8 Ekim 2017 Pazar

Yere Batsın Lahmacun! ~ Çelınc Gün 28

Bugünün geleceği ta en başından belliydi!
Bir sene önce çelıncın En sevdiğiniz 3 müzik grubu hangisi? sorusuna ne yanıt vermeyi düşündüğümü hatırlamaya çalışıyorum. Büyük ihtimal bugün yapacağım gibi kaytaracaktım, nihoha... :)




Dönüp dolaşıp aynı yere gelmiş olmak istemiyorum (müzik cahilliği). O yüzden bu soruyu "en sevdiğim" değil de orada burada rastladığım ve bir şekilde beğendiğim 3 müzik gurubu olarak cevaplayacağım.

İlki Necati Ve Saykolar olacak. Dar müzik dimağıma dayanarak daha önce canlı performanslarını dinlediğim kimselere benzemiyorlar. Yer yer "noluyo lan o sahnede" dediğimi hatırlıyorum. Cıvık bacım afedersin!.. :) Bir bakın bakalım size de ilginç gelecek mi, belki de zaten biliyorsunuz;




İkinci sırada Trio Mandili geliyor. Eski blog komşularımızdan Mr. E sayesinde haberdar olmuştum kendilerinden. Naif ve dinlendirici buldum. Kliplerin tatlışlığı da ayrı bir beğeni unsuru, baksanıza; ^_^




Üçüncü ve son olarak da Yüzyüzeyken Konuşuruz diyeceğim. Ne eksik ne fazla, yeter miktarda bunalım var şarkılarda. Bana mı öyle geliyor;




Senseilerim (takip ettiğim bağzı biloklar) müzik ve kitap konusunda çıtayı arşa taşıdıkları için yazmaya başlamadan önce "ulan ben ne desem boş" triplerine giriyorum ama sonlara doğru "he sanki diğer konularda yazınca çok dolu" diyerek rahatlıyorum, ahahah :D

(Bir sonraki soru olan korkulara giriş yaptım, kıps!) :P

Adeta Bir Kasırga ~ Çelınc Gün 27

Çelınc insanı rezil de eder vezir de!
Dağınık mısınızdır yoksa düzenli mi? sorusuyla bugün benim için rezillik günüymüş demek!

Yazı boyunca müsaadenizle yer yer klişeye düşeceğim.
Bunlardan ilki "dağınığım ama aradığım şeyin nerede olduğunu bilirim (yani çoğu zaman...) şekerim" olacak. Oraya buraya atılmış eşyalardan hangisinin altında don, hangisinin altında okumakta olduğum kitap var bilirim misal! Ya da 128 tane kalemin arasından hangisi eksik hemen fark ederim!

İkinci sırada "gündelik hayatımda ne kadar dağınıksam işte de o kadar düzenliyim (valla bak!)" yer alıyor. Ve bu konuda da ciddiyim. Tamam, kişisel eşyalarım yine dağınık durur ama işle ilgili şeyler etiketlenmiş yerlerinde bulunur ve başka biri telefonda dahi bir şeyin yerini tarif etmemi isterse nokta atışla yardımcı olurum.

"Bir başkasının alanını zinhar dağıtmam" klişesi üçüncü sırada yer alıyor. Daha geçtiğimiz hafta iki günüm yeni doğum yapmış arkadaşımın evinde kullandığım bardağı bile hemen yıkayarak geçti. (titizler şuan "e bunun nesi olağandışı" diye ağızlarının kenarlarını kıvırıyor, görüyorum!) Ha diyelim ev arkadaşım var ve bir süre evde bulunmayacak, o zaman her yeri o gelene kadar dağıtırım, yalan yok! :) Gelmeden toplarım ama, üstüme gelmeyin. :P

Yok biz yazıyla olayın ciddiyetini anlayamadık diyen varsa bir de görsellerle özet geçeyim, ikisi de ablam tarafından "bak sen ehehe" diye gönderildi;





Bir de aşağıdakinin sandalye ve yatak arasında gidip-gelen yığın versiyonu var! :))


Tüm bunların yanında konuyla ilgili içinden çıkamadığım bir ikilem de yok değil. Dağınıklık bir yerden sonra çığrından çıktığı için mi kafamı da toplayamıyorum yoksa kafamı toplayamadığım zamanlarda mı dağınıklık çığrından çıkıyor bir türlü çözemedim. Böyle zamanlarda odayı toplamak sanki bir süreliğine beni hayata dair ümitlendiriyor. Sırf bu hissi yaşamak için bile etrafı dağıtmama değer! (Akıllanmıyor!) 

