29 Mayıs 2016 Pazar

Birinci Tekil Şahıs ~ 13

https://tr.pinterest.com/pin/129971139225343349/


Deniz sezonunu açtım bugün.
Dümdüz, berrak ama soğuktu, buzdan hallice.
Her zamanki gibi tuzlu kaldım sonra, mis gibi deniz koktum kendime akşama kadar.
Mutluluk sebebi aslında...

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Elmyra ~ Çelınc Gün 25

Animasyonlara bayılıyorum. Adı animasyon olmadan önce çizgifilmdi, o zaman da bayılıyordum. Küçükken falan değil. Bildiğin eşşek kadar olduğum zamanlardan bahsediyorum, yani şimdiden...

Mesela Taş Devri olsa yine izlerim. Ya da ne bileyim Varyemez Amca. Veya Dark Wing Duck! :) Şimdiki animasyon kanallarını açıyorsun, hepsi tırt!! :/ Neyse ki endüstri gelişti. Kesin ağlatır denilen duygusal filmlerin yerine UP ağlatıyor mesela beni, big Hero Six ağlatıyor. Monsters güldürüyor sonra, Inside Out hem güldürüp hem göz sulandırıyor.

İş Favori Disney karakteriniz hangisi? Neden? sorusuna gelince cevap yukarıda saydıklarımın hiç birinde değil. Disney Pixar'la birleşti, beriki ötekiyle kayınço oldu kargaşasından yararlanarak sizlere bir Warner Bros. karakterini cevap olarak kaktırmak istiyorum. :))


Efendim bilmeyenler için kendisinin adı Elmyra. Saçlarım küt değil, tepemde de kurukafalı bir fiyonk yok ama bu bildiğin ben ayol! Ne onun ne kendimin kök nedenini bilmiyorum bu sarılma mevzusuyla ilgili. Aramızda analiz edebilecekler varsa söylesin ilk önce duymak için kendimi hazırlayayım.  Bildiğim şu ki insanlardan çıkaramadığım sevgimi hayvanlardan çıkarıyorum. :)) Valla bak! İnsanları daha sakin, yumşak yumşak (dunkof!) seviyorum (tamam arada bir şaşıyor ^_^ ). Ya saygıdan ya korkudan, tam emin değilim. Ama konu hayvanlar olunca onlar iste de istemese de tüm sevgimi akıtıyorum. (Bence genelde istiyorlar! o.O)


Gönül isterdi ki Bastet'in gözünü pörtlettiğim bir iki fotoğrafı şuracığa bırakayım. :)) Şimdilik değil ama belki sonra. Toplum henüz buna hazır değil! :P Benimle dursun diye bir şu aşağıdakini yapmadığım kaldı. Onu da uygun ipi bulduğumda denerim gibi geliyor.



Vakti olan varsa bir şeyler isteyeceğim. Yarın ve haftanın devamı için gofret! Beni güldürecek şeylere daha çok ihtiyacım var bir süre. Ne bileyim yazı yazarken araya bi karikatür de benim için sıkıştırıverin. Olmadı gelip salça olduğum yorumlarda cevap falan verin. Oyalayın şu çocuğu accık!

-_-

15 Mayıs 2016 Pazar

Bitircem Ki! ~ Çelınc Gün 24

Şuan okumakta olduğunuz ya da son okuduğunuz kitap nedir?

İyi bir okuyucu değilim. Hiçbir şey yapmadığım vakit bir kitabı bir günde de bitirdiğim oldu ama bu bir ölçü değil. Genelde haftalarca elimde sürünüyor. Buna rağmen almaktan geri durmuyorum. Kitap fuarına gidiyorum, internette kurcalıyorum. Dokunarak okumayı seviyorum yani... Daha önce gösterdiğim defterlere satırlardan notlar almayı...

Önyargılı olmamak adına ve toplu taşımada telefondan bir şeyler okumak daha kolay olduğu için ilk defa e-kitap deniyorum. George Orwell - 1984. Beklediğim kadar yadırgamadım. Gerçekten işimi kolaylaştırıyor. Yine de bir tercih yapmak zorunda olsam tabii ki kanlı canlı bir kitap seçerim!




Kitabı değerlendirmeye kalkmak saçma olur. En az Persopolis izlerken olduğu kadar dehşete kapılıyorum aralarda. Yok canım! Olmaz... o.O

Bir de bu bitmeden Otostopçu'nun Galaksi Rehberi'ne başladım. Haftasonları okunmak üzere Bastet'in yanına Çeşmealtı'na bıraktım. Bir yaz sezonu boyunca da okurum artık... Okurum heralde... Yani okusam iyi olur sanki...

