vici etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vici etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2018 Cumartesi

#bizimbuyukchallengeımız 6

Büyük challenge'ımızı hastalıktan bahsederek bağlamayı gelenek haline getirmeyi ben de istemiyorum ama denk geldi. Bu sefer diğerinde olduğu gibi çok şık hasta olmadım. Sadece aylardır geçmeyen bir boğaz ağrısına sahiptim ve en sonunda şifalı karışımlar yerine doktorun vereceği ilaçlara razı oldum.

Doktor, boğazıma ayrı, kulağıma ve burnuma ayrı kameralar sokup, kan tahlili ve boğaz ultrasonunu birleştirdikten sonra teşhis olarak lenf iltihabını uygun gördü. Meğer benim gıdığım yokmuş, iltihapmış hep oralar ahhahah :D (Külliyen yalan söylüyorum, çocik 13mm.cik sadece...) Kan sonuçlarıma göre ise camış gibiyim! :) Bir takım ilaçlar verdi bakalım geçecek mi aylardır boğazıma yapışık gezen ağrım...

Şubat ayının ortasından itibaren gelişen şartlardan ötürü (ki onunla ilgili de ayrı yazayım da bağlayamama rekoru kırmayayım...) e-kitaplara bir hayli sarmış durumdayım. Başladığımı söylediğim Yüzyıllık Yalnızlık evde sürünedururken, yollarda e-kitap olarak Georges Simenon'dan Küçük Köpekli Adam'ı okudum. Bizim Büyük Challengeimiz madde 6'ya iliştiriyorum > Adında bir hayvan olan bir kitap


Georges Simenon'u tabii ki kendim keşfetmedim! :) Fermina, Komiser Maigret serisinden şurada bahsettiğinde not almıştım. Olaylar nasıl gelişti tam hatırlamıyorum ama, seriyi bulamadığım için isminden dolayı bu kitaba gözümün iliştiğini tahmin ediyorum. ahahahay :D

Rahatça okunan, kafanız bir yerlere daldıysa azcık geri dönüp "geçmişten mi, şimdiden mi bahsediyordu yahu"nun cevabına baktığınız, okuduğuma pişman olmadığım (beğenmediğim halde "yarım bırakmam ulaaan" gibi bir huyum yok zaten...), kimi Fransız özel isimlerini blablabla diye okuyarak geçtiğim bir kitap oldu. :))

Bazı tanıtım sitelerinde türünü polisiye olarak belirtse de benim göynümde öyle değildi. :) Olaylar Fransa'da geçiyor. Kitabın kahramanı Felix abimiz hapishaneden çıkmış ve bir kitapçıda çalışıyor. Hapishaneye düşmesinin sebebini ve geçmişe ait bir takım olayları, Bib adlı köpeğiyle yaşadığı dairesinde, defterlere kah bugünden kah anılarından not düşerken öğreniyoruz. Aynı yazarın başka romanını da, hatta bulursam Komiser Maigret serisini de okur muyum? Okurum.

Uyduruk okuyucu, gıdıksız bildirdi...

:)

1 Şubat 2018 Perşembe

Poğmayan Poğaça

Efenim biliyorsunuz göbüşleri ve totoları eritmenin yolu hem spordan hem de sağlıklı beslenmeden geçiyor. Şekeri, ekmeği kestim deyince de her şey hallolmuyor. Yerlerine konulacak besinler lazım. Şöyle bir bakınınca listenin en başında hep yulafı görüyorum. Dolabı açınca da görüyorum lanet şey! :) Ben kendisine uzunca at yemi diyorum. Kimse alınmasın, hergün benim de yediğim o. Ve inanıyorum ki bir yerden sonra kısssrak gibi olucaz, yihhaa! :P Ahahhahhah :)))

Ben bu arkadaşı (Arda Türkmen sıtayla!) ilk başta süt ve çeşitli meyvelerle vınlatarak içme usulü tüketiyordum. Sonra baktım o yolla beni pek tok tutamıyor, vınlatmadan tüketmeye devam ettim. Bir yerden sonra hep meyveyle nereye kadar deyip sahanda öldürdüğüm domates, biber ve peynir üçlüsüne ekledim. Neden? Çünkü atlara da yazık! :)

Üç farklı tüketim sonunda tıkanmıştım ki instagramdan takip ettiğim Mösyö Şokola 'nın (eğlenerek takip ediyorum), insta-hikayesinde yayınladığı başkasına ait bir tarifi hatırladım. (Bi'şeyi de hatırladım beaa..) 

https://www.youtube.com/channel/UCIabIa03b7VRP2OSnjLNCRw/about

Tarifin temel bileşenlerini sabit tutup diğerlerini değiştirerek 3-4 defa denedim. Hepsi de çok güzel oldu. Yapması da allah belamı versin çok kolay. :D Ben yapabildiysem aranızdan bazıları döktürür diye tahmin ediyorum. Malzemeler arasında bir kaşık un da diyor ama ben onu koymadığımda da bir fark olmadı. 

