7 Kasım 2017 Salı

Kafa Kol

Dün akşam keyfim yoktu. Öyle, nedensiz... Regl olmama az kalmıştır, ondandır muhtemelen... Boynum da ağrıyordu zaten bir süredir. Sardım boynuma bir atkı, saat 20:30 sularında girdim yatağa. Çok geçmeden uyuduğumu tahmin ediyorum. Gece 02:00 gibi tuvalete kalkıp biraz debelendikten sonra yine uyudum. Sabah da 10:00 gibi uyandım sanırım. Şaka gibi ama değil. 

Uyuyorum.

Geçen gün arkadaşın sekiz kiloluk bebeğini bir süre taşıdıktan sonra kahve fincanını kolumun titremesinden ağzıma götürememiş, artık gidişatı değiştirmenin vaktinin geldiğini iyice anlamıştım. Bugün hafif bir kahvaltının üzerinden iki saat geçmesini bekledim ve arka sokağımızdaki spor salonuna gittim. "Benim güçlenmem lazım ama ayağımda da sakatlık var" dedim. Adam beni ölçtü, biçti [ 93-81-98  :(( ] ve bir program yazdı. Sonra baktı benim kaslar gerçekten marshmallow "siz bunları 4*10 değil de 3*10 yapın" dedi. Yaptım. Hala saçlarımı yıkayabilecek kadar kollarımı yukarıya kaldırabiliyorum! :)

Yanılmıyorsam 2003 senesiydi. Köprülü Kanyon'da rafting yapmıştık.
- Suyun döküldüğü yere gidelim miii?
- Eveeeet!
Lan salak! Belli ki suyun akış yönünün tersine gideceksin, senin neyine!? Bir metrelik mesafeyi on dakikada falan gidebiliyorduk sanırım. Akşam dönüp de duşa girince acı gerçekle yüzleştik. Kollar boyun hizasından yukarı kalkmıyordu. Bildiğin et kesmişiz. Gördük eb... suyun kaynağını. Bir güzel soğuk suyun altına da sokmuşlardı. O yüzden benim için et kesmenin ölçü birimi kolun kafaya kalkabilmesidir. Onca yatışın ardından ilk spor günü için iyiyim. Kafamı kendim yıkadım! :)

https://tr.pinterest.com/pin/741053313656407438/



5 Kasım 2017 Pazar

Yazıyla Sekkiz!

Bir utanç tablosunu "çaaat" diye gözler önüne sererek başlamak istiyorum. 2017'nin başından beri sadece 8 (sekiz) kitap okumuşum. Bu sayıyı bir, bilemedin iki ayda yakalayabilen sürüyle insan tanıyorum. Sor daha önce yılda elli mi okuyordun diye... Aşağı yukarı hep bu sayılar... :/ Zararın neresinden dönersem kar diyerek bu sefer yıl bitene kadar ayda birden on ikiye tamamlamayı planlıyorum. Birazdan gidip kitaplıktan dört adet ince kitap seçmem gerek! :P

Genellikle tercih ettiğim bir tür yok. Sadece, bir türk bir yabancı yazar şeklinde gitmeye çalıştığımı fark ettim. :) Goodreads tarzı sitelerden haberdar olmadığım zamanlardan beri facebookta açtığım herkese kapalı bir albümde biriktiriyorum okuduklarımı. Fotoğraflarını okuduğum ay ve yıl ile birlikte kaydediyorum. Kaçıncı basımsa fotoğrafta da onun olmasına dikkat etmek gibi saçma bir takıntım var. (Onun yerine oku be kadın!)

Son okuduğum kitabı bugün bitirdim. New Orleans Cinayetleri - Ray Celestin. (Fermina ve Bayansilvia'dan araklamıştım.) Başladığım ve bitirdiğim tarihleri de genelde kitabın arasında bulundurduğum bir kağıda not alıyorum. İki ayda bitirmişim... Polisiye roman bu ya, iki ay nedir allaaşkına! 



Günün bilgisi; bisiklete binebiliyorum.


Filmde, dizide ağırlıklı olarak polisiyeyi, gerilimi, takibi ve iz sürmeyi seviyorum. Şimdiye kadar bu türde Stephen King, Agatha Christie ve son olarak da Ray Celestin okudum.
Aralarında en beğendiğim Agatha oldu. (Ben kim köpeksem, sekkiz la..!) Sherlock serisinden dizi ve film uyarlamalarını seyrettiğim halde hiç bir kitaba teşebbüs etmedim. Onu da İngiltere'deyken aldığım kalın bir ciltle, ingilizce olarak halletmeyi 'düşünüyorum'. Dil öğreneceğim diye gömdüğüm bütün biriktirdiklerime bence bunu borçluyum! :)) Şaka bir yana gittiğim ve gideceğim iş görüşmeleri için de ingilizce alt yazılı dizi izlemeye başladım. Karpuz gibi yatınca bir şey olmadı, bir de böyle deneyelim. :D

Kendimi yeterince gömebildiysem ilk önce ince kitaplarımı seçip sonra gidip akşam yemekleri için asli görevim olan salata yapımına geçeceğim. Yeterli bulmadıysanız haber verin yorumlarda devam edeyim.

:)


4 Kasım 2017 Cumartesi

Newsify

Evden çıkmak istemediğim günlerde bile adımımı dışarı atmamla birlikte olayın rengi değişiyor. Dün eski ofis arkadaşlarımla öğle molalarını harcadıktan sonra eve gelip yenice doğum yapmış bir arkadaşıma gittim. Sonra tekrar eve gelip lise arkadaşlarımdan üçüyle buluştum. Yetmedi oradan başka iki arkadaşımın yanına bira içmeye kaçtım. Böyle günlerde sonunda eve geldiğimde gereğinden fazla insanla iletişim kurmuşum gibi geliyor. Ama işte o ilk adım... :))



Bugün de tam tersine neredeyse telefonla bile iletişim kurmadım. Toplamaya ve atmalara doyamamış bir şekilde ıvır zıvır ve anı adı altında sakladıklarıma dalış yaptım. Dün gittiğim arkadaşın sekiz kiloluk bebeğini bir süre kucağımda eylemem neticesinde marshmallow kaslarım ağrıdığından işleri bir hayli ağırdan aldım. Kas konusunda pambuk şeker iken esneklik konusunda da tam bir kütüğüm. Her şey sırayla... Bu konuyla da ilgileneceğim. (Amin!)

İşleri ağırdan alırken bir yandan da kaç gündür okuyamadığım bloglara uğradım. Bilgisayarın gözünü seveyim ben... Dün telefondan iki satır yazacağım diye canım çıktı. Okumak bir derece de, teknolojiyi seven ben bile bu tarz şeyler için telefonu kullanamıyorum. Okumak için de işimi nasıl kolaylaştırırım diye bakınırken kendimce faydalı bir uygulama buldum. Bir süredir dışarıda yakaladığım boşluklarda blogları Newsify'dan okuyorum. Son zamanlarda senkronizasyon konusunda sıkıntı yaşasam da genel olarak memnunum. En işime gelen özelliği internet olan bir yerde gerekli veri transferini sağladıktan sonra internet olmayan yerlerde de okuyabilmek. Toplu taşımada metroyu tercih ettiğimden sanırsın benim için yaratılmış. :)

Blogger'ın kendi uygulamasının nanay olduğunu biliyorum. Blog yazma ve okuma konusunda sizde de faydalı arkaaşlar var mı?

3 Kasım 2017 Cuma

*

İçinde “ben seni huzurum diye kaydettim” cümlesi geçen bi kavgaya denk geldim. :))
Dünya si..me minare gö..me yaşayabilmek için n’olur aşık olalım! Diğer türlü hiç çekilmiyo başka dertler...

Günün bilgisi: Her koşulda ve dahi yürürken bile çaktırmadan dinlerim. :)


***sabahtan beri dışardayım, bunları da görev bilinciyle bira içmeye giderken otobüste yazıyorum. Bilok çok şahane <3