:)


9 Mayıs 2016 Pazartesi

Bir Püskevit Adı Olarak; Tutku ~ Çelınc Gün 23

Hiiç sıkıldığım falan yok, bildiğin teknik aksaklıklardan dolayı devam edemedim meydan okumaya. Şuan bitiyor diye de bir miktar hüzünlüyüm... :/

Cumartesi doktora gittim. Omurlarımın arasına yüzkırk teelee sıkışmış cımbızla çekip alıverdiler! :)) Neyse işte, ilaç jel falan derken şuan salonun zemininde değil bildiğin odamda sandalyemde oturuyorum. Rahatça yazıyorum. Size yetişeyim mi kendim için olayı bir miktar daha uzatayım mı bilemedim. Hangisi makbul? :)

En son, Yaparken heyecan duyduğunuz bir şeyden bahseder misiniz? 'de kalmıştım. Göz ucuyla verdiğiniz cevapları gördüm. Ne desem bilmiyorum. Bir miktar düşündüm yaparken heyecan duyduğum bir şey bulamadım. Bir miktar içerledim kendime. Tutkuyla yaptığım hiçbir şey yok yahu! Biri 2007'de diğeri 2015'te olmak üzere iki kere yamaç paraşütü yapmışlığım var. Bir ara da rafting yapmıştım Köprülü Kanyon'da. Onlar heyecanlıydı bak. 

Yukarıdakileri saymazsak eğer beni en çok heyecanlandıran şey gece yarısı buzdolabından gelen buz kırma sesleri! :)) Onda da yapmak eylemi geçmiyor, o ayrı... Bir yaz mutfaktaki televizyon kendi kendine açılıyordu bak o da feci heyecanlıydı. Gecenin bir yarısı artık Arka Sokak'ların tekrarına mı denk gelir, tartışma programına mı şansıma. Pat diye açılıp, balkon kapısından şüpheyle mutfağa girmeme (salon ve mutfak aynı balkona bakıyor) sebep olmuştu gecenin dördünde. Sonra da bütün evi dolaşmıştım "ulan şaşırtmaca olmasın" diye. Bu olaydaki heyecanı sonra hiçbir şeyde bulamadım! :))

Bir an soruya cevap bulamayınca Fermina'ya seslendim "ben naaparken heyecan duyuyorum ya" diye. Oynanmamış tam metni direkt koyuyorum;



Sürekli surette resmi giyimden uzak durmaya çalıştığım için bot çilem hiç bitmedi. Bir ara çok az topuklu, rahat bir botun hem siyahını hem de kahverengisini alarak rahatladım. Bu sefer de gündelik botlarımın altı yırtılıp durmaya başladı. Zaten güçlükle alışveriş yapabiliyorum neden sürekli bir şeyler almam gerekiyor diye iki kere streslendim. En sonunda bu kışın başında şu aşağıdaki güzelleri aldım. Gel gör ki o heyecanlı arayıştan olmuş oldum! :)) 
Dogo 


Neyse, geriye kaldı beş heyecanlı aktivite daha... :D


***Sanırım hepsini bir akşamda yazmayıp zamana yayacağım. <3 ***



4 Mayıs 2016 Çarşamba

Ozonosfer ~ Çelınc Gün 22

Blog komşumuz Zihin Bey, Sahip olduğunuz en kıymetli şey nedir? Neden kıymetli? sorusunda çıtayı ozonosfere çıkardığı için artık ne desek yalan... :))

İki gündür işten eve gelip bir dakika daha fazla oturamadığım, uzanmak zorunda kaldığım için sağlık diyeceğim ama o da çok tırt bir cevap olacak.


Sahip olduğum en değerli şey bir türlü veremediğim o son 3 (!) kilo bence... Bir türlü veremediğime göre benim için çok değerli olmalı!



Bu işin şakası tabii.. Herhangi bir kilo problemim yok. Normal insan evladı vücudu işte. Zayıf değil sadece... Geçen sene bu zamanlara göre yaşam kalitem bir miktar düşmüş durumda. İki fark var; geçen sene şuanki kilomdan 3-3,5 kilo daha zayıftım ve bir de aşıktım. Sabahları çok zor çıkıyorum yataktan, geçen sene şuankinden 1,5 saat önce uyanmama rağmen daha kolay kalkıyordum. Eve geldiğimde ek bir şeyler yapacak enerjiyi kendimde buluyordum... Şimdi siz "e aşktan" diyeceksiniz de siyatik de mi aşktan bre insafsızlar! :))


***tabletten yatarak yazmayı beceremediğimden bir türlü düzgün yayınlayamadım :/ ***

3 Mayıs 2016 Salı

Nereye Sıçacaklar!* ~ Çelınc Gün 21

Yirmi bir gün nasıl geçti anlamadım. Tamam her gün yazamadım belki ama bak, Sizi güldüren 5 kelime ya da söz öbeğini listeler misiniz?'le yetiştim meydan okumaya. Abartıyor gibi görünmeyeyim ama bitince ne pok yiyeceğiz hiç bilmiyorum. Enseyi karartmayıp anlatıyorum...

