17 Aralık 2012 Pazartesi

Anne Çeyizime Bunu da Alalım ~ 1

   Kız analarının bir zaafı vardır. Siz ne lazım şeyler istersiniz almaz da içinde "çeyiz" kelimesini barındıran her isteği yüz milyon takside eli kanda olsa girer, alır.
   Ufukta bir evlilik görünmemesine rağmen canım anam yine bir gün "ay çocuum senin tabak takımın da yok o da yok bu da yok" diye sayarken "ben aslında başka bi şey istiyorum çeyizime" dedim. Benden bu tarz şeyler duymaya hasret olan anacığım gözlerinin içi parlayarak "hemen alalım! Ne?" dedi. "wii" dedim. Anlamadığını adım gibi biliyorum ama tepkisi "hadi çıkalım alalım şimdi" olmuştu. :))) Ben bir süre gülme krizlerinde yuvarlandıktan sonra wii'nin ne olduğunu açıkladım tabii... Eski heyecanı kalmasa da sırf kurulduğu cümlenin içinde çeyiz geçiyor diye "e alalım o kadar istiyorsan, ne kadar ki?" ile devam etti muhabbet. Almasına izin vermedim tabii ki!! :))
   Anacığım o günden itibaren, ne kadar abuk-subuk ama "sahip olsam ne kadan datlı olur" dediğim şey varsa aynı geyiğe maruz kaldı; "Anne çeyizime bunu da alalım"!! :)) Artık alıştı, tamam bulursak alalım diyor gülerek. :)
   Şimdi maruz kalma sırası sizde... Bir nevi pinterest gibi kullanacağım burayı... Bi de çok kıskanıyorum serileri olan insanları, benim de olsun! :P






   Serimizin ilk ürünleri bu tatlı mı tatlı ketçap ve hardal kapakları! :) Nereden gördüğümü kaydettiğim zaman sizinle de paylaşacağım ama misal bunu nerede gördüğümü hatırlamıyorum, hiçbir yere de not almamışım. Lütfen satılan bir yer görür duyarsanız haber veriniz. Zira annem çeyizime alacak! :))

28 Kasım 2012 Çarşamba

Rutin

Öğlene yakın uyan ve başlasın;

"kahvaltı - nescafe - öğlen yemeği - türk kahvesi - çay/börek - akşam yemeği - türk kahvesi - soda - (duruma göre) tatlı  . alkol/çerez . meyve çayı . nescafe"  o.O


işsiz, yalnız ve alabildiğine bunalımda olunca şöyle bir rutin beklemiyorum tabii!!


100 kilo olunca ibrenin fotoğrafını çekip paylaşacağım, söz!

22 Kasım 2012 Perşembe

Çeşmealtı



     Şimdilerde biraz başkalaşsa da Çeşmealtı benim çocukluğumda tüm yazlarımı geçirdiğim yer... Bakkala pijamalarla gittiğim, merkeze doğru yürüyüşe çıkarken üstümdeki uyumsuzluğa dikkat etmediğim ikinci evim... Son birkaç yıldır eski alışkanlıklarımdan vazgeçemeden yürüyüşe her çıktığımda iki dirhem bir çekirdek bay ve bayan arkadaşlarla karşılaşıp ne olduğunu anlamasam da benim için hala anlamı değişmedi. Hala temiz havasını solumak, iskelelerine çıkıp balık avlamaya, deniz kenarındaki taşların bir bir altına bakıp küçük yengeçler bulmaya çalışmak istiyorum.

     Gel gör ki her yerde hakim olan "yıkalım, dökelim evi konduralım" anlayışı şimdilerde buradaki ağaçları da tehdit etmekte. İnternetten sövüp oraya-buraya tıklayalımlarla henüz herhangi bir şeyin hallolduğunu görmesem de amacım sadece 1453ün değil diğerlerinin de farkındalığını sağlamak. Belki zaten duymuşsunuzdur ama bir kişi bile buradan okuyarak öğrendiyse ne mutlu bana!

     "Elime mi yapışacak, hem ne kadar çok kişi işin farkında belki görürler" diyerek ben şuradan imza attım. İstersen sen de at.

(Fotoğrafı da aynı siteden aldım)

Ayrıca; facebookta da şöyle bir sayfaları var.

21 Kasım 2012 Çarşamba

Titrek

     Duruş, oturuş, yürüyüş... İskelet sistemini sıkıntıya sokacak ne kadar bozukluk varsa bende... Geçmiş işimde yaptığım çeşitli ameleliklerin etkisine İngiltere'dekileri de katınca benim sırt ağrıları nedensiz kol uyuşmalarını kattı kendine. Sağıma yatıyorum sol kolum uyuşmuş olarak uyanıyorum, sırt üstü yatıyorum iki kolumda birden uyuşmalar. Sırt çantasıyla uzun süre dolaştıktan sonra da ellerimde aynı etkileri görünce "yetti gari, döner dönmez doktora gideceğim, ohh shit" ( :P ) demiştim gelmeden.
     Geçtiğimiz cuma aldığım randevuyla bu pazartesi gittim doktora. Giriş yaptırırken sgk'mın görünmediği ortaya çıktı. Şanslıyım ki yakınlarda bir SGK bürosu vardı, hemen gittim. Yetkili "siz işe girmişsiniz" diyerek başladı konuşmaya. "Gerçekten miiii, nerdeeee?" cevabını alması kaçınılmaz olmuştu tabii. Kadın bir şaşırdı haliyle, ben de daha fazla uzatmak istemediğim için " Ah hanımefendi nerdeee keşke girsem" diyerek toparladım. Birkaç klavye tıkırtısından sonra "Bi'şeyiniz açık kalmış, şimdi kapatıyorum" dedi. Haydaaa! " Neyim açık kalmış, pardon" sorusuna bir tüelü cevap alamadım. Her seferinde " Bi'şeyiniz açık kalmış" demekte ısrar etti ama ben " Dükkanlar mı açık kalmış" gibi iğrenç bir espiri yapmadım katttiiiyen!
Tekrar polikliniğe döndüğümde haliyle benim randevu geçmişti ben de yeniden bir randevu aldım ki şansım varmış yarım saat sonraya oldu.
     Bu arada beni tee elin memleketlerine yalnız göndermeye gönlü razı olan annemi türk hekimine yalnız gitmeye ne yaptıysam ikna edemedim. "Hadi gel bari şurada çay iç ben de bi soda alırım" demem günün en isabetli kararı olmuş. 4küsur ayda toplamda sadece 3 kere kedi sevebilmiş olmam oralarda beni hayli yıprattı. Üstüne bir de Verbaanım'ın yazısını okuyunca sokaklara çıkıp Elmyra gibi dolaşmam kaçınılmaz olmuşken bu Titrek veletle karşılaştık çay ocağının önünde :)




     Tam birbirimize alışmıştık ki malesef benim randevunun saati geldi. Kendisinden çok çok özür dileyerek aldığım yere bırakmak zorunda kaldım :(


     Poliklinikte toplam 20 TL ödedikten sonra özet olarak beynime yeteri miktarda kan gittiğini ve haftaya parmaklarımdan elektrik vereceklerini öğrendim. Bende bir mutluluk... Bir mutluluk... :)) Ha bir de, "kulunç" un latincesini söyleyip bir krem iki ilaç yazdıktan sonra haftaya görüşmek üzere vedalaştık. Aslında bi kere hamama gitsem hiçbir şeyim kalmaz gibi geliyor ya, neyse...

     Planımca sadece pazartesimi anlatıp gidecektim ama gelmişken dün de "Cloud Atlas" a gittiğimi söyleyeyim bari. Bir hayli uzun bi filmdi biraz da karışıktı fakat ben beğendi. Tom Hanks'in oyunculuğuyla ilgili yığınla olumsuz eleştiri okumama rağmen kendisine olan hayranlığımdan ötürü onu da beğendim.  Evet, biraz taraflıyım! :) Bir de ablama uğrayıp bizim kaplanla özlem giderdim ki, keyfimi kollarımdaki çiziklerle tarif edemem, anlatamam... :)



2 Kasım 2012 Cuma

Test ettik, Onayladık!



... dünya küçük! 


Ben blog açayım, sonra amaçsızca o blogdan o bloga dolanırken Fermina Daza'ya rastlayayım, yorumdu cevaptı derken yetmesin kartlaşalım, ingiltereye gelmeden önceki son gecemde "benim de kardeşim orada, hangi şehre gidiyorsun" desin, ve ben kardeşinin olduğu şehre gidiyor olayım ve derken hayatımda görüp görebileceğim en garip nikah sayesinde ilk blogger buluşmamı Brighton'da gerçekleştireyim....


dünya küçük...



16 Ekim 2012 Salı

Birinci Tekil Şahıs ~ 3

Hani bazen böyle sınırsız can hakkı olsa gırtlağını sıkıveresiniz gelir ya sevdiceğinizin... 
Ama bir zaman da gelir hani bööle alıp içinize sokasınız gelir...
Aşk demi o?
:)

11 Ekim 2012 Perşembe

iYi Ki DoĞMuŞSuN TuuuBaaaa! :)

Çok uzun zamandır yazmadığımın falanın filanın farkındayım...

Evet hala Böyük Biritanya sınırlarındayım...

Yaşıyorum maşallah camış gibiyim...

Bunları bir kenara bırakalım şimdi... Sebeb-i ziyaretimiz başka...





Bu blog sayesinde tanıdım kendisini... Çıkarsız insan ilişkilerini anımsattık birbirimize, çok mutlu olduk o yüzden... Ama yalan söylemeyeyim şimdi... Vardı elbet çıkarımız... Kart almak için birbirimizden, yapmadığımız numara kalmadı... Zira bilirsiniz "maddi" açıdan değerli şeyler kartpostallar! ;))

O anladı yine ne dedim ne demedim :))

Tuğba'cım o şehirden o şehire geçmekle meşgulken doğum günü kartı yollayamadım sana :( Bu sefer bu dijital iletiyle idare eder misin ki? :)

İyi ki doğmuşsun! Ben de iyi ki şu blog alemine dalmışım ^_^

Doğum günün kutlu olsun...

:)))

6 Temmuz 2012 Cuma

Fayn Tenks Ent Yu!

Lafı fazla dolandırmaya gerek yok, ben cumartesi gecesi İngiltere'ye uçuyorum! :))

Buraya yazınca ani ve beklenmedik görünse de öyle değil tabii ki... Vizemin çıkması ile gidişim arasında 7 gün kaldığı ve bunun 2 günü canım kuzenimin düğün - derneğiyle geçtiği için şuanda da uzun uzun yazamayacağım zira uyku tavan yapmış durumda...

Bir aksilik olmazsa bir süre sonra oradan seslenmeye başladığımda uzuuuun uzun anlatırım... Tamam hadi tamam, biliyorum yazı çok uzun olunca sonuna kadar okunmuyor... Kısa kısa anlatır gözceğizlerinize eziyet etmem ;) Baktınız o bir süre geçti benden hala haber yok, o zaman şu kediciğimi biri sahiplenip besleyiversin bi zahmet! :P

Hadi, selametle! ;)

Postaaaa ~ 3

Evet, farkındayım uzun sürelerdir bırakın bir iki kelime birşeyler yazmayı, bloglarınızı bile takip edemedim... Çok sağlam sebeplerim var ama o başka bir iletiye... :)

Sevgili ve cici postacımız yine aşağıdan seslendi bana "paketiniz var, posta kutusuna sığmıyor" diye... Ben tabii posta sesini duyduğum an üzerimdeki kıyafete bakmadan başlıyorum apartman merdivenlerini inmeye :)) Sonra tahmin edersiniz ki bir kavuşma sahnesi! (:

Bu seferki mutluluk sebebim Ankara'dan, Ferminaanım'dan;



Kartım ayrııı, çizgiromanım ayrı güzel! :) Çooook teşekkür ederim ^_^

Bloga birşeyler yazmaya başladığımda Şubat'tı... Benim için yeni bir yolun başlangıcıydı... Bu kadar kısa sürede bu kadar güzel insanlarla tanışmış olmamı sadece çok şanslıyım diyerek geçiştirmek istemezdim ama öyleyim!! :)) Pazar günü yine yeni bir yolun başlangıcını yapmak üzereyim ve burada edindiklerim pozitif bakmama sebep oluyor. Aynı şanslılığımı o yolda da bekliyorum, duyurulur, amin! :P

Not: Çizgiromanın konu seçimi gözlerden kaçmadı, yazılı kaynaklara geçsin! =P


27 Haziran 2012 Çarşamba

Postaaaa ~ 2

Allah'ım beni yazdığım iletilerle sına yaaraaaabbiiiimm.. Amin! Bol bol sına, evet :)

Ne demiştik, dolu bir posta kutusu mutluluğun anahtarı demiş miydik... Dedik, oldu! :)



Verbaanımdan  naneli, buz gibi limonata tadında, el emeği göz nuru bir kart geldiiii :)) Yüze de gülümseme geldi, kondu! (:

Çoook teşekkürler...

Ben şu mutluluk mimine birkaç madde daha ekleyeyim diyorum ^_^

25 Haziran 2012 Pazartesi

PaZar ~ 2

Beni mutlu eden şeyler mimini yazdıktan sonra bugün ne kadar mutlu olmuşum hep beraber görelim...



Sevgiyolu'nun kedisi Gümüş (çok yaratıcı bir isim gerçekten) :))

Kahve içtiğimiz yerde çıkageldi, isimsiz :)

Sokağımızın kedisi, Öksüz (şuan ben uydurdum)
İnsanın ekmek arası hamlayası, Alf olası geliyor! :)

Sıcağa rağmen küçük bir İzmir turu atılan çok keyifli bir gündü...

Ve günün anlam ve önemini belirten cümle;

"Alsancak bomboş iken Konak'ın ana baba günü gibi olmasına kast sistemi diyoruz!!"

oldu...

23 Haziran 2012 Cumartesi

Tral LaL La Laaaa MiMi

Benim de, bir yenisi gelmeden eski mimi yanıtlamamak gibi bir huyum varmış tanışmış kaynaşmış bulunuyorum kendisiyle :) Mr.E teee 1 Haziran'da iletmişti bunu bana, kendimizi mutlu eden şeylerden bahsedecektik. Artık nasıl bir mutsuzluğun içindeysem bahsedememişim bir türlü. Bu sefer gerçekten unutmadım, valla bak! :) Bir de takıntılardan bahsedilen bir ileti var ki... Ona daha sonra uğrayacağım...

Üstünden yeller esmiş, kimse ilgilenmeyecek olsa da ben yazayım. Mutlu olduğumuz şeyleri hatırlamak da mutlu ediyor mu görelim...

~ Apartmana girdiğimde beni karşılayan dolu bir posta kutusu;





~ Gün başında, sonunda, ortasında, herhangi bir yerinde içilen bir fincan kahve;

( ki bazen bana gülümser) :)


~ Küçük minik datlı kırtasiye malzemeleri;

(böyle bir kalemim var mesela...)


~ Kedi mıncırmak;

(tumblr'dan yürüttüm) :)
kesinlikle bu kadar sakince sevmekten bahsetmiyorum! :)


~ Hamakta sallanmak;




~ Bir başkasının yüzünde gülümseme yaratmak diyeceğim ama... Aslında ben, kişinin kendini mutlu etmeyecek birşeyi sırf karşıdaki mutlu olsun diye yapmayacağına inanan biriyim. Birine, biri için herhangi birşey yaptığımda mutlaka o beni mutlu ediyordur ki gülümseyip gülümsememek karşı tarafa kalmış arkadaş, bana ne :))
Bu vesileyle hem Tuğba'yı mimleyeyim hem de son iletisine buradan da cevap vermiş olayım... "Herşey ben mutlu olayım diye Tuğba, kandırdım seni" :)))




~ Yemek yemek... yemek yemek yemek yemek... :)))



~ Ve çokça anlaşıldığı üzere Garfield'lı herhangi birşey;

BENİ MUTLU EDEBİLİYOR (:

Elbette ki mutlu eden insanlar da var yok değil... Ama onları; yazalım - görelim - anlayalım tarzı bir iletiye dahil edemedim :P

Verba Volant , Fermina Daza ve bücürükveben de böyle bir yazı yazsa... Okur muyum? Okurum :)





 






10 Haziran 2012 Pazar

05:07

Bu da böyle, kendi halinde, Pazar'a günaydın şarkısı oluversin...



3 Haziran 2012 Pazar

Çok Yönlü, Pek Yönlü, Aman Da Ne Yönlü Blog Mim'i :P

Tariiiiih 8 Mayıs 2012 Salı... O sıralar bir mim dolanıyor etrafta; çok yönlü yazıları olduğunu düşündüğünüz kişileri mimliyorsunuz, çok yönlü blogger görselini paylaşıyorsunuz, yazdığınız mim okunurken dinlenilmesi üzere bir şarkı paylaşıyorsunuz ve başlıyorsunuz kendiniz hakkında 7 gerçeği yazmaya. Beni de Sezer mimlemişti o tarihte. O zaman vakit bulup yazamamıştım sonra da itiraf ediyorum unuttum :)) Cuma günü başka bir konuda mimlenince aklıma geldi. İlk önce bunu yazmaya karar verdim. Biraz sırayı bozdum ama ilk önce 7 gerçekle başlayalım. Ta ta ta taaaaaaa! :P

~ İlkokulda hem basketbol takımındaydım hem de folklör ekibinde. Basketbol oynamayı ortaokulda da sürdürdüm fakat keşke folklöre de devam etseymişim. Ne çok kıymete bindi sonradan. Ege yöresinden oynardık, kaşık bile çalabiliyordum üstelik :/



~ Ortaokula giderken gitar çalmasını öğrenmiştim. Uzuuuunca bir süre sadece Yeni Türkü - Mamak Türküsü çalabildiğim için ev halkı intiharın eşiğindeydi :)) Sonradan birkaç şarkı daha öğrenebildim de herkes kurtuldu. Şimdi elime alsam yine birşeyler çalabilirim ama geliştiremedim işte kendimi :/
Mim'in kurallarına göre bir mim şarkısı olması gerekiyor, öyleyse tüm ev halkı için gelsin :)))



~ Üniversite de dahil öğrenim hayatımın hiç bir döneminde "wuuuu kıza baaak" şeklinde gösterilen kızlardan olamadım okulda. :) Hep bir çirkin, bir eciş bücüş... :P Tamam o kadar da değil de şöyle kantine girip iki saç savurup beş yavrucağın dibini düşüreyim istemez miydim ben de! Ama nerdeee... :))

~ Üniversiteyi Manisa'da okuyup bir kez bile Spil'e çıkmadım. Evet, gerçekten... 5 sene git-gel, onlarca gezi düzenlensin hiç birine katılma. Hadi diyelim orada okuduğum için bir bıkkınlıkla gitmedim. Mezun olalı 6 sene oldu yine bir sürü geziler oluyor ben hala gidemedim. Bunu da büyük bir ayıbım olarak kabul ediyor, bağrıma basıyorum :) Tabii onun dışında ne kadar gezi varsa katıldım. Bir İstanbul gezileri var ki koltuk tepelerinde horul horul uyumalııı, of offf... (:

~ Maymun iştahlı diyebilir miyiz ki bana? Şöyle bir bakıyorum da; hobi olarak cam, ahşap, kumaş boyama... Hepsini denemişim... Şuan hangisinde "usta" oldum? Hiç biri... Yine de maymun iştahlıyı kendi kendime reddediyorum! :) Mime uygunum ben! çok yönlüyüm... pek yönlüyüm... aman da ne yönlüyüm... :P

~ Küçükken annem ve babam çalıştığı için bana anneannem bakardı. Kadın yumurtanın sarısını yemeyen küçük Saçaklı'ya yedirebilmek için rafadan yumurta yapar, sarısını ekmeğin üzerine sürer, üstünü de chokellayla kapatırdı. 29 yaşına gelen Saçaklı'nın hala rafadan yumurta yerken yanına illa ki chokella arayacağını tabii ki o zamandan bilemezdi! ^_^ Bunun gibi, krep yerken de bal ve peynir ihtiyacı hissederim, pişinin yanında da pekmez ararım misal. Aramızda psikolog varsa zahmet olmazsa bana bir ulaşsın. :P

~ "Herkes" kelimesini "herkez", "yalnız" kelimesini "yanlız" olarak yazıp; -de'yi -da'yı ayırmayanın yazısını okumayabilir, içeriği ne kadar önemli olursa olsun yazdıklarına inanmayabilirim. Ben dilbilgisi profesörü müyüm? Hayır, öyle bir iddiam yok. Ama bu yanlışları görünce acayip dikkatim dağılıyor ve odaklanamıyorum. :) Psikolog ulaşsın demiş miydim? Evet... Demişim... (:

Yeşili pek sevmediğimden Tuğba'nın kendi elleriyle yaptığı görseli ekliyorum izin almadan. Bana kızmayacağını düşünüyorum  ^_^  (biraz sevimlilikten kimseye zarar gelmez :P )


Bu mimin üzerinden yeller esti ama Joy'u mimleyim bakiim nooolucak. :)


Defter Yaptım Beaan! (:

Saman kağıtları vardı eskiden. Normal A4 kağıtlar gibi tomarla satılırdı. Ben illa ki onlardan isterdim ders çalışmak için. Özel bir bağ vardı aramızda :P Geçenlerde kırtasiyeye hediye paketi almaya gittiğimde tekrar görünce özel bağlarım depreşti yeniden. Tabii bu gördüğümün eskiden üzerinde ders çalıştıklarıma benzemediğini belirtmeliyim. Kasap kağıdıyla saman kağıdı arasında bir kalınlığa sahip ve koca bir rulo halinde bulunuyor. Siz kaç metre isterseniz o kadar kesip veriyorlar. Hediye paketlerinde çokça kullanılan cinsten...

Ben çalışma masamda değerlendirmek üzere almıştım. Yazı yazdığım, kestiğim-biçtiğim, yapıştırdığım, boyama yaptığım vs. alana koyuyorum hem masam korunmuş oluyor hem de sıkılınca boyuyorum, acele not almam gerekirse üstüne notlar düşüyorum.

Bu alan için gerekli ölçüde bir parçayı rulodan kestikten sonra geri kalanıyla defter yapma isteği doğdu içime :)) Ve bu isteği bastıramadım :P


Elimde kalan ruloyu, defter sayfalarının olmasını istediğim büyüklüğe gelene kadar sürekli ikiye bölerek ilerledim. :) Ölçerek kesip biçmek zor geldi açıkçası :)


Defterin dış kapağını yapmak için ben siyah karton tercih ettim ama böyle canlı bir renk de tercih edilebilir tabii.


Kapak için olan kartonu da sayfalar büyüklüğünde keserek etrafına sardıktan sonra kuvvetli bir zımbayla birbirlerine kenetledim (:


Aslında defter böylelikle oluşmuş oldu. Ama çok fazla düz ve yalın olmuştu. 
Halihazırdaki gözler geldi aklıma :)





Bu madem bir Saçaklı defteri... Turuncu saç şart!




Bir de ağız ekledim ve ta taaaaa... :) Aslında ağzı pek başarılı bulmadım sonradan ama eldeki malzeme buydu.


Bir de İkea'dan alınma şöyle kalemlerim vardı;


Onlarla da köşelerine desenler kondurunca benim sade defter baya süslenmiş oldu. Yalnız belirtmekte fayda var, kağıt bu keçeli kalem tarzındaki mürekkebi fazlaca emdiği için desenler hem arka tarafa geçiyor hem de hemen dağılıyor. Bu fotoğraftakiler düzgün kalmasını sağlayabildiklerim. Diğerlerinin çoğunun ağzı burnu yamuldu :)





Defter, bu kağıtları ve turuncu saçları en az benim kadar seven birine doğru yola çıktı ve ulaştı :) Çok amatör, kenarları düzgün bile olmayan, dediğim gibi mürekkepleri dağılmış bi defter olmasına rağmen suratta bıraktığını bildiğim gülümseme bana bir kez daha, küçük şeylerden mutlu olabilen insanların hala mevcut olduğunu hatırlattı. 
Ve aynı gülümsemeden bir tane de bende oldu.
 :)


21 Mayıs 2012 Pazartesi

20 Mayıs 2012 Pazar

Birinci Tekil Şahıs ~ 1

Ne kadar romantik olduğumu belirterek başlayalım benden bahsetmeye...
:)



19 Mayıs 2012 Cumartesi

KiTaP ÇaNTaSı

Kitabını işe-okula gidip gelirken, yolculukta okuyan herkesin ortak derdidir kapağın ve sayfalarının kıvrılması. Biliyorum, numara yapmayın! :P
Ben eskiden kapağını bantsız, kolayca ve zararsız çıkabilecek şekilde, takvim, resim kağıdı gibi kalın kağıtlarla kaplardım. Sonra Serrose'nin bloğunu okuduğum zaman gördüm ki "caponlar yapmış" arkadaş :) Bunu düşünmüüüüş ve çok daha yaratıcı bir çözüm getirmiiiiiiş (: Bu kısımda gördüğüm postun linki olacaktı ama bulamadım, sonra bulursam eklerim artık. Serrose affetsin ;)

 Geçen ay annem ablamın koltuklarına yeni yüzler dikmişti;


Dedem terziydi benim. Şaka değil :) Annem ve teyzem de baya şey öğrenmiş O'ndan. Ben de düğme falan dikebiliyorum, fena değilim :P
"Büyük kızına koca koltuk diktin nerdeyse bana da şu artanlardan kitap çantası yaparsın artık" dedim bir geceyarısı anacığıma. O da üşenmedi çıkardı dikiş makinesini kısacık bir sürede bana bunu dikti ^_^ Herkes kendi yapabildiği işi yapacak arkadaş... Ben de fotoğraf çektim tepesinde :))











İyi oldu, hoş oldu... Çok da işime yaradı ama kumaşı iki kat tutup arasına karton koyup dikmek daha mı iyi olur diye düşünüyorum. Dikişle ilgili pek bir bilgim olmadığından saçmalıyor da olabilirim şuan :))
Bu bir denemeydi... Şimdiki hedefim düz bir kumaştan diktirip, ablama üstüne kumaş boyasıyla bana özel desenler yaptırmak. Ya evet, o da t-shirt boyuyor... El emeği, göz nuru... Ben zaten yanlışlıkla olmuşum, tekne kazıntısı diye tabir edilen cinsten :) O yüzden çoktandır sorgulamıyorum bende niye bu cins yetenekler yok diye... Onun yerine keyfini sürüyorum (:
Daha işlevsel önerisi olan?
:)

17 Mayıs 2012 Perşembe

Deneme Ses Kontrol... rol... rol... rol...



Efenim alıcılarınızın ayarlarıyla oynamayınız :)
Dahta arka planlı koyu zeminli görünümün bana uygun olmadığı belirtilince baharı da fırsat bilip kolları sıvadım. Henüz karar aşamasındayım... Kafamda herşey yerli yerine oturana kadar çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü özür dileriz (:



Bu süreçteönerisi olanları da dinlerim, uslu çocuğum ben çünkü... 
:P






15 Mayıs 2012 Salı

FunkHu (:

Gerçekten yine çok alakalı bir giriş yaptım konuya, kendimi tebrik ediyorum :))
Şener Şen'den ya da Hababam Sınıfı'ndan bahsetmeyeceğim kesinlikle... 
Şu şekilde gelişti olay; hani dönem dönem insan birşeylere takar ya, kafasını oyalamak için... Ben de bu aralar taktığım şeyi anlatmak isterken, kulaklarımda hep  Badi Ekrem'in "bilin bakalım çocuklar ben bu yaz neye taktım" repliği yankılandı :) Konu konuyu gif gifi video videoyu açtı derken "madem konu benim kafada koptu gitti bu iletide niye öyle olmasın" dedim. Biliyorum "iyi halt ettim" :) 
"Alo Joy gif istek hattı" hala devreye girmediğinden şu aşağıdakini bulabildik naçizane çabalarla :)) Youtube'a hababam sınıfı yazıp izlediğim videolar da cabası... (:


Ben burada kendi kendime çokça eğlendim, sizi bilemem :) Sonra bir silkelenip kendime geldim, neyi yazacağımı hatırladım.

Daha önce bir gece yarısı Janawaur kitap ayracı yapmıştık kuzenimle. Onu kuzenime hediye ettikten sonra ablamla seri üretime geçip renk renk desen desen yapıp hatta bir de hepsine ayrı isimler takıp onları da hediye ettik. :) 
Hediye etmeden önce fotoğrafını çekmeyi akıl ettiğimiz iki tanesi...


Geliştirdik kendimizi ördekti kurbağaydı falan yapabiliyoruz ama fotoğrafını çekmeyi hatırlamada sıkıntılarımız var :)

Neyse efenim, postcrossingte bir kere sistem dahilinde kart attıktan sonra bunu sistemin dışında sürekli hale getirdiğimiz Taiwanlı bir kart arkadaşım var. Her kartta birbirimizin istediği birşeyi çiziyoruz. Ben ona ejderha çizdim misal bir keresinde, o bana fil... Yine sıranın bende olduğu bir keresinde benden baykuş istemiş kendisi. Bendeki çizim yeteneğinin normal bir ilkokul beş öğrencisi seviyesinde olduğunu tam şuanda belirtmekte fayda görüyorum. :) Çiz-boyadan ziyade kes - yapıştırda daha başarılı olduğumdan bir arkadaşımın paintte yaptığı baykuş figürünü örnek alarak yine sevgili ablacığımla kendisine şunu yaptık: 


Baktık bizim de hoşumuza gitti, bunu da seri üretime geçirdik :)


Sonra hep baykuş nereye kadar dedik;


Çeşit olsun dedik;



yaptık da yaptık...

Postcrossing'ten veya değil, el yapımı kartlardan hoşlanan tüm arkadaşlarımıza olmasa da şimdilik bir kısmına yapıp gönderdik. Çok süpersonik birşey mi? Hayır değil... Ama el emeği işte... Kağıtlardan oluştuğu için maliyeti de kuruş cinsinden ifade edilebiliyor üstelik :) İçine sevginizi de kattığınızdan sadece bir kağıt parçası olmaktan çıkıp karşı tarafta gülümseme etkisi yaratıyor :) Bana gülümsediler, oradan biliyorum (; "Amaaan uğraşamam çıktı alır onu gönderirim çok gerekirse" diyene de saygım sonsuz. Fakat "ilkokul 4te kızım var göstereyim de el işi dersinde yaparlar" diyen veya "benim de yetenek seviyem o sınıfta kaldı" diyen varsa aşama aşama fotoğraflarını da koyayım :) Güzelce kafanızı oyalar, onu bunu gülümsetirsiniz durduk yere :)
Böyle işte...
Ben biraz daha Hababam Sınıfı izlemeye gidiyorum...
;)