:)

3 Ekim 2017 Salı

Zamana Yayma Başganı ~ Çelınc Gün 26

Nasıl bir "zamana yaymak"sa artık... 
Neyse durun hiç ürkütmeyelim! Şu aşağıdakini tamamlayacağım, zamanla... o.O

https://sacaklininnotdefteri.blogspot.com/2016/04/havar.html

Ziyaret etmek istediğiniz on yeri sıralayabilir misiniz? diye sormuş çelınc zamanında... Sıralayamam! Yani bir süredir düşünüyorum, lakin nasıl sıralasam bilemedim. Ülke isimleri vererek geçsem çok genel olacak. Mekana kadar indirgesem, e on diyor... Isınma turu olarak kabul edip ortaya karışık bırakıp gideceğim.

Cuba; ki şurada dolmuş tutup blog komşularımızla gitmeyi planlamıştık! :)



Yeni Zelanda; nedeninden tam olarak emin değilim. Yüzüklerin Efendisi okumuş, izlemişliğim bile yok üstelik... o.O (abavvv! itirafa gel...) çağırıyor bir şekilde.


Amsterdam; her giden arkadaşımın "senin kesin gitmen lazım" demesinin biraz etkisi var sanırım. Sırf neden böyle söylediklerini anlamak için bile ziyaret etmek istiyorum.


Oktober Fest; Almanya'da bulunmak istediğimi biliyorum. Neresinde ve neden sorularına bir cevabım olmadığından cevap bu... Özet olarak cahillik diyebiliriz bence...


Mostar; ölmeden önce görülecekler listesinden ziyade Gündüz Vassaf'tan Mostari'yi okuduktan sonra oluştu sanırım bu istek...


İskoçya; Aslında 2012 yılında Edinburgh'da 3 gün de olsa geçirebildim fekat yetmedi a dostlar! Dağdan bir kız inemedi döne döne... :)


Kuzey Işıkları; her nereden görebileceksem farketmez. Tabii gönül ister ki karanlık, cam tavanlı, sıcak bir ortamda dönenerek izleyelim ama şimdilik her türlüsüne kabul! (Varım diyoooor!)


Mardin; yurtiçinde gitmeyip de merak ettiğim yerlerin başında geliyor. Yine bir kara cahillik, yine bir yeme-içme, ağız açık gezme isteği...


Maldivler; Tek ve yancıya ihtiyaç duymayan sebep; deniz!


Deniz Feneri; Tam adres veremiyorum ancak aşağıdaki gibi tam denizin ortasında bulunuyor olmalı. Bir tam günü geçirmek nasıl bir his olurdu merak ediyorum.


Böyle böyle şu aralar blogları canlandıran çelıncları yapmaya benim de yüzüm olacak. Hayır, geç kalmadım!

:)


18 Eylül 2017 Pazartesi

Selamınaleyküm!

En son buralara uğradığımda hafif melankolik, deniz sezonunu yeni açmış (29 Mayıs 2016) bir Saçaklı varmış.

"Ulan ne olmuştu acaba" diye şöyle bir düşündüm. Aşk acısı... Ayy ne illet bir şey, bütün yaşam enerjin çekiliyor. Ama biliyorsun ki sonra geçiyor. :) Kimi sefer hemen biraz sonra geçiyor, kimi seferde de ciğer soldurma sonrasında geçiyor. Yine de kalp denen bir organın olduğunu hatırlamak için güzel bir yol.

O zamandan bu zamana kadar geniş bir özet çıkartmaya kalkmayacağım. Bir deniz sezonluk saçmalasam yeter...
Yeni işe gireli 4 ay falan olmuştu, ona alışmaya çalıştım (ki şuan orada da çalışmıyorum :))) ). 
Instagram fotoğraflarımdan çıkarttığım kadarıyla;
 bolca Bastet'i kucaklamışım,
 kalp taşlar bulup düz taşlar boyamışım,
 bir bayram sabahı aniden çıkagelen Keşkül'ü sahiplendirmişiz (ki şu sıralar o da evden kaçmış :(  ),
 ip bileklik örmeyi öğrenmişim (tek model),
 vakit buldukça arkadaşlarla buluşup içmişim,
 Datça'ya gitmişim ki Nadire'nin izinden dolaşmak bir harikaydı [ :) ] ve Palamütbükü favori denizlerin arasında yukarılara yerleşti,
 3 arkadaş küçük bir İtalya turu yapmışız (bence buna ayrı bir yazı yazılabilir).

Sonra 8 Ekim'de deniz sezonu benim için aşağıdaki şekilde yağmurlu, hafif dalgalı ve cillop şekilde kapanmış. (Hayır sonrasında zatürre olmadım! :)   )




Hep iyi şeyler olmadı tabii ki... Buranın ve kullandığım diğer sosyal medyaların da iyi yanı bu sanırım... Geri dönüp bakınca "fena değilmiş be" deyip umutlanıyorum.