3 Mayıs 2016 Salı

Nereye Sıçacaklar!* ~ Çelınc Gün 21

Yirmi bir gün nasıl geçti anlamadım. Tamam her gün yazamadım belki ama bak, Sizi güldüren 5 kelime ya da söz öbeğini listeler misiniz?'le yetiştim meydan okumaya. Abartıyor gibi görünmeyeyim ama bitince ne pok yiyeceğiz hiç bilmiyorum. Enseyi karartmayıp anlatıyorum...

Denizli'de kahvaltıcı arıyoruz. Çok güzel bir yer buluyoruz ama nasıl dolu. Zar zor bir masa ediniyoruz. İyi güzel de neredeyse bir saat geçiyor kimse ilgilenmiyor. Kızıyoruz, kalkıyoruz. Başka bir yer arayışına geçiyoruz. Burası da güzel zaten karınlar artık çok aç, bir yer daha bulmaya kalkarsak birbirimizi yiyeceğiz. Yine zor da olsa bir yer bulup yerleşiyoruz. Denizli'li arkadaşlarımızdan bir tanesi "Kahvaltının hepsini yığmadan önce bir şeyler getir de *gabalayalım usta" diyor. Hönk! :) Meğer biraz da olsa açlık bastırmak, açlığın kabasını almak anlamına geliyormuş. O günden beri dilime dolandı. Bir ara whatsapp grubumuz bile vardı bu isimde. :))

Parodi olduğunu çok sonradan ilgili oyuncuyu bir filmde tanımamla ancak anladığım, o güne kadar memleketim insanı olmasına içtenlikle gülümsediğim, o günden sonra hayal kırıklığına uğramak yerine adamın oyunculuğuna hayran kaldığım büyük ihtimalle çoğunuzun bildiği şu aşağıdaki videoda geçen *caydım diyebilirim. O kadar komik yerin arasından en çok buna gülüyorum. Gün içinde kullandığım oluyor lakin Saçaklı'ya yine kendi kendine gülmeler... :))


Rahmetli babaannemin *ye beni kurt lafı! :)) Efenim kullanımını veriyorum hazırsak; korku filminde misal hanımkızımız polisi arayacağına karanlıkların içine doğru yürüyor ya... hah işte tam orası için "al işte, ye beni kurt" şeklinde kullanabilirsiniz. Bak bu aile sırrımızı da verdim, değerinizi bilin! ^_^

Her türlü şey için son anda hazırlanmaların ustası olan Saçaklı'ya babası tarafından en çok kullanılan moral öbeği *koşarken belli olmaz! Çünkü çorabı kaçmıştır yedeği yoktur... çünkü en sevdiği pespaye kotunun üstünde aslında leke vardır... çünkü yakası dar diye kestiği tshirtü yamuk kesmiştir... ya da birbiriyle çok alakasız şeyler giymiştir... ama olsundur çünkü koşarken belli olmazdır... <3

Bi de demeyim dedim ama *bıçak kemiğe dayandı beyler!!  o.O



***hile yapıp başlıkla birlikte altıladım, ıhııı..***

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Siyatik ~ Çelınc Gün 20

Sevgili blog,
Bu satırları sana salonun yerinde yüz üstü uzanmış olarak yazıyorum. Çünkü şartlar itibariyle durabildiğim pozisyon bu! :/ Sırtım gonşular... Daha doğrusu belim, kuyruk sokumum ve sağ bacağım... Siyatik oldum bu yaşlarımdan sonra. 2014de Dragon yarışlarına katıldığımda yamulmuştum ilk. Bir ara hatırlatın da yarışta nası kürek çekemediğimden bahsedeyim... :))

Sonra tansiyonuma geçeyim... :P yok be çıtırım ben! ne biçim hayallerim var uuu, acayip... 

Ferhan Şensoy'un Hacıkomünist'ini okumamla Küba bileti bakmaya başlamam aynı zamana denk geliyor. Hiç bir zaman o biletleri alıp gidemeyeceğime inanmam da yine hemen hemen aynı tarih... :) olsun yine de içimde sürekli bir gitme isteği var oraya doğru... Mevsimlerden yazı seviyorum demiştim. Fotoğraf açısından da beni çokça tatmin edeceğine eminim. Bir de ruhu var tabii en önemlisi. Küba Günün birinde nereyi ziyaret etmek ya da nerede yaşamak isterdiniz? sorusunun ziyaret kısmının cevabı. Zira kendimi biliyorum ki o imkanlarla da bi yere kadar. Mesela 60 :P 

Yaşamak için göynümde yatan aslan Yeni Zelanda sanırım. Evet, hala kararsızım. Yaşamak istediğim yerden çok şartlar ön planda. Ne bileyim duruma göre 1 odada kaosun ortasında da yaşayabilirim (ki böyle bir şeye doğru gitmeye niyetliydim, nese...) diğer bir durumda sarayda da şaapabilirim yani ööle çerçeveler koymuyorum ahhahah :D

