4 Kasım 2017 Cumartesi

Newsify

Evden çıkmak istemediğim günlerde bile adımımı dışarı atmamla birlikte olayın rengi değişiyor. Dün eski ofis arkadaşlarımla öğle molalarını harcadıktan sonra eve gelip yenice doğum yapmış bir arkadaşıma gittim. Sonra tekrar eve gelip lise arkadaşlarımdan üçüyle buluştum. Yetmedi oradan başka iki arkadaşımın yanına bira içmeye kaçtım. Böyle günlerde sonunda eve geldiğimde gereğinden fazla insanla iletişim kurmuşum gibi geliyor. Ama işte o ilk adım... :))



Bugün de tam tersine neredeyse telefonla bile iletişim kurmadım. Toplamaya ve atmalara doyamamış bir şekilde ıvır zıvır ve anı adı altında sakladıklarıma dalış yaptım. Dün gittiğim arkadaşın sekiz kiloluk bebeğini bir süre kucağımda eylemem neticesinde marshmallow kaslarım ağrıdığından işleri bir hayli ağırdan aldım. Kas konusunda pambuk şeker iken esneklik konusunda da tam bir kütüğüm. Her şey sırayla... Bu konuyla da ilgileneceğim. (Amin!)

İşleri ağırdan alırken bir yandan da kaç gündür okuyamadığım bloglara uğradım. Bilgisayarın gözünü seveyim ben... Dün telefondan iki satır yazacağım diye canım çıktı. Okumak bir derece de, teknolojiyi seven ben bile bu tarz şeyler için telefonu kullanamıyorum. Okumak için de işimi nasıl kolaylaştırırım diye bakınırken kendimce faydalı bir uygulama buldum. Bir süredir dışarıda yakaladığım boşluklarda blogları Newsify'dan okuyorum. Son zamanlarda senkronizasyon konusunda sıkıntı yaşasam da genel olarak memnunum. En işime gelen özelliği internet olan bir yerde gerekli veri transferini sağladıktan sonra internet olmayan yerlerde de okuyabilmek. Toplu taşımada metroyu tercih ettiğimden sanırsın benim için yaratılmış. :)

Blogger'ın kendi uygulamasının nanay olduğunu biliyorum. Blog yazma ve okuma konusunda sizde de faydalı arkaaşlar var mı?

3 Kasım 2017 Cuma

*

İçinde “ben seni huzurum diye kaydettim” cümlesi geçen bi kavgaya denk geldim. :))
Dünya si..me minare gö..me yaşayabilmek için n’olur aşık olalım! Diğer türlü hiç çekilmiyo başka dertler...

Günün bilgisi: Her koşulda ve dahi yürürken bile çaktırmadan dinlerim. :)


***sabahtan beri dışardayım, bunları da görev bilinciyle bira içmeye giderken otobüste yazıyorum. Bilok çok şahane <3


Hamsi Tuşu

Esas konuya girmeden önce bir maruzatım var. Ben Ezgissimo'dan duydum. O da Yazdan Kalan aracılığıyla bize iletmiş. Kısaca Bitlis'e çorap yolluyoruz!  Uzunca; Bitlis'teki yatılı bir kasaba okulunun 600 mevcutlu ayakları -3 derecede donmasın diye 7-13 yaş aralığında kızlar için külotlu, erkekler için diz altı kışlık çorap toplanıyor. Ben dün akşamın bir vaktinden sonra gördüğüm için dönüp buraya yazamadan bugün bir kargo gönderdim. İşsizlik parasızlığımla artık ne yapabilirsem derken anneannem, teyzem ve ablam da katılınca sanırım bir şeyler başardık. Fakat erkek çocuk için dize kadar kalın çorap bulmak ne zormuş arkadaş! İlk önce kadın çoraplarının erkek çocuk ayağına olabiliyor olmasından yola çıkarak erkek desenlilerinden seçtik. :) Sonra başka bir tükkanda çok uzun olmasa da kalıncana erkek çocuk çoraplar bulabildik neyse ki... Siz de katılmak isterseniz durasella@msn.com mail adresinden Yazdan Kalan ile iletişime geçebilirsiniz.

İlgili kargo işim öncesi anneanne ve teyze ziyaretine gittim. Bir takım cisimlerin etrafına tel dolayarak nasıl kolye yapabiliriz çalışmasında bulunduk. Teyzem yapınca başarı elde edildi ya, du bakalım ben nasıl becereceğim. Keşke olsa da şoralarda foto yayınlasam göynümce... 