Denizli'de kahvaltıcı arıyoruz. Çok güzel bir yer buluyoruz ama nasıl dolu. Zar zor bir masa ediniyoruz. İyi güzel de neredeyse bir saat geçiyor kimse ilgilenmiyor. Kızıyoruz, kalkıyoruz. Başka bir yer arayışına geçiyoruz. Burası da güzel zaten karınlar artık çok aç, bir yer daha bulmaya kalkarsak birbirimizi yiyeceğiz. Yine zor da olsa bir yer bulup yerleşiyoruz. Denizli'li arkadaşlarımızdan bir tanesi "Kahvaltının hepsini yığmadan önce bir şeyler getir de *gabalayalım usta" diyor. Hönk! :) Meğer biraz da olsa açlık bastırmak, açlığın kabasını almak anlamına geliyormuş. O günden beri dilime dolandı. Bir ara whatsapp grubumuz bile vardı bu isimde. :))

Parodi olduğunu çok sonradan ilgili oyuncuyu bir filmde tanımamla ancak anladığım, o güne kadar memleketim insanı olmasına içtenlikle gülümsediğim, o günden sonra hayal kırıklığına uğramak yerine adamın oyunculuğuna hayran kaldığım büyük ihtimalle çoğunuzun bildiği şu aşağıdaki videoda geçen *caydım diyebilirim. O kadar komik yerin arasından en çok buna gülüyorum. Gün içinde kullandığım oluyor lakin Saçaklı'ya yine kendi kendine gülmeler... :))


Rahmetli babaannemin *ye beni kurt lafı! :)) Efenim kullanımını veriyorum hazırsak; korku filminde misal hanımkızımız polisi arayacağına karanlıkların içine doğru yürüyor ya... hah işte tam orası için "al işte, ye beni kurt" şeklinde kullanabilirsiniz. Bak bu aile sırrımızı da verdim, değerinizi bilin! ^_^

Her türlü şey için son anda hazırlanmaların ustası olan Saçaklı'ya babası tarafından en çok kullanılan moral öbeği *koşarken belli olmaz! Çünkü çorabı kaçmıştır yedeği yoktur... çünkü en sevdiği pespaye kotunun üstünde aslında leke vardır... çünkü yakası dar diye kestiği tshirtü yamuk kesmiştir... ya da birbiriyle çok alakasız şeyler giymiştir... ama olsundur çünkü koşarken belli olmazdır... <3

Bi de demeyim dedim ama *bıçak kemiğe dayandı beyler!!  o.O



***hile yapıp başlıkla birlikte altıladım, ıhııı..***

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Siyatik ~ Çelınc Gün 20

Sevgili blog,
Bu satırları sana salonun yerinde yüz üstü uzanmış olarak yazıyorum. Çünkü şartlar itibariyle durabildiğim pozisyon bu! :/ Sırtım gonşular... Daha doğrusu belim, kuyruk sokumum ve sağ bacağım... Siyatik oldum bu yaşlarımdan sonra. 2014de Dragon yarışlarına katıldığımda yamulmuştum ilk. Bir ara hatırlatın da yarışta nası kürek çekemediğimden bahsedeyim... :))

Sonra tansiyonuma geçeyim... :P yok be çıtırım ben! ne biçim hayallerim var uuu, acayip... 

Ferhan Şensoy'un Hacıkomünist'ini okumamla Küba bileti bakmaya başlamam aynı zamana denk geliyor. Hiç bir zaman o biletleri alıp gidemeyeceğime inanmam da yine hemen hemen aynı tarih... :) olsun yine de içimde sürekli bir gitme isteği var oraya doğru... Mevsimlerden yazı seviyorum demiştim. Fotoğraf açısından da beni çokça tatmin edeceğine eminim. Bir de ruhu var tabii en önemlisi. Küba Günün birinde nereyi ziyaret etmek ya da nerede yaşamak isterdiniz? sorusunun ziyaret kısmının cevabı. Zira kendimi biliyorum ki o imkanlarla da bi yere kadar. Mesela 60 :P 

Yaşamak için göynümde yatan aslan Yeni Zelanda sanırım. Evet, hala kararsızım. Yaşamak istediğim yerden çok şartlar ön planda. Ne bileyim duruma göre 1 odada kaosun ortasında da yaşayabilirim (ki böyle bir şeye doğru gitmeye niyetliydim, nese...) diğer bir durumda sarayda da şaapabilirim yani ööle çerçeveler koymuyorum ahhahah :D

Maksat karmaya, evrene, carta curta mesaj vermekse eğer; 