Maksat karmaya, evrene, carta curta mesaj vermekse eğer; 

1 Mayıs 2016 Pazar

Blush Ne Yea! ~ Çelınc Gün 19

Geçen cuma öğlen vaktinde ofisten ayrılıp havaalanına doğru yol aldık. Uçağımızı bekledik ve İstanbul'a indik. Buraya kadar olan her şey benim için neredeyse her yıl, yılda ortalama iki kere olan bir durum. Alışık olmadığım kısım havaalanından çıktığımızda özel araç ve şoförümüzün bizi alması oldu. Ritüelim Havataş'tır. Oradan otelimize geçip sırt çantamızı bıraktık. Ritüelim arkadaş evidir! :)) Alışveriş merkezine geçtik. Bugüne kadar herhangi bir İstanbul seyahatimde alışveriş merkezine gittiğimi hatırlamıyorum. Bunu söylediğimde yanımdakilerden "köyden indim şehere!" muamelesi gördüm ahhahah :D
Yeter miktardaki zamanı burada öldürdükten sonra benim hikaye başladı. İlk önce bir kanatçıda (offf bayılırımmm) rakı ile kaç kilo tükettiğimi hatırlamadığım miktarda kanat yedim. Sonra Nişantaşı'nda bir gece kulübünde blush içerek Yonca Lodi dinledim ki sanırım hayatımda ilk defa dinledim. Çıkmadan iki shot tekilayı yolluk yaptım. Her yerden her yere giderken olduğu gibi özel aracımız ve şoförümüz bizi aldı. Otele dönüp dinleneceğim sanarken bir anda geceye devam etme kararı alındı. Daha salaş ve içkisiz bir organizasyon olacağı konuşulduğundan otele girip üstümü değiştirdim. Arabaya geri döndükten sonra "abi Reina'ya çek" dendiğini hatırlıyorum! o.O Şoför abinin "yalnız ablayı böyle içeri almayabilirler" dediği hala kulaklarımda çınlıyor. :)) Tam olarak şu aşağıdakiler vardı üzerimde, bir de spor ayakkabım. 



Sadece yatarken olmasa bile kendi tarzım yerlere giderken giyiyorum bu tshirtü. Ama bana Reina demediniz ki! Neyse herhalde özel araç ve şoförün bir havası mı var nedir ben bodyguardların arasından rüzgar gibi geçerek girdim. Hatırladığım kadarıyla kimse de "bacım nereye gidiyon" demedi. :) Zaten içeride kırkbeş dakika kadar sabredebildim. Söylenen vodka-enerjinin çoğunu bırakıp çıktım.

Sabah dönüş uçağımız 11deydi. Uyanmamla birlikte başıma yapışan ağrı eve girip uyuyana kadar geçmedi. Bütün yolu başım elime yapışık şekilde geçirdim. Alnıma bastırmak iyi geliyordu. 
İmza günü vesilisiyle İzmir'e gelmekte olan Penguen ekibi de bizim uçaktaydı. Bir tek o kısımda bir süre "oha neden bu kadar içtim ki" dediysem de pişman değilim. Çok da güzel içtim çok da iyi içtim! Hiç benlik olmayan kısa bir tur yaşayıp döndüm. Aslına bakarsanız böyle bir şeye bir süredir ihtiyacım vardı. Nese...

Bütün bunları niye anlattım? :)) Ondokuzuncu gün Satın aldığınız son giyisilerle birlikte bir fotoğrafınızı paylaşır mısınız? diye sorduğu için. :)) Şu üstteki renkli hırkamsı şeyi aldım en son. Soru aslında üzerimizde olmasını gerektiriyor. O akşamdan kalma şu fotoğrafı bırakıyorum öyleyse aşağıya... (göremediğiniz o surat ama ne sarhoş! :D )


"Dünya Tuttu" ~ Çelınc Gün 18

Katıldığınız ilk konser hangisiydi? diyor çelınc onsekizinci günde...
Katıldığım son konser hangisiydi ki ilk konseri hatırlayayım! Hafıza gerektiren meydan okuma soruları beni biraz tedirgin ediyor. Hatırlayamıyorum. Belli ki özel bir şey olmamış, özel biriyle de gidilmemiş...

Yine de Teoman konseri olduğunu tahmin ediyorum. Fuar'da, ben de liseye gidiyor olmalıyım. Kuru kuruya, çaylı herhalde... :))

Saat itibariyle biraz huzursuzum. Ya yediklerimden ya da huzursuzluktan. En zayıf yerim midem. İlkokuldayken mide kanaması geçirmiş bir çocuk olmamdan mı yoksa böyle biri olduğum için mi ilkokulda mide kanaması geçirdim net değil. Bildiğim şey sevinç, korku, mutsuzluk .. hepsi mideme vurur benim...

Ergenim ben... :))