Ziyarette ablam da vardı, dönüşü bizim eve yaptık. Menüde çoğu gelişinde olduğu gibi söölemesi ayuptur balık vardı. Haftada en az bir öğün balık tüketiyoruz. Babam sağolsun... Balığı seviyorum ama babamın düzen nizam intizamı olmasa her hafta ihmal etmeden yer miyim, bilemiyorum. Bir İzmirli olarak kendisi ağlamasın diye çoğunlukla yanında rakı da tüketiyoruz. <3 (Bu kısmı ihmal etmiyorum işte...)

gençken :P

Tüm ağlatmamalı sevgime karşılık bu arkadaşlardan hamsi beni zehirliyor. İlk deneyimi Rize'de, ablamın zorunlu hizmeti sırasında yanına gittiğimde yaşamıştım. İkimiz beraber yedik, onda bir şey yok, ben pert! Tesadüftür dedim, başka seferinde Marmaris'te yedim. Yine beraber yediğim 4-5 kişide bir şey yok, ben patates... O günden sonra bir daha zorlamadım. :) Ama öyle bokboğazım ki sonrasında koşarak eve gideceğimi bilirsem hamsili pilav falan denerim gibime geliyor. :D

Hamsi dışında Sardalya ve somon da ciddi rahatsızlık veriyor. Hayatımı etkileyen bir durum olmadığı için konuyu araştırmadım. Yemiyorum olup bitiyor. Yine de fazla omegayı öğütemediğime dair bir tahminim var. Vücut omegayı alıp beyni çalıştırmak zorunda kalmayı reddediyor olabilir! :)

Günün geri kalanını bir takım iş başvurularına ayırdım. [O yüzden bu kadar geçe kaldım. Fermina Hanımcığım çomakla itelemeden belirtmiş olayım. :)) ] Başvurulardan bir tanesi için daha ümitliyim ya da olacakmış gibi düşünmek istiyorum. O yüzden şimdi hep beraber evrene "Saçaklı için hayırlısıysa olsun" mesajı iletebilir miyiz? Daha o evrenden sekecek, doğru adresi bulacak... ohooo çok işi var... 

:P

https://tr.pinterest.com/pin/426082814732062100/
İş bulma hızım (temsili değil)
:)

1 Kasım 2017 Çarşamba

Çızık Zeytin

Bizim evde zeytin anam ve babam sayesinde evde kuruluyor. Çizik, kırma, sele... Ayrı ayrı uğraşıyorlar. Yapım aşamasında beni de evde kıstırırlarsa yardım ediyorum. Onda da çizici ya da kırıcı görevini üstlenip daha sonra sofraya gelene kadar ellemiyorum. 

Bu ellememe durumunun şimdiye kadar iki istisnası oldu. Biri, yazıyı yazmaya karar verdiğimden beri düşündüğüm, ama yılını bir türlü hatırlayamadığım bir sene, diğeri de bu sene. O hatırlayamadım yıl 2009 ya da 2010 olmalı diye düşünüyorum. Mağazacılık sektöründeyim, markete kurulmak üzere zeytin gelmiş, aşık olduğum bir manitam var. Birkaç danışmadan sonra yarım litrelik pet şişeye aldığım zeytinleri çizip çizip atmaya karar verdim. "Her gün suyunu değiştirirsen olur, başka bir şey yapmana gerek yok" demişlerdi, gerçekten de süresini yine hatırlamadığım bir zaman sonra oldular. :) Ben de bir kurdele eşliğinde sevgilime hediye etmiştim. Baya mutluluk yarattı, öyle bir ilişkiydi... Hatta evin anneannesi tadıp beğenmiş, zeytinler onun olmuştu.

Bir süre bakındım, o zamana ait bir zeytin fotosu bulamadım. Neyse ki bu senenin zeytin kurma mevsimi işsizliğime geldiği için yeniden kolları sıvadım. Duramam, fotoğrafı yapıştırdım.


13 Ekim'de kurmuşum, halen suyu değiştirmeye devam... İstediğim tada ulaşınca haber vereceğim. Ulaşamazsam bunlar hiç yaşanmamış gibi yapacağız, tabii ki! :)

Yaani demem o ki; hediye vermekten kendimce anlarım. Bir mektup ve bir hediye ile bir ünlüye adımı öğretmişliğim bile vardır. [hayır, bu başka bir yazının konusu değil! :) ] 
İlkokuldaki anketlerin "hediye almayı mı vermeyi mi seversiniz" sorusuna vermeyi diye cevap verirdim. 
Aklıma geldikçe yapılabilecek hediyeleri defterime falan not alıyorum. 
Lise yıllarımda gidip gidip arkadaşlarıma küçük hediyeler alır, sürprizlerle verirdim. Artık bu sıklıkta olmasa da hala yabıoz bişiler! :)




***Konuyu bağlayamamalarım aşağıdaki skecin dayı karakterini hatırlatıyor. Hepsini izlemeseniz de olur ama dayı kısımlarına allaaaşkına bir bakın! Cidden var ayol böyle tipler! Biri de ben... :)))