1 Mayıs 2016 Pazar

Blush Ne Yea! ~ Çelınc Gün 19

Geçen cuma öğlen vaktinde ofisten ayrılıp havaalanına doğru yol aldık. Uçağımızı bekledik ve İstanbul'a indik. Buraya kadar olan her şey benim için neredeyse her yıl, yılda ortalama iki kere olan bir durum. Alışık olmadığım kısım havaalanından çıktığımızda özel araç ve şoförümüzün bizi alması oldu. Ritüelim Havataş'tır. Oradan otelimize geçip sırt çantamızı bıraktık. Ritüelim arkadaş evidir! :)) Alışveriş merkezine geçtik. Bugüne kadar herhangi bir İstanbul seyahatimde alışveriş merkezine gittiğimi hatırlamıyorum. Bunu söylediğimde yanımdakilerden "köyden indim şehere!" muamelesi gördüm ahhahah :D
Yeter miktardaki zamanı burada öldürdükten sonra benim hikaye başladı. İlk önce bir kanatçıda (offf bayılırımmm) rakı ile kaç kilo tükettiğimi hatırlamadığım miktarda kanat yedim. Sonra Nişantaşı'nda bir gece kulübünde blush içerek Yonca Lodi dinledim ki sanırım hayatımda ilk defa dinledim. Çıkmadan iki shot tekilayı yolluk yaptım. Her yerden her yere giderken olduğu gibi özel aracımız ve şoförümüz bizi aldı. Otele dönüp dinleneceğim sanarken bir anda geceye devam etme kararı alındı. Daha salaş ve içkisiz bir organizasyon olacağı konuşulduğundan otele girip üstümü değiştirdim. Arabaya geri döndükten sonra "abi Reina'ya çek" dendiğini hatırlıyorum! o.O Şoför abinin "yalnız ablayı böyle içeri almayabilirler" dediği hala kulaklarımda çınlıyor. :)) Tam olarak şu aşağıdakiler vardı üzerimde, bir de spor ayakkabım. 



Sadece yatarken olmasa bile kendi tarzım yerlere giderken giyiyorum bu tshirtü. Ama bana Reina demediniz ki! Neyse herhalde özel araç ve şoförün bir havası mı var nedir ben bodyguardların arasından rüzgar gibi geçerek girdim. Hatırladığım kadarıyla kimse de "bacım nereye gidiyon" demedi. :) Zaten içeride kırkbeş dakika kadar sabredebildim. Söylenen vodka-enerjinin çoğunu bırakıp çıktım.

Sabah dönüş uçağımız 11deydi. Uyanmamla birlikte başıma yapışan ağrı eve girip uyuyana kadar geçmedi. Bütün yolu başım elime yapışık şekilde geçirdim. Alnıma bastırmak iyi geliyordu. 
İmza günü vesilisiyle İzmir'e gelmekte olan Penguen ekibi de bizim uçaktaydı. Bir tek o kısımda bir süre "oha neden bu kadar içtim ki" dediysem de pişman değilim. Çok da güzel içtim çok da iyi içtim! Hiç benlik olmayan kısa bir tur yaşayıp döndüm. Aslına bakarsanız böyle bir şeye bir süredir ihtiyacım vardı. Nese...

Bütün bunları niye anlattım? :)) Ondokuzuncu gün Satın aldığınız son giyisilerle birlikte bir fotoğrafınızı paylaşır mısınız? diye sorduğu için. :)) Şu üstteki renkli hırkamsı şeyi aldım en son. Soru aslında üzerimizde olmasını gerektiriyor. O akşamdan kalma şu fotoğrafı bırakıyorum öyleyse aşağıya... (göremediğiniz o surat ama ne sarhoş! :D )


"Dünya Tuttu" ~ Çelınc Gün 18

Katıldığınız ilk konser hangisiydi? diyor çelınc onsekizinci günde...
Katıldığım son konser hangisiydi ki ilk konseri hatırlayayım! Hafıza gerektiren meydan okuma soruları beni biraz tedirgin ediyor. Hatırlayamıyorum. Belli ki özel bir şey olmamış, özel biriyle de gidilmemiş...

Yine de Teoman konseri olduğunu tahmin ediyorum. Fuar'da, ben de liseye gidiyor olmalıyım. Kuru kuruya, çaylı herhalde... :))

Saat itibariyle biraz huzursuzum. Ya yediklerimden ya da huzursuzluktan. En zayıf yerim midem. İlkokuldayken mide kanaması geçirmiş bir çocuk olmamdan mı yoksa böyle biri olduğum için mi ilkokulda mide kanaması geçirdim net değil. Bildiğim şey sevinç, korku, mutsuzluk .. hepsi mideme vurur benim...

Ergenim ben... :))