Böylelikle ben de hem yerken boğulacakmışım hissine kapılmadığım bir poğaça bulmuş oldum, hem de lanet yulaf bir şeye benzedi. :)

25 Ocak 2018 Perşembe

#bizimbuyukchallengeımız 21

Fakat çok şık hasta oldum. Allah belamı verdi düpedüz. Yani abartmadan(!) anlatmam gerekirse ağzımla burnum yer değiştirdi. :) Hastaneye gide-gele mikrobu eve babamın taşıdığına dair güçlü şüphelerim var. Çünkü en son geçen cuma evden çıkmıştım ve o da on beş dakika sürmüştü. Kimsenin de üstüme hapşurduğunu hatırlamıyorum...

Pazartesi ve salı anlamsız bir mide bulantısı çektikten sonra salı akşama doğru hafif boğazım ağrır gibi oldu. Çarşamba ilk uyandığımda da iyi değilidim ama ilerleyen saatlerde sesim komple gitti. Bırak yutkunmayı nefes alırken bile boğazım ağrır oldu. Bir yerden sonra "hayır, her hasta oluşta doktora gidilmez, ilaç içilmez" mantığımı kendi ellerimle öldürdüm zira mantığın çalışacağı kafamın içi su dolu gibiydi. Doktora yine gitmedim. Ne bulduysam içtim. Şaka değil! Gargaralar, bir takım ilaçlar, boğaz spreyi, ballı karışımlar, çorba ve bitki çayları ve hatta viski (buzsuz)! :)) Bu sabah uyandığımda en azından konuşabiliyordum ve şuan nefes alırken boğazım acımıyor. Yutkunurken acıyor. :D E valla buna da şükür... 

Bu esnada ne dizilerimden izleyebildim ne de bir şeyler okuyabildim. Telefonu bile gözüm görmedi. Ya boş gözlerle tv ekranına baktım ya da tavana... Bu şahane iki günden önce Gabriel Garcia Mârquez'den Yüzyıllık Yalnızlık'a başlamıştım. Gelip buralarda "100-35, kaldı 65" gibi iğrençlikler yapmak niyetindeydim. Yukardaki hepinizi seviyormuş, mani oldu... Yine iyisiniz! :)) Siz yine de çok sevinmeyin, evrenden gerekli mesajları almakta başarısız bir insan değilim ama bu işkenceyi size sonra yine yapacağım! :) (Öyle hissediyorum.)

Şimdilik onun yerine 2018'in ilk kitabından bahsedeyim. Bizim Büyük Challenge'ımız için pek yeterli bir okuyucu değilim lakin okuyabildiğim kadarını maddelerin arasına sokuşturmaya çalışacağım.


Arkadaşlarımda yeri olan yazarları merak ediyorum. Onlara ulaşmanın yollarından biri olarak mı görüyorum, nedir... Sezgin Kaymaz'ı da Demir Somyanın Altı sayesinde tanıdım. İlk okuduğum kitabı Bakele de O'nun hediyesiydi bu da öyle, hem de imzalı! <3 

Bakele hikayelerden oluşuyordu. Açık konuşayım, çok beğenmemiştim. Uzunharmanlar ise bir roman. Başından ortasına kadar merak ederek okudum. Ortalara doğru tekrar eden birkaç durum beni bunalttı. Sonra kitap tekrar açıldı ve bitene kadar da öyle devam etti. İçinde bulunmasa daha iyi olurdu dediğim bazı öğeler dışında konu ilginç, işleyiş akıcıydı. Yazarın bir de romanını denediğim için memnunum. Aynı yazarın başka romanını da okur muyum? Okurum. 

Uyduruk okuyucu, öksürerek bildirdi...

:)

23 Ocak 2018 Salı

Sitelerle de Yaşıyorum

Sibelyka'nın son yazısını okuyunca aklıma geldi. "Şöyle de bi'yer olsa da internetten şuna bakıversem" dediğimiz (en azından benim dediğim) zamanlar oluyor. Ve aslında 'öyle de bir şey' zaten yapılmış ama biz habersiz oluyoruz. Aranızda bilen, duyan mutlak vardır. Buraların kompedanı bir sürü blog görüyorum. Ben yine de kendim gibi duymayanlar için bu sefer uygulamalar yerine filmler üzerine bir kaç web adresini aşağıya bırakıyorum. Belki birilerinin işine yarar...

https://giphy.com/gifs/despicable-me-minions-2-N6OxVHWh414Zi

https://cringemdb.com/
Konusunu bildiğiniz ama içeriğinden çok da emin olmadığınız bir filmi aileyle izlenebilirlik açısından sorgulayabiliyorsunuz. Ben de anamlan Nip/Tuck izleyebilen bir insanım ama gün gelir lazım olur. Ya da ebeveynler için yararlı olabilir.

http://sweetsoundtrack.com/
Benim gibi müzik cahilleri için özellikle faydalı olabilir. Film süresince çalan müzikleri listeliyor. Tek kötü yanı fazla güncel içerikli değil. Belki buna benzer daha güncel siteler vardır. Ben bir yerlerde bunu görmüştüm.

http://whatismymovie.com/
Yine bu da benim gibi unutkanlara birebir... :) "Ya hani bi film vardı hani böle adam..." şeklinde milleti daraltmaya son! Yaz aynı şeyleri siteye, o bulsun. 

https://movieo.me/
Ne izlesem derdine düşünce de buraya başvurulabilir. Birçok filtre seçeneği ile kararsızlığa bir nevi derman... :)

25 Ekim 2017 Çarşamba

Klavye Delikanlıları

Ne kadar erken kalkmak istersem vücudum inadına daha yoğun bir gündüz uykusunun içine gömülüyor. Sabah 8'e kurulu alarmla nasıl 12'de kalktım kesinlikle anlamıyorum. Çalışmıyorken fazla uyku vicdan azabı yaratıyormuş, onu anladım.

Kaç gündür meteorolojinin böğürdü yağmurlar uyandığımda sanatını icra ediyordu. Dışarı çıkmak gibi bir planım yoktu, adım dahi atmadım... :/

Yulaflı bir sabah maması yaptım. Geç kalkmanın mutsuzluğunu bir süre suratıma yansıtarak dolaştım. Biraz kendime gelince de elim kahve yapmaya erişti. Onun eşliğinde azcuk buralar ve sosyal medyayı kurcaladım. Daha da kendime gelince baktım babamın da keyifler ne yapacağına karar veremez halde, hadi dedim film izleyelim.

Teknoloji ile imtihan başladı. Babamın bilgisayarda hdmi yok, televizyonda internet bağlantısı yok... Mecbur benim bilgisayarı bağladık. Huyunu biliyorum ama dedim belki utandırır. Açtık Uluslararası Bir Suikastçının Gerçek Anılarını eğlenerek izleriz gibi gelmeye başlamıştı ki benim pc çat diye kapandı. Biraz bekleyip yeniden açtım, cık, yine kapandı. Utandırmadı, bildiğini okudu. Var bir karın ağrısı, ne yapsın! (yaa anla ne arada derede yazıyorum! :P )

Neyse sonra hazır elde bulunanlardan şansımızı denedik. Ne zamandır Kaptan Fantastik izlemek istiyordum, onu seçtik. Çok da iyi güzel oldu... :) Fermina Hanım'ın yazısından etkilenip mısır bile patlattım. Normal mısırı internet tarifi üzerine mikrodalgada patlatmayı denedim, lezzette aradığımı bulamadım. Bir dahakine tembellik yapmamaya karar verdim. "Filmi de hele" derseniz, izlemeyenler varsa diye hiç spoiler verme tehlikesine girmeyeyim. Sadece baştan son sahneye kadar "acaba yapabilir miydim" diye düşündürse de sonuyla beni tatmin ettiğini, "he yaa işte bu iyi" dediğimi söyleyeyim. Kesin izleyin diyebileceğim bir film... [ben kim köpeğim acaba! :) ]




Bugün televizyondan kopamama günüymüş anlaşılan. Her günkü Kelime Oyunu izleme faslımızın ardından bulaşıkları topla, çamaşırları as derken sıra geldi bugünün kendinden bahsetme faslını izlemeye...

Sezon dizilerinin çoğu hakkında aşağı yukarı fikrim var. Annem izlerken denk gelmesem youtube, instagram bir yerlerde tanıtımlarını görüyorum. Aralarından en ilgimi çeken Klavye Delikanlıları oldu. Entrika ve gerilim istihkakımı yabancı dizilere harcadığımdan türk dizisinde absürdlüğe, küfüre allah ne verdiyse amaçsızca gülme arıyorum. Hepsi bu dizide var. O yüzden tv'den değil puhutv üzerinden internetten takip edip biplere takılmıyorum. :) Ama bugün o konuda da bir değişiklik oldu. Babam "senin dizinin günüymüş gel beraber izleyelim ben de merak ettim" deyince tv önü mesaisi devam etti. Dizi şimdilik ihtiyacı karşılıyor, bakalım... 

Bu sefer gün bitmeden yetişemedim. Siz bunu salı günü olarak sayın olur mu?

:)