoktu zira çok pis manzaralarla çalışma günlerinizi zehir ederdim, nihoha!) Herkese de "aman yarabbim süper uyanıyorum, hava cillop, emekli arkadaşlarımla selamlaşarak yürüyorum" diye anlatırken halihazırda 4-5 aydır ağrıyan sağ ayak alarm vermeye başladı. Bir takım kan testleri, röntgen ve MR neticesinde taban çökmesi ve kemik iliği iltihabı olduğu belirtildi. Fazlaca zorlandığı taktirde stres kırığı denen bir nane oluyormuş. Milletin Kartalkayalarda snowboard yaparken kırdığı ayağı benim tabii ki böyle gerzekçe kırmam gerekirdi ama kıyamadım, zorlamadım. :/

Ayağımın altına bir zımbırtı almam önerildi. Deneye yanıla bana iyi geleni bulduk. Zorlamaya zorlamaya hımbıllaşmıştım ki bildiğiniz üzere en sonunda kendimi spora iteledim. Yarın bir hafta olacak. 7 günde 5 defa gitmişim. Bana göre iyi bir rakam. (Arka sokağımızda olmasa versiyonunu düşünmek istemiyorum!) Zımbırtı olduğu halde çok yürüdüğüm ya da çık-in yaptığım günler bir sızlama oluyor. Sporu da buna göre yapmaya çalışıyorum.

Hayır, değişik ayakkabılar giymiyorum. Babet zaten giyemediğim bir ayakkabı çeşidi ve topuklu benim için sadece iş görüşmesi ve belki düğünde giyilen bir şey. Tatile çıkmadan önce malımı (evet, ben) bildiğim için en sonunda bir Skechers almıştım. Ossdört senedir kendim için yaptığım en iyi şeyler sıralamasında meğer sinsice ilk üçe girmiş. :) Doktorlar "onlardan başka bir şey giyme sakın" dedikleri için kokarca gibi dolaşıyorum. Verilen komutları alabilen biriyim!

:P




***Yok arkadaş zinhar bağlayamıyorum... Yani demem o ki...
:))

10 Kasım 2017 Cuma

E Vat Ar Yu!

Aslında gayet de planladığım gibi bir gün oldu ama benim yine keyfim yok. Belamı falan istiyorum sanırım... 

Spora gittim. Bisiklet on dakikaydı, iyi hissettim on beş çevirdim. Eve dönüp kendime avakadolu 'elit' kahvaltısı bile hazırladım. Üşenmedim postaneye aylardan sonra gittim. Hem Fransa postasını gönderdim hem de postcrossinge dönüş yaptım nice sonra, Adem Abi'yle sohbet ettim. Yetinmedim anneanne ziyaretinde bulundum. Eve yeni gelen çomar kişisiyle tanışıp tartakladım. E ben daha vat ar yu yani! :)

Geçen gün 2017'nin kitap bilançosunu çıkartmıştım. Sekiz demiştim, sonradan dokuz çıktı. (Ve kim bilir daha ne yalanlar! :P) Yıl sonuna kadar sayının biraz belini doğrultmak için kitaplıktan aşağıdakileri seçtim. İncelikleri konusunda şaka yaptığımı düşünen olduysa, genelde ciddiyimdir! :)


Neyse efenim, bu kitapları seçerken bildiğim bir şeyi hatırladım ki, kitapların fiyat etiketlerini sökmüyorum. Düzgünce çıkabiliyorsa arka kapağın içine yapıştırıyorum, değilse olduğu yerde bırakıyorum. Yıllar sonra dönüp bakınca şu şekilde minnoşluklarla karşılaşmak kendimce mutluluk yaratıyor. ^^


The Big Bang Theory'de günceli yakaladım. Biraz önce de yeni bölümü indirdim. Gidip onu izleyim bakalım keyifler nanaylıktan çıkacak mı. Olmadı gidip çay demliyciim...

:*

9 Kasım 2017 Perşembe

Ateş Beni Çağırıyor

Dün uyandığımda kollarımın ağrıyor olmasını bekliyordum, baktım iyi hissediyorum, yine spora gittim. Ölçen biçen abi de beklemiyordu sanırım ki hareketlerin sayısında beşer artışa gitti. Bundan sonra her gittiğimde "her yanlarım tutuldu" diyerek dolaşacağım. (Yine aşırı kurnazım!) Bir bakıma yalan değil, ayağım günün devamında arıza yaptı ki neredeyse sadece belden yukarısını çalıştırıyorum. "Ayak sana ne oluyor" diyemedim. Neyse, du bakalım...

Sonrasında buralarda yeniden aktif olarak görmeyi beklediğimiz Tuğba ile buluştuk. Aslında dönse anlatacak çok şeyi var lakin bu aralar biraz vakitsiz. 

Oradan da yazının konusuna geçtim, MANGALa! Arkadaşımızın terası var, lanet olsun! :) Ve ben söz konusu mangal olunca doyma hissimi kaybediyorum! Masadakiler bitince durmam gerektiğini anlıyorum. Her seferinde, bir dahakine  bu denli öküzleşmemek üzere kendime söz veriyorum, cık, olmuyor. O yüzden mangal yiyeceksem etrafımda tanıdığım insanların olmasını tercih ediyorum. :) Dışarlarda hunharca kanat falan kemiren insanlar görürseniz çok küfür etmeyin olur mu? ^^ 



Akşamın kalanı öngörüldüğü üzere dram! Zavallım mide öğüteceğim diye bin takla atarken bana da tabii uyku haram oldu. İşsiz olmanın birkaç güzel yanından biri bu, ertesi gün yatağı terk etmen gereken belli bir saat yok. Yanımda da Bastet... Kırkırkır takıldık. Makul bir saatte doğrulup ayağımın bana müsaade ettiği bir takım toplu taşımalarla Ikea'ya gittim. Güya babama laptop desteği alacaktım. Meğersem kırismıs ruhu ortamı sarmamış mı! Mecburen bir miktar beni de sardı. 


Aslında suç christmasın değil. Ben ruhuna bakmadan genel çerçöp seviciyim! :) Her aldığımla ilgili bir planım var, ne hikmetse hayata geçirmek için hiç enerjim yok. Sanırsın Zihni Sinir!

Bu akşamın kalanında 29 Ekim'de doğum günü olan Fransa'daki arkadaşıma artık zarfını hazırlayabilmek istiyorum. Zamanında ulaşması için bu konuyla da ilgili çılgın(!) projelerim vardı. Ne kadar önceden göndermem gerektiği falan hesap edilmişti hep... Olmadı. Zararın bir yerlerinden dönmenin, kafada asılı kalmasından daha iyi olduğunu öğrendiğim için haydi yallah hophophop